Tende Uçurum Yanıkları 2

Son güncelleme: 01.11.2009 20:09
  • Gün devrilince Kaf dağının ardına
    Devlerin gölgeleri serpilir şehrin gammazlığına

    Ebabil dudağından sarkıyor pusatsız çığlık
    Erir zirvesine beyaz düşlerin
    Buz keser ümitlerin

    İki yakası düşman yokluk -varlık
    Ömürden sağılır ölü nehirler
    Bir çığlık amasızlanır payımıza
    Kör gecede kurşun gülüşlü bahtiyar figan
    Biliyorum bu kent fukara durur
    Kör akıntılar kürek vurdukça, esareti yudumlatır avuç avuç
    Gül damlasıyla...



    Susku çocukluğumun lal bakışıdır
    Gözlerimin isyan küslüğünün,
    Esrik buğulanmaların da can veriyor intihar kuşları
    Nefes sürgülenir ince oynak
    İki dem gözyaşı çiğdemi, dağ sinesinden mızraklanır eşiksiz merdivenlere
    Yürüyüşler yalpalı
    Sendeler namlu çözülmemiş parmaklarda, ölümüne küsüm aya yıldızlara
    Şafak kuşkanatların da alaz alaz kur kızılı döngüler
    Toy dudaklardan dökülünce arzu hal
    Yetimliğin sırtını sıvazlar
    Aç yürekte filizlenir alaca efkâr



    //Saatlerin ardına gizli, gerdan heveslisi urgan
    Aç ilmeğini ömrümü vereyim can susamış kollarına,
    Kuş çırpınışıyla bir damla gözyaşı dökeyim//

    noimage

    Saçlarımda zifir tanesi yokluk
    İsimsiz göçler yürek dibimde
    Seyre durunca akşam kızıllığı
    Ellerini açar rüzgâr hasret ezgilerine
    Dökülür o vakit ağrı dudaklarından
    Bahara yaslı güller ağıtlı, kör kilit mutena zırhında
    Paslı kapılar gıcırtısında...



    Gök maviden salınır çifte nağra
    Ve leblerde ağrılı yanık nida
    Soyut somut yan yana


    //Alışırım elbet, fukara yüreğin soğanlı sofrasına
    Dürülmüş bir lokma varsa beylikten yana
    Ve üstüne giyinmişse yırtık samimi hırka
    Karışırız elbet kalabalığa//


    Lakin gül açmayan mevsimlerin yalan sakızlarına
    Şahitliğimiz var
    Değil kalabalığa karanlığı arşınlar soluk ayarsızca.



    Kar uykusu öncelerinde susarken şehrim
    Ve sokaklarımdan çekilirken gece sesleri
    Yankılanır hüzün dört gözü mahmur
    Tende uçurum yanıkları çiçeklenir
    Ayrılık sarısınca
    "müebbet türküleri" döker ahval
    Vakit akitsizlik uğruna sırnaşık
    Sahte duygular bedevi sancımalarında
    Doğuruyor başaklarını sarı mavi
    Güneşle dans çoşkusunda kıyılar


    Oysa


    Yağmur rahmetini sürüyordu
    Şehrin ölü yıkıntılarına
    Dem vurup her heceye,
    Hüzünden arınıyordu aklı sıra
    Aklın gergefine takılan muamma
    Sır aynalarda iğreti bakışmalarda
    Âdemoğlu oğul verdi yalınayak
    Kız verdi başak başak
    Lakin yalan dört ayak
    Yılan yalın ayak..



    Unutmuştu üryan günahların yarenliğini
    Kardeşini vuran ellerde kan
    Yüzünde amansız korku
    Ta âdeme ulaşır yani yılanın zoru



    Ne t/adı var aşkların
    Ne kardeşliğin şanı
    Hal böyle böyle iken
    Sağduyu suzi zan
    Körleşen izan olur

    Ki... Neruda zihnimde öteden kalma aşkın saf hecesi
    Gecesi, güncesi, tümcesi
    Seni sana bırakmadı şair cübbesi
    Ölme Neruda ölme
    Ver bana esrik gülüşlerini...



    Hazal Karadağ
#31.10.2009 21:33 0 0 0
  • //Alışırım elbet, fukara yüreğin soğanlı sofrasına
    Dürülmüş bir lokma varsa beylikten yana
    Ve üstüne giyinmişse yırtık samimi hırka
    Karışırız elbet kalabalığa//

    emeğine sağlık...
#31.10.2009 21:39 0 0 0
  • Kar uykusu öncelerinde susarken şehrim
    Ve sokaklarımdan çekilirken gece sesleri
    Yankılanır hüzün dört gözü mahmur


    _________Emeğine sağlık canım bu güzel paylaşım için...
#01.11.2009 20:09 0 0 0