Gecenin segahı mesken edindi yüreğimi,umut mahsulu saatler bana varmadan ölüyor.
Bir kapsüle sığmayacak kadar çoğaldı içimde yaralar,
yarım bardak uykuyla susturamıyorum kendimi..
Dilime acımı bağlayıp haykırıyorum acım dinmiyor...
Haykırışlar yetse de kırılışları anlatmaya,anlattıgını dinletmeye yetmiyor...
Yorgun düşmüş yüreğini dokunmadan tutmuştum,"sus" olup sancılarında,su olup akmıştım
Yeşertmeye çalıştığın ne varsa...
Sen bütün sebepleri buruşturup savururken çöp kutularına
Sonuçları birbirine geçirip yollar yaparken ayaklarına,
Ben sadece kendime söylemişim anlıyorum...
Başını kuma gömüp yaşanmaz hayat...
Sağlam hatta sayısız köprü inşa etmek,
köprülerde yaşamak hayatı nehri akmaz kılmıyor...
Örülen duvarların arkasından bakmak ya da hayata, fırtınaları uzağına düşürmüyor.
Kaçmak ise sadece çözümsüzlük zincirine bir halka daha ekliyor.
Ve dayanılır kılmıyor hiçbir yalancı söylem acıları...
Emir verilmiyor durağan olmayana...!
Acılar yüzleşme istiyor,
Yüzleşme kendine dönüp bakmayı ve tam burada başlıyor
aynalara yeminli dillerin firarı...
''Oysa firar katlanılır kılmaz efkarları ve üstünden
atlayarak aşılmaz hiç bir acı...''
Bir korsan dağınıklığı şimdi bana kalan...
Bakire bir yıldız bile kalmadı
-gök-yüzümde
Hergün biraz daha artan bedeli ödüyorum,bilmem kaç kurşuneskiterek yüreğimde...
Dirhem dirhem sonlanan çağ hatırlatıyor unuttuklarımı anımsıyorum mesela
tüm acılar mutluluklardan doğardı...
Varlığın kaybolan bir günün içinde kalsa da,
Kaybolan günün yamacından sessizliğe vuranlara atılan her ok gecemin karanlığında saklı...
Geceyi kaybolan gün mü karartmıştı yoksa yıldızlar parlamak için geceyi karanlığa mı mecbur kılmıştı...?