O gün içinde tarifsiz bir mutluluk vardı.yarını olmayan günlerine nisbet ;yarınların düşünü bile kurabiliyordu.Çocukluk yıllarından bu zamanlara bilmem kaç yıl geçmişti ve yüzü o günlerden sonra ilk defa böylesine umutla, hayalle gülüyordu.Muhakkak arkadaşları, dostları onun bu haline çok şaşıracaklar; çünkü yıllardır onu böylesine mutlu kimse görmemişti, gerçi hiçte dostu, arkadaşı da yoktu ya... dışarıda lapa lapa kar yağıyordu ,insanın içini titreten bir soğuk, çatılardan sarkan puz parçaları ve kaygan yerler hiçbiri moralini bozamazdı.Kalın, laciver paltosunu üzerine giyip kapıyı araladı.Lacivert paltosu ve siyah botlarına yakıştırdığı o çok güzel atkısının ileride odadaki koltuğun üzerinde olduğunu farketti ve hemen onu almak için koltuğa yöneldi.Kapının aralanan kısmından içeriye birkaç kar tanesi giriyordu ve ıslık sesinde rüzgar.Kar tane tane o en güzel olduğu hali bembeyaz haliyle kapının arasında içeriye giriyor halının üzerine düşmesiyle hemencecik eriyordu.Jasques atkısını alıp kapıya doğru yöneldiğinde içeriye düşen beyaz kar tanelerinin kırmızı olduğunu fark etti ve daha yere halının üzerine düşmeden eriyor ve kırmızı bir su kan haline dönüyordu.Bu beklenmedik durum karşısında her ne kadar çok şaşırsa da aklına kötü bir senaryo gelmiyordu....
Jasques 1959 yılının yine aynı böyle bir kış ayında dünyaya gelmişti.Babası fransız işçi haraketinin baş savunucularının birisiydi çoğu eyleme katıtmıştı ;ama ülkesini çok severdi her ne kadar ona göre ülkesinin yanlış politikaları olsa da.Babası jasques'e bu ismi dönemin Fransız siyasetçilerinden birinin ismini vermişti ama o hiçbir zaman bu ismi sevmiyordu,sevmemişti.Babası onun ileride büyük bir siyasetçi olmasını istiyordu .Ülkesine ,dünyaya huzuru getirmesi, çalışanlar gerçek haklarını alsınlar diye.Ama jasques hayatının hiçbir evresinde siyaseti sevmedi ve hep siyasetin pençelerinden kaçmaya çalıştı.Gençlik yıllarında birkaç defa savaş karşıtı gösterilerde bulunsa da bunu bir siyaset olarak değil vatandaşlık görevi bilinciyle yapmıştı.Onun hayalinde hep büyük bir sinemacı olmak vardı.En güzel senaryoyu o yazacak ve hayatının filmini o yönetecekti.Hayatında çocukluk yıllarını geçersek hep acı çekmişti.Çocukluk yılarlıda aslında pek güzel geçmemişti ya işçilerin olduğu varoş bir mahallede sefaletin ta en içinde büyümüştü ama ne olursa olsun çocuklukta her şey insanın gözüne güzel görünüyor değil mi?Daha 17 sine gelmeden annesini kaybetti ve annesinin acısına dayanamayan babası 2 yıl sonra vefat etti.kısa süren bir evlilik yaşadı ve ardında n ayrıldı bu evlilikten olan iki çocuğu da öldü tüm bu acılar onu o kadar yıpratmıştı ki.İnsanlara olan sevgisi azalıyor her gün biraz daha kendine kapanık bir hayat yaşıyordu.Artık hayata dair bir tek hayali vardı hayatının filmini çekmek ve senaryosunu yazmak
Kapıdan gelen kırmızı kar ve daha sonra bu kırmızı karın havada eriyerek kan halinde halının üzerine damlaması yavaş yavaş jasquesi korkutmaya başladı cesaretini toplayarak kapıya doğru ağır adımlarla yürümeye başladı.Masanın üzerinde duran uzun ince olan mavi cam vazoyu eline alarak olsı bir durumda kendini korumak istiyordu.Vazoyu eliyle iyice kavradı ve kapıya yanaştı Kapının arasından yavaşça kafayı çıkarınca çok şaşırdı ne yapacağını bilemiyordu elindeki vazo birden kapının eşiğinin üzerine düşerek kırıldı ve cam parçaları evin içi ve kapının dışına saçılmaya başladı .kapının önünde bir kadın cesedi vardı elleriyle duvara çivilenmiş boynu yana yatmış bir vaziyette vucudunun hemen hemen her yerinde bıçak izleri ile yaralanmış ,kesilmiş kanlar içinde duruyordu.Kadınının yara içinde zor seçilen suratına dikkatli bakınca başından kaynar sular döküldü adeta; bu karısı emmy idi.Niçin böyle bir şey yapmış olabilirlerdi aklı almıyordu.emmy nin duvara çivilenmiş o hali ona tek bir şey anımsatıyordu..:mesih isa
Jasquesin annesi babası iki çocuğu ölmesi ve karısından ayrıldıktan sonra aylarca hiç dışarı çıkmamıştı komşuları onu o kadar çok merak ediyorlardı ki kaç defa kapısını çalmışlardı fakat o kalkıp kapıyı bile açmıyordu.Bir süre sonra komşuları jasquesin yaşadığı bu tranvalar sonucunda kafayı yediğini düşünüyorlardı.İnsan yoksa niye kendi kendine eziyet verebilsin ki hem o pagan da değildi.Sade bir katolikti hafta sonları kilisenin ayinlerine bazen katılır bazense hiç uğramazdı bile. Zaten Katolikliğe olan inancıda o kadar zayıflamıştı ki artık tanrının varlığına bile inanmayacak noktaya gelmişti.Yaşadığı en son tranva olan çocuklarının ölümünden tam iki yıl geçmişti hayatı yavaş yavaş normale dönüyordu.Komşularının hemen hemen hepsi burayı terk etmiş ve yeni komşuları gelmişti ;ama hiç birini tanımıyordu.Geniş salonunun ortasında duran koltuğunun üzerinde otururken birden kapı çaldı.Önce yanlış duyduğunu zanneti kapı sesine uzun zamandır o kadar hasretti ki inanamadı ikinci kapı sesiyle irkilerek hemen kapıya doğru koştu.Kapıda 35,40 yaşlarında esmer bir erkek vardı bozuk bir Fransız aksanıyla merhaba dedi ve kendini tanıttı adı Ahmet miş.Ahmet fransaya çalışmak için gelmiş bir türk ı ailenin çocuğu idi.jasquesin evine Geliş sebebi ise ramazan bayramı olması münasebetiyle komşularıyla bayramlaşmakmış.Duyunca önceleri çok şaşırdım 1.5 yıldır hiç kimse kapısını çalmıyordu, çoğu zaten onu deli zannediyordu; ama Ahmet onu ziyarete gelmişti hem de hiçbir şey yokken.Ahmeti uğurladıktan sonra içerime yıllardır yakalayamadığım bir mutluluk geldi ve hala yaşadığımın farkına vardım.Ahmet'in bana anlattıkları o kadar dikkatimi çekmişti ki onun dinini araştırmaya çalıştım.Evde ne kadar kitap var tarıyordum onun diniyle ilgili tek satır okusam okadar mutlu oluyordum ki.Kısa süre sonra Ahmet'ten kendi dini ve adetleriyle ilgili kitaplar istiyordum o ise hiç çekinmeden kitaplarının benimle paylaşıyordu.Bu dini islamiyetin tüm inceliklerini öğrendikten sonra Müslüman olmaya karar verdim.o kadar huzurluydum ki ama yine de çocukluğum gibi tam mutlu değildim karanlık bir geçmişim vardı arkamda çünkü.Müslüman olmam kısa sürede tür kasabada yayılmaya başladı.Özellikle Katolik kilisesinden o kadar çok tehdit alıyordum ki.insanlar bana dışarıda bir cüzamlı hasta imişim gibi bakıyorlar, tüm olanlara bir anlam veremiyordum.Şimdi bu kapımda duran cesette tehditlerini ne kadar ileriye götürebileceklerinin en kesin deliliydi.
Jasques`in hayatı hep bir senaryo ile geçiyordu yaşamının her karesinden bir senaryo üretiyordu bu senaryo ise içlerinde bence en farklı olanıydı .Jasques atkısını alıp kapıya doğru yanaşıp kapıyı açtığında kapının üzerindeki boşlukta bir poşetin içinde duran kırmızı toz boyanın rüzgarın etkisiyle havaya savrulması ve kara yapışmasıyla karın kırmızı bir hal olduğunu ortaya koymuştu.Jasques kapının hemen yanında duran süpürgeyle boya dökülen yeri süpürdü ve kapıyı örterek ölen çocuklarının mezarına gitti(emmy de çocukların mezarının başındaydı;aslında bu dünyada sadece jasqus değil herkes bir şeyler kaybediyordu)
sizde hayallerinizin yönetmeni olmak istemez miydiniz?Ohalde hayallerinizin peşinden gidin ve kendi düş dünyanızı kurarak masalınızın baş rolü olun... hayalleriniz de binlerce milyonlarca çocuk gibi yetim kalmasın