Atatürk Hangi Takımı Tutardı - Atatürk Hangi Takımı Tutmuştur - Atatürk ve Futbol - Mustafa Kemal Hangi Takımı Tutardı
Yine "Atatürk F.Bahçeli'ydi" , "F.Bahçe'yi G.Saraylılar" kurdu gibi ilginç tartışmalar başladı. Ama bu gereksiz tartışmalara yol açanlar da hep F.Bahçeliler oluyor... Ve hem cahilce işler yapıyorlar, hem
de tarihi tahrif ediyorlar.
Örneğin;
1- Mustafa Kemal'in 03.05.1918 tarihinde F.Bahçe Kulübü'nü ziyaretini ve ziyaretçi defterine yazdığı yazıyı Internet sitelerinde falan yayınlıyorlar ama yazının altında imza olarak; "ORDU KUMANDANI - Mustafa Kemal Atatürk" yazıyor.
Halbuki Atatürk, 1918 tarihinde Mustafa Kemal'di... Yani Mustafa Kemal'e Atatürk soyadı 21 Haziran 1934'te kabul edilen Soyadı Kanunu gereğince, TBMM tarafından, 24 Kasım 1934'de verildi.
2- Uyduruk bir hikaye daha: Atatürk 10 Ağustos 1928 günü (dikkat edin yine Atatürk deniyor çünkü tarih ve gerçekler umurlarında bile değil, sırf laf olsun torba dolsun), 3-3 berabere biten Gazi Kupası maçından sonra, üçü G.Saraylı ve ikisi F.Bahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi:
'- Burada üçe üçüz... Çünkü ben de F.Bahçeliyim! '
Tabi bu sözleri kim, nasıl duydu bilinmiyor... Doğru olan tek şey, bu maçın rövanşında G.Saray'ın F.Bahçe'yi 4-0 tepeleyip Gazi Büstü'nü almasıdır... Ve, Mustafa Kemal'in bu başarısından dolayı G.Saray Kulübü'ne, yeni Türk alfabesi ile yazılmış ilk resmi tebrik ve teşekkür mektubunu, Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal imzası ile göndermiş olmasıdır. Tarih 04.09.1928
3- Bir de Internet sitelerine, dergilerine falan (photoshop tekniği ile renklendirerek) Atatürk'ün sarı gömlekli ve lacivert ceketli fotoğrafını koyuyorlar ki, buna çok gülüyorum. Çünkü, ünlü modacı Faruk Saraç (babası Atatürk'ün özel terzisiymiş) bir röportajında Atatürk'ün ömrü boyunca lacivert giyinmediğini açıklamıştı. Zaten Anıtkabir'de sergilenen giysileri de bunu kanıtlıyor. Allah rızası için
bir tane lacivert eşya yok.
Bu komedilere son verilmediği müddetçe G.Saraylıların da "F.Bahçe'yi G.Saraylılar kurdu" tezine kızmamak gerekir... Ki bu gerçektir... Bu gerçekliğe F.Bahçeli tarihçi Ergun Hiçyılmaz da "Bazı kurucular G.Saraylı demek 'Bunlar Mekteb-i Sultanilidir' anlamındadır. Ama onlar G.Saray takımının değil G.Saray okulunun mensuplarıdır" diyerek, kısmen de olsa, katılmaktadır.
Bir de iftiralar ve komedi ikrarlar var. Örnek; "G.Saray'ı Fransızlar kurdu" deyip akıllarınca dalga geçiyorlar. Ondan sonra da (Saint Josephliler'i tenzih ederim) F.Bahçe'nin Saint Josephlilerce
(Fransız Rahipleri Cemiyeti'ne bağlı bir lisedir) kurulduğunu söyleyip övünüyorlar. Güler misin, ağlar mısın?
A.Dikmen
Mustafa Kemal ATATÜRK, hayatında ilk kez bir futbol maçına giderek Galatasaray'ın maçını seyrettiğini bir mektupla bildirdi. (1914) Atatürk bu maç için Galatasaray kulübünden, maç davetini
geç aldığını, ama buna rağmen tamamen kendi isteğiyle maça geldiğini belirtmiştir.
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün imzalı bir fotoğrafını bıraktığı İlk ve Tek Türk Takımı
Galatasaray (14.12.1930) Bu resmi Atatürk, Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Müzesini
gezdiği gün, kulübe armağan etmiştir.
Yeni Türk Alfabesi kabulünde sonra, Atatürk'ün mektup yolladığı İlk Türk Takımı
Galatasaray (04.09.1928 - Yeni Alfabenin kabulünden 26 gün sonra)
Bu yazı, Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla imzaladığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin İlk resmi yazısıdır.
Atatürk ile ilgili resimlerin en güzellerinden birisi de Ata'mızın bir kayık içerisinde kürek çekerken resmedilen fotoğrafıdır....Atatürk'ün küreklerine asıldığı kayık, Galatasaray Spor Kulübü'nün yarışlarda kullandığı yani Galatasaray'ın malı olan FUTA denilen bir kayıktır...(29.06.1935)
Mustafa Kemal Atatürk, Galatasaraylılar'ın kurduğu "Keşşaf" (izci) örgütünün "Reisi"dir. (1923)
Atatürk'ün Türkiye'de en çok ziyaret ettiği lise - Galatasaray Lisesi - 3 kere
İlk ziyareti - 2 Aralık 1930
İkinci ziyareti - 6 Temmuz 1933
M.Kemal ATATÜRK yaşarken, adına düzenlenen kupayı alan TEK takım
Galatasaray 4-0 Fenerbahçe (31.08.1928 ) GAZİ BÜSTÜ KUPASI
Geçmiş yıllarda Galatasaray'ın ünlü yöneticilerinden ve Atatürk'ün en yakın arkadaşlarından Salih Bozok'un oğlu Muzaffer Bozok ile yaptığım röportajda Sayın Bozok bir anısını anlatmıştı ;
"Bir gün Bülent, Gündüz, ben ve bir kaç arkadaşımız Florya'ya eğlenmeye gitmiştik. Dönüşte yolda biraz gürültü yapmıştık. Tam o sırada köşeden Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, ki yanında babam ve Gündüz'ün babası Kılıç Ali de vardı, göründüler...
Mustafa Kemal babama dönerek "Kim bu gürültü yapanlar?" diye sormuş. Babam ise biraz sıkılırak "Bizim çocuklar Paşam" demiş. Bunun üzerine Ulu Önderimiz "Haa desenize bizim kulübün çocukları" diye cevap vermiş...
Atatürk En Büyük Beşiktaşlı Olarak Bilinir
ATATÜRK - 1915
Altı yüz küsür yıl, üç kıtada hüküm süren "Osmanlı İmparatorluğu"nun çöküşü ile, tüm emperyalist Avrupa Devletleri'nin üstümüze çullandığı ve topraklarımızı paylaşmaya başladıkları bir dönemde, hızır gibi ortaya çıkarak, harp dehası, cansızı dirilten moral kaynağı, kişiliği ve politik stratejisiyle halkını yönlendiren, onları yeniden istiklaline kavuşturan Mustafa Kemal Atatürk, bu mucizenin ardından "Demokratik Türkiye Cumhuriyeti"ni kurmuş, ayrıca her alandaki inkılaplarıyla ülkesine modern bir görünüm sağlamıştır...
Ulu Önder Atatürk, o karanlık dönemde bu olmazı gerçekleştirirken, Beşiktaş Kulübü de kendisine destek sağlamıştır.
İstiklal mücadelesinde öncelikle görevlendirdiği sporcular ise, Beşiktaş Kulübü'nün gözü pek, fedakar bireylerinden oluşmuştur daima... FUAT BALKAN ile MEHMET ALİ FETGERİ, Batı Trakya'da oluşturdukları "Milis Kuvvetleri"yle ,Yunanlılar'a karşı çete harbi yaparlarken, AHMET FETGERİ, DANİŞ KARABELEN, HÜSEYİN BEREKET, CAMİ BAYKURT ve SIRIKÇI İZZET gibi Siyah-Beyaz kökenli yüzlerce sporcu da, Anadolu'ya İstanbul'dan yapılan gizli silah sevkıyatında "lokomotif" görevler üstlenmişlerdi... Büyük özverilerle sürdürülen bu faaliyetler, Atatürk ve iki yakın silah arkadaşı Fevzi Çakmak ile İsmet İnönü'nün bilgileri doğrultusunda sürdürülüyordu...
Beşiktaş'ın sadece ilk Futbol Takımı'ndan 8'inin Çanakkale ve Kafkasya Cepheleri'nde şehit düşmesi, Hokeyci Refik'in Sakarya Savaşı'nda bir top mermisiyle gövdesinin yarısını kaybetmesi, Mustafa Kemal Paşa'nın sevgisini pekiştiren yüzlerce olaydan sadece bir iki örnektir...
İşte bu nedenledir ki, Beşiktaş Kulübü, Ulu Önder Atatürk'ün öncelikle sevgi ve ilgi duyduğu, kader birliği ettiği ilk spor cemiyeti olma onuru taşımaktadır ülkemizde....
ATATÜRK ile BEŞİKTAŞ'ın birlikteliği, 1915 yılında başlar. 1915 ile 1920 yılları arasında, Akaretler Spor Caddesi'nde Beşiktaş Jimnastik Kulübü'ne komşu olan Mustafa Kemal Atatürk, görevleri icabı sık sık İstanbul dışına çıktığı günlerde, birlikte oturduğu annesi ile kız kardeşini Siyah-Beyazlı sporcu ve idarecilere emanet eder, gözü arkada kalmazdı... Taraflar arasında asker kökenli olmanın getirdiği saygı ve sevgi ile pekişen bağlılık, Ulu Önder'in kurtuluşu sağlayacak ilk gizli teşkilatlanmayı, Beşiktaşlı sporculara verdiği çok önemli görevlerle başlattığı belgelerle sabittir.
Bir Kısım Azınlıkların Teşvikiyle, Yunanlı Subaylar Beşiktaş Kulübü Lokalini Yağma Etmişlerdi...
1918 yılında "Birinci Cihan Harbi" sona ermiş ve Mondoros Mütarekesi'nin tabii sonucu olarak 13 Kasım 1918 günü Müttefikler, İstanbul'u işgal etmişlerdi... O günlerde Beşiktaş Jimnastik Kulübü, Akaretler'deki lokali elinden alındığı için, Beşiktaş çarşısı içindeki bir kilise binasında ikamet etmek mecburiyetinde kalmıştı. Siyah-Beyazlılar, burada çok acı bir felakete uğradılar ve 1903 ile 1918 yılları arasında elde ettikleri tüm şild, kupa, madalya, flama gibi şampiyonluk göstergelerini, çok önemli belgelerle, fotoğraflarını kaybettiler... Ata'nın Beşiktaş Kulübü'ne yaptığı ziyaretleri ve 56 sahasında gerçekleştirdiği sohbetleri gösteren (Fuat Balkan tarafından çekilmiş) fotoğraflar da maalesef bu yağma sırasında telef oldular...
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Atatürk'ün Beşiktaş ile ilgisi, "Yıldırım Orduları Kumandanlığı" görevine başlamadan önce ve 1915'te "Çanakkale Müdafii" olarak adını dünya tarihine yazdırdığı günlerde başlamıştır...
Bunu kanıtlayan belgelerden biri olarak, Akaretler yokuşu üzerinde oturduğu 76 no'lu binanın dış kapısı yanındaki "MERMER KİTABE" de şu satırlar yer almaktadır :
"ATATÜRK, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NDA DÜŞMANA KARŞI İSTANBUL'U KORUYUP KURTARAN, ÇANAKKALE MÜDAFİİ, ANAFARTALAR KOMUTANI, MİRİLİVA MUSTAFA KEMAL PAŞA İKEN, BU EVDE KİRACI OLARAK KALMIŞTIR..."
"Çanakkale Savaşı" 19 Şubat-1 Aralık 1915 tarihleri arasında cereyan ettiğine göre, ATATÜRK-BEŞİKTAŞ diyaloğunun 1915 yılında başladığı bu belge ile açık seçik ortadadır...
Uzun lafın kısası, bu belge de göstermektedir ki, Ulu Önder Atatürk'ün ilk göz ağrısı, başka bir deyişle gençlik ateşini yaktığı ilk spor kulübü, BEŞİKTAŞ'tır...
Beşiktaş kurucularından, eskrimci FUAT BALKAN, Mustafa Kemal Atatürk'ün yakınlık duyduğu asker sporculardan biriydi. Milli mücadele yıllarında, Makedonya ve Batı Trakya'daki kahramanlıklarından sonra, emrindeki "ÜÇ MİLİS TABURU"nu, 17 Eylül 1917 günü Drama'dan hareketle Türkiye'ye getiren FUAT BALKAN'ı, "Umumi karargah", paha biçilemez bir hediye şeklinde "Türk Ordusu"na kavuşturduğundan kendisini, nasıl tebrik edeceğini bilememişti.
Beşiktaşlı Fuat Balkan, sporcu kişiliğinin yanı sıra, gerçekten de yakın tarihimizin bir numaralı komitacısıydı... 1908 ile 1923 yılları arasında ve fasılasız olarak en önemli ayrıca gizli görevlerde bulunmuş, "İmparatorluk Dönemi"nde Makedonya'da komitacılık yapmış, daha sonra "Büyük Millet Meclisi" tarafından Yunanistan içlerine sokulmuştur... Fuat Balkan'ın buradaki görevi, Anadolu'ya geçmeye hazırlanan Yunan Kuvvetleri'ni bu ülkede karışıklık çıkararak alıkoymaktı... Bunun için kendisine hudutsuz yetkiler verilmişti... Lozan Antlaşması ile Türkiye istiklaline ve sükuna kavuşunca, Atatürk'ün de rızasıyla Mareşal Fevzi Çakmak, Fuat Balkan'a bir takdirname göndermiş ve "sonsuz hizmetleri"nden dolayı kendisine ayrıca mahiyetindeki komitacılara teşekkür etmiştir... FUAT BALKAN'ın yaşamı boyunca aldığı takdirnamelerin sayısı hayli kabarıktır...
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı görevine başlamadan önce, 1916 yılının ilk günlerinde, Akaretler'deki evinin arka kapısından, Beşiktaş Jimnastik Kulübü idman sahasına inmiş (şimdiki plazaların bulunduğu alan), Ahmet Fetgeri ile Fuat Balkan Beyler'i yanına çağırıp, kendileriyle şu konuşmayı yapmıştır :
"EFENDİLER,
SİZLERİN VE SPORCULARINIZIN CİDDİ ÇALIŞMALARINI, ÇEVİKLİK VE MAHARETLERİNİ UZUN ZAMANDAN BERİ BÜYÜK BİR ZEVKLE AYRICA DİKKATLE İZLİYORUM.
SPORDAN YOKSUN BİR GENÇLİK, NASIL Kİ VATAN MÜDAFAASI SIRASINDA ETKİLİ OLAMIYORSA, İNSAN DENEN VARLIĞIN KAFA YAPISI DA NE DERECE TEKAMÜL EDERSE ETSİN, BEDENİ İNKİŞAFI NOKSAN VE YETERSİZ OLURSA, O VÜCUT O KAFAYI İLERİYE GÖTÜREMEZ, TAŞIYAMAZ.
BUGÜN BÜNYENİZDE TOPLAYIP İLMİ METODLARLA YETİŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞINIZ BU GENÇLER, TAM ANLAMDA BEDENEN VE FİKREN GELİŞTİKLERİ ZAMAN VATAN MÜDAFAASINDA, İLMİ SAHALARDA OLDUĞU GİBİ, SPOR ALANLARINDA DA AVRUPALI HASIMLARINA TÜRK'ÜN ÖLMEZ GÜCÜNÜ İSPAT EDECEKLERDİR.
SİZİ CANDAN KUTLAR, BAŞARILARINIZI HER ZAMAN DUYMAK İSTERİM."
1961 yılında kendisiyle "Beşiktaş Tarihi" adına yaptığım bir söyleşide Beşiktaş Kurucusu,Türkiye'nin ilk Güreş Federasyonu Başkanı ve Yazar AHMET FETGERİ AŞENİ'den aldığım bu Ata'ya ait söylev, gerçekte Siyah-Beyazlı Camia'ya Atatürk'ün bir vasiyeti olmuştur...
"Mustafa Kemal, Erkanıharbiye'nin 3. sınıfına gelmişti. Bazen sabahlara kadar uyumuyor, "Hürriyet ve İstibdadı düşünüyordu. Bu arada Mektebi bitirdikten sonra kurmayı düşündüğü Vatan ve Hürriyet Cemiyeti ağır ağır kafasında şekilleniyor, mezun olacak arkadaşlarını bu doğrultuda hazırlıyordu. İşte tam bu günlerde bir haber aldı. Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü (1903) kurulmuştu. Subay ve Saray'a yakın kişilerden oluşan bu kuruluş, Mustafa Kemal'in ilgisini iyice çekti. Nasıl olmuştu da Yıldız Sarayı'na yüz metre mesafedeki Osman Paşa Konağı'nda gençler biraraya gelmiş; Saray hafiyelerinin gözlerinin önünde sportif faaliyetlerine girişmişlerdi? Mustafa Kemal'i o günlerde sportif çalışmalardan çok, Saray'a karşı oluşturdukları fikirler ilgilendiriyordu. Mustafa Kemal, kurucularının Zabit, yaptıkları sporların güreş, eskrim, gülle, aletli jimnastik, boks, halter, barfiks olmasından dolayı da Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü ile ilgilenmişti. Fakat O'nu daha çok ilgilendiren, bu gençlerin istibdadı yenerek biraraya gelmeleriydi. Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü'ne bağlılığı arttı."
Mustafa Kemal: "Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü kadar olamadınız..."
... Mustafa Kemal Şam'da Vatan ve Hürriyet'i kurduktan sonra 1907 yılında Selanik'e gelerek İttihati Terakki'ye katıldı. Yaptıkları toplantıda, Cemiyet'i şiddetle tenkit ediyor, "Beşiktaş Osmanlı Terbiye-i Bedeniye kadar olamadız. Programınız ve lideriniz yok" diyordu. İşte o günleri, Mustafa Kemal'in çalışma arkadaşlarından Mithad Şükrü şöyle anlatıyordu:
"Gençlik, ne büyük bir kuvvetmiş meğerse. Damarlarımızda kan yerine alev aktığı günler, Selanik'te bütün arkadaşlar hep biraradayız. Sık sık toplantılar yapıyoruz. En büyük zevkimiz, Saray idaresine rahatça atıp tutmak. Bu atıp tutmalar, Padişah'a uzaktan yumruk sallamalar, bereket versin ki evimizin dört duvarını aşmıyor. Yanya birahanesindeki buluşma yerimize Mustafa Kemal de sık sık geliyor.Bazen kızardı; -Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü kadar olamadınız - derdi."
Beşiktaşlı sporcuların söylediği Marş, Mustafa Kemal'i duygulandırdı
... Çanakkale Zaferi'nin kahramanı Mustafa Kemal, Edirne'de 16. Kolordu Kumandanlığına tayin edildi. Mustafa Kemal, İstanbul'a geldiği gün geceyi Pera Palas Oteli'nin 201 nolu odasında geçirdi. Ertesi gün, bir yıldan beri yüzünü göremediği annesi Zübeyde Hanımefendi'nin Beşiktaş Kulübü yanındaki evine koştu. Mustafa Kemal evinin arka kapısından Beşiktaşlı sporcuların idman yaptığı sahaya çıktı. Ve yine Beşiktaş Kulübü'ne arka kapısından girdi. Burada bulunan idarecilere validesine gösterdikleri yakın alakadan dolayı teşekkür etti. Mustafa Kemal, Beşiktaş'ın yeni lokaline hayran kalmıştı. Kulüp lokalinde o sırada kılıç, eskrim, güreş, boks idmanları yapılıyordu. İdarecilerden Cami Bey, Ahmet Fetgeri Bey, Fuat Bey kulübün 1903 kuruluş günlerinden bu yana Zabit arkadaşlarıydı. Cami Bey, 1908 Meşrutiyet döneminde Yüzbaşılıktan ayrılarak Meclisi Mebusan'a Fizan Mebusu olarak girmişti. Kulüp'te hem güreşiyor, hem de bu sporun hocalığını yapıyordu. Mustafa Kemal uzun süre idarecilerle hasbıhale idmanları izledikten sonra, evine döndü.Uyumaya çalışırken, birden Beşiktaş Kulübü'nden bir marş söylendi. Marşı belki de yüze yakın genç ve çocuk söylüyordu. Sözleri aynen şöyleydi.
Hayatı süsledik izharı ittihatla bugün,
Yolunda gençliğin ulvi değil miydi birleşmek.
Sebatı bayrağımız yaptık, i'tilamız için
Neticesiz ve boş olmaz sebatla hiçbir emek.
Dakikalar bize bir nağbe nişad olsun.
Kulübümüzde müceddet nücumu mevc vursun
Bu kainat bize hep gıpta ediyor isar,
Biz onbir arkadaşız, lakin arkamız daha var.
Bu zevk alemi dar zannedip de aldanalım,
Vekar hak gibi sakin, nezih ve saf olalım.
Fakat bu hal ile, kuvvet gibi cesur olalım.
Mustafa Kemal bu marşla duygulandı. Uykusu kaçmıştı. Daha dün kadar yakın, yaptığı savaşları, yanında şehit düşen er ve Zabitleri düşünüyordu. İşte dinlediği bu marş'ın şiiri de Çanakkale'de şehit düşen Beşiktaş futbol takımı kaptanı şair Kazım'a aitti.
"Efendiler, sizlerin ve sporcularınızın çalışmalarını dikkatle izliyorum..."
... Mustafa Kemal, Akaretler Caddesi 76 numaralı evinin arka bahçesine çıkarak istirahat ederdi. En büyük tutkusu hasır sandalyesine oturup, ağızlıklı sigarasını tüttürüp, annesi Zübeyde Hanımefendi'nin pişirdiği kahveyi yudumlarken Beşiktaş idmanlarını seyretmekti. Bitişiğindeki Beşiktaş Kulübü'nün arka kapısı da bu meydana açılıyordu. Mustafa Kemal burada, güreş, futbol, eskrim, gülle atma sporlarını bir biri ardına takip ediyordu. İşte gene böyle bir gündü. Beşiktaş jimnastik hocalarından Ahmet Fetgeri, güreş, Yüzbaşı Fuat da eskrim derslerini vermişlerdi. Mustafa Kemal onlara döndü, "Evime buyurunuz beyler" dedi. İki zabit jimnastik hocası, Mustafa Kemal'in sunduğu çayları yudumlarken, O şu konuşmayı yaptı:
"Efendiler,
Sizlerin ve sporcularınızın ciddi çalışmalarını, çeviklik, maharetlerini uzun zamandan beri büyük bir zevkle ayrıca dikkatle izliyorum.
Spordan yoksun olan bir gençlik, nasıl ki vatan müdafası sırasında etkili olamıyorsa, insan denen varlığın kafa yapısı da ne derece tekamül ederse etsin, bedeni inkişafı noksan ve yetersiz olursa, o vücut o kafayı ileriye götüremez, taşıyamaz.
Bugün bünyemizde toplayıp ilmi metodlarla yetiştirmeye çalıştığımız bu gençler, tam anlamda bedenen ve fikren geliştikleri zaman vatan müdafasında, ilmi sahalarda olduğu gibi spor alanlarında da Avrupalı hasımlarına Türk'ün ölmez gücünü ispat edeceklerdir. Sizi candan kutlar, başarılarınızı her zaman duymak isterim."
Samsun'a çıkarken, Beşiktaş Kulübü'ne veda etti
... 16 Mayıs 1919 günü Şişli'deki evinden erken uyandı. Samsun'a yola çıkacak olan Mustafa Kemal öğle yemeğinden sonra, yanına validesi Zübeyde Hanımefendi ile yaveri Cevat Abbas beyi aldı. Akaretler caddesindeki evine geldi. Şişli'deki pansiyon olarak tuttuğu evde otururken, Beşiktaş'daki evinde de kiracı olmaya devam etti. Bitişiğindeki Beşiktaş Kulübü'nün hocaları, sporcuları ve Zabit arkadaşları Mustafa Kemal Paşa'yı uğurlamak üzere kapısının önüne yığıldılar.
Paşa, "Validem Hanımefendi'yi sizlere bir kez daha emanet ediyorum. Gözüm arkada kalmasın" dedi.
Mustafa Kemal Paşa son kez, annesinin elini sokak kapısında öpüp ona sarılırken, Beşiktaşlılar haykırıyordu;
"Kalbimiz seninle Paşam. Bizi unutmayınız"
Mustafa Kemal Paşa otosundan: "Mutlaka... Mutlaka" diyerek el sallıyordu.
Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışından günler sonraydı...
Zübeyde Hanımefendi'nin Beşiktaş Akaretler Caddesindeki evinin kapısını iki genç hanımefendi çaldı. Kapıyı Zübeyde Hanım açtı. Onları görünce sevinçle içeri buyur etti.
Bu iki genç hanıma kendi eliyle pişirdiği kahveleri ikram ederken ilk sözü, misafirlerinden daha yaşlı olanı aldı:
"Ziyaretimize hem sizin ellerinizi öpmek, hem de bir ihtiyacınız olup olmadığını sormak için geldik" dedi.
Zübeyde Hanım teşekkürle şu cevabı verdi:
"Paşa Hazretleri Anadolu'ya gittikten sonra sağolsunlar komşumuz Beşiktaşlılar hergün kapımı çalarak - Valide Hanım bir arzunuz, bizlere bir emriniz var mı?- diye sordular. Bana Paşa Hazretleri'ni hatırlatıyorlar. Onları çok seviyorum. İyi ki Selanik'ten doğruca buraya gelmişim. Paşa Hazretleri her zaman olduğu gibi bu defada cepheye giderken beni kulübüne emanet etti."
Zübeyde Hanımefendi'nin iki misafirinden büyük olanı Muallime Şekibe Hanım'dı. Eşi Kurmay Albay Galatalı Şevket Bey tutukluydu. Zübeyde Hanım'ın ikinci misafiri Şekibe Hanım'ın kızkardeşi Muallime Adile Hanım'dı. Şekibe Hanım, Kandilli Kız Lisesi'nde Biyoloji muallimesi, kardeşi Adile Hanım ise Kumkapı İlkokulu'nun müdiresiydi. Adile Hanım'ın eşi de, Zübeyde Hanım'ın çok sevdiği Yüzbaşı Necati Bey idi. Bu sırada Necati Bey, Milli Mücadele için Anadolu'ya kaçmıştı. Zübeyde Hanım'ın gözlerinin önüne Selanik'ten kaçışı geldi. Necati Yüzbaşı, Zübeyde Hanım'ı lokomotifin kömürleri arasına saklayarak kışta kıyamette getirmişti.
YÜZBAŞI NECATİ PANKOĞLU Kendisi Fenerbahçe'liydi.. ATA'nın BEŞİKTAŞLI olduğunu ömrü boyunca anlattı
Yüzbaşı Necati Pankoğlu, 1911 yılında Mülazımsani (Üsteğmen) iken Trablusgrap'ta Binbaşı Mustafa Kemal'in yanında İtalyanlar'a karşı savaş açtı. Yüzbaşı Necati 1915 yılı şubat ayı ilk günleri içinde, Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'ı Selanik'ten kaçırarak, Akaretler caddesindeki Beşiktaş Kulübü'nün yanındaki eve yerleştirdiğini, hayatı boyunca gururla anlattı.
Fenerbahçeli olan Yüzbaşı Necati Pankoğlu, Komutanı Mustafa Kemal'in 1904-1905 yıllarında Harbiye'de Kurmay Yüzbaşı iken 1903 yılında kurulan Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nü tuttuğunu öğrendi. Yüzbaşı, Mustafa Kemal'in kurucularının subay ve arkadaşları oldukları; eskrim-kılıç, gülle atma, süngü oyunları, güreş sporu yaptıkları için Beşiktaş Kulübü'nü tuttuğunu, her gittiği yerde anlatırdı..
Fenerbahçe Başkanı Dr. İsmet Uluğ'un da bulunduğu Kulüp Başkanları toplantısında karar verildi: "ATATÜRK BEŞİKTAŞLI"
1964 yılı her Pazartesi günü Türkiye Ligi'nin İstanbul Kulüp Başkanları, İstanbulspor'un Mısır hanındaki lokalinde toplanıyordu. Toplantıya katılan kulüp başkanları şöyleydi;
Beşiktaş - Hakkı Yeten
Fenerbahçe - Dr. İsmet Uluğ
Galatasaray - Ulvi Yenal
İstanbulspor - Ali Sohtorik
Vefa- Hayrullah Güvenir
Beykoz - Ziya Sönmez
Feriköy - Dr. Necati Karakaya
Kasımpaşa - Mehmet Gür
Karagümrük - İbrahim Sevin
Beyoğluspor - Napolyon
Dr. İsmet Uluğ'un Atatürk'e silah kaçırması anısından sonra, Kulüp Başkanlar'ı Atatürk'ün hangi Kulübü tuttuğunu tartıştılar. En güzel açıklamayı İstanbulspor Kulübü İkinci Başkanı Enis Pankoğlu yaptı; "Babam Mustafa Kemal'in yanında cephelerde bulunmuş, onun Subayı Yüzbaşı Necati'dir. Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ı Selanik'ten kaçırıp, getiren Yüzbaşı'dır. Mustafa Kemal, Babam ile Derne Cephesi'nde ve Selanik'te bulunurken Beşiktaş'ı tuttuğunu söylemiş. Babam hasta Fenerbahçeli'ydi. Yönetim Kurulu'nda idarecilik yaptı. Fenerbahçe'nin bir tek maçını kaçırmazdı. Bizlere, - Çocuklar ben maçtayken aranızdan biri ölürse, kesinlikle beni çağırmayın. İşinizi imam efendi halletsin - derdi. Babam Fenerbahçeli olmasına rağmen, Atatürk'ün Beşiktaş'a gönülden bağlı olduğunu her yerde söylerdi. Annem Adile Muallime ile teyzem Şekibe Muallime Hanımlar, Mustafa Kemal Samsun'a gittikten sonra, Zübeyde Hanım'ı Beşiktaş'taki evinde ziyaret edip, hatırı ile bir ihtiyacı olup olmadığını sormuşlar. Zübeyde Hanımefendi şu cevabı vermiş: "Sağolsun Paşa Hazretleri'nin Kulübü Beşiktaş'ın idarecileri, her gün gelip hatırımı sorarlar. Hepsini kendi çocuklarım gibi seviyorum. Paşa Hazretleri ne kadar iyi yapmış, beni buraya getirmiş." Bu konuşmadan sonra Kulüp Başkanları karar verdi: