Dersim Katliamında Askerdim

Son güncelleme: 05.01.2010 19:18
  • Dersim Katliami - Dersim Katliaminda Askerdim - Dersim Katliami Gercekleri - Dersim Katliami Nasil Basladi - Kanli Dersim - Dersim Katliami Tunceli - Dersim Katliamina Dair - Dersim Katliami Hakkinda - Necip Fazıl'ın kaleminden Dersim Katliamı Hakkinda - Son Devrin Din Mazlumlari - 38 - Dersim Katliamı Belgeseli Çayan Demirel Izle - 38 - Dersim Katliamı Çayan Demirel Belgeseli Videosu


    noimage


    Evet dramatik bir anıdanO korkunç katliamın bir anekdotundan,birilerinin hatırasından(!) bahsedeceğim.1980'li yıllarıydı; Üniversite öğrenciliğimin bu yıllarında,İstanbul-Hadımköy'de ikamet ediyordumCamiye namaza müdavim olan bir Kemal abimiz vardı. "Kemal Aytekin", aslen Erzurumlu olup, PTT'den emekliydi.

    Kemal abinin babası,Osmanlı devri ulemasındandı. Kabe imamlığını yapmıştıKemal abinin kendiside İslam'ın Tefsir,fıkıh gibi ilimlerine bigane değildi.Namaz sonrası yer yer çaylı sohbetlerimiz olurduBazen ilmi konulara girer ve bazen de gündelik sorunlar üzerinde dertleşirdik

    Bir gün Dersim Hadisesi söz konusu olduKemal abinin rengi değişivermişti..! Ve konuşmasına devamla"İşte o Dersim Katliamında ben askerdim"dedi.Merakım gittikçe arttı

    Çünkü küllendirilmiş bir hadisenin canlı tanığı ile karşı karşıyaydım.Birinci elden,olayın bir failinden sansürsüz dinliyordum.Ve ayrıntılarını ne yaptıklarını sordum

    Ve Kemal abi devam etti " Bazen çatışmaya giriyor ve bazen de katliam yapıyordukÇoğu kez bir yerleşim bölgesinin etrafını kuşatıyor; ;Ve o bölgede ne kadar insan varsa;erkek,kadın,çocuk,ihtiyar,bebe demeden hepsini açık bir alana getirip topluyorduk.Genellikle mermi kullanmadan süngüleyerek tamamını katlıyorduk..! Ve daha sonrada bunları sürükleyerek çukur bir yere çekiyor ve üzerlerine gaz döküp yakıyorduk..!

    Günlerimiz hep böyle geçerdiYine bir gün bir köyü kuşatmış ne kadar insan varsa;kadın çocuk ihtiyar demeden hepsini bir meydana toplamıştıkYan yana sıraya dizmiştik ,tam önümde bir kadın duruyordu.Gergin ve hırslı bir eda ile bana bakıyordu.Ağlamaklı ve titrek bir sesle "İnşallah,Allah hayfimizi size bırakmaz" dedi. Ben de mırıldanır gibi yavaşça "amin" dedim.Kadının gözleri fal daşı gibi açıldı.Ve tuhaf tuhaf bana bakıyordu."Ben ne yapabilirim ki" dercesine boynumu büktüm" diyordu.

    Hiçbir ahlaki boyutu olmayan bu olaydan bahsetmek; Kemal abinin yaralarını deşmek gibiydi.Ama merakımız karşısında bizi kırmıyor,ayrıntıları anlatıyordu"Bir askerin,o ortamda itirazı imkansızdı.Anında ölüm cezasına çarptırılır ve infaz edilirdi" diyordu.


    Kemal abi kendisini şoka sokan asıl olayı şöyle anlatıyordu"Bir gün yine bir köyü kuşattık.Ne kadar Erkek,kadın,çocuk,ihtiyar varsa hepsini bir meydanda toplamıştık ve bir emirle hepsini süngülüyerek öldürdükten sonra, ayaklarından çekerek bir dereye yığdık. Üzerlerine bir teneke gaz döküp ve ateşe vermiştik ki..;Yaklaşık 7 yaşlarında bir kız çocuğu süngü darbeleri ile ölmemiş olacak ki,birden ayağa kalktı..! Her tarafından alevler çıkan bu kız boynuma sarıldı! Ne yapacağımı şaşırmıştım..! Kendimi kaybettim..! Bütün avazımla bağırıyormuşum..! Psikolojik dengem bozulmuştu..! Beni yaralı askerlerle beraber geri gönderdiler.Bir müddet tedavi gördüm.Daha sonrada tezkere aldım ve babaocağına döndüm.

    Eve dönmüştüm ama içimdeki kabuslar sükun bulmuyordu.Gözlerimi kapayıvermeyeyim, beynimde fırtınalar kopuyordu..! ; "süngülemeler,insan bağırtıları,çocuk çığlıkları,yanan insan bedenleri ve boynuma atlayan alevli kız çocuğu..!" Uyumam imkansızdı..! Bir yıl boyunca beş dakikalık uykuyu hatırlayamıyorum.Uyuyamayınca kalkar Hadımköy'ün sakin olan mezarlığına giderdim.Mezarlık bana sükunet verirdi.Ve babam bu halime dayanamaz arkamdan gelirdi"Yeter artık oğlum!Yeter bana çektirdiğin" derdi.Ama yapabileceğim bir şey yoktu...Ve ancak bir yıl sonra yavaş yavaş beynim sükuneti hissetti."

    Kemal abiye olayın nasıl çıktığını sordum. "Bir karakolda başlamış.Bu karakoldaki Jandarmalar o bölge insanından bir kadının namusunu kirletiyorlarKadının kocası geliyor isyan ediyor ve Jandarmalarla boğuşuyor.Adam ödürülüyor! Adamın kardeşleri bu acı haberi alınca silahlanıp sözkonusu Jandarmalara saldırıyorlar ve bazı Jandarmalar ölüyor.En yakın birliğe "Karakol basıldı Jandarmalar öldürüldü,isyan var..!" fax'ı geçiliyor.Ve yeni birlikler,ve yeni çatışmalar alevlenip gidiyor...!"

    Kemal abinin anlattığı bu dramatik anılar, hiçbir zaman zihnimde tazeliğini yitirmedi

    Bir müddet sonra Hadımköy'den taşınmıştım.Yıllar sonra Kemal abinin hastanlandığını ve hastanede yattığını öğrenince hemen ziyaretine gitmek üzere yola çıkmıştım..Kemal abiyı yıllar sonra yeniden gördüm; Yatıyordu ve durumu iyi değildi.Ve daha sonrada vefat ettiğini öğrendim.Allah, gani gani rahmet eylesin

    Kemal abinin bu hatıralarının kaybolup gitmesini istemedim.Dersim katliamından canlı bir kesiti anılarla sunmaya çalıştım



    Ve sonuç olarak...;

    Müslüman hakka teslim olandır.Hep haklının,hakikatın yanında olur.Mazlumun kimliğini sormaz! Zalim babasıda olsa ona karşı çıkar.Ve bu uğurda gerekirse bedel öder.

    Rabbim,zalimleri tanıma şuur ve feraseti; onlara karşı çıkabilme azimet ve kararlılığı nasip etsin



    Fazlı Kayaduman
#05.12.2009 03:05 0 0 0
  • Eğer bu anlatılanlar gerçekse türk askerinin yaptığı ile yahudi yunan ermeni rus askerinin müslüman halka yaptığı zulüm arasında ne farkı var ? Boşuna kurtuluş savaşından önceki türkiyenin 18 milyon olan nüfusu 1927 de yapılan sayımda 13 milyona inmedi demekki.
#05.12.2009 11:42 0 0 0
  • Taraf gazetesinin hangi yazarını okursanız okuyun aynı sonuca ulaşırsınız.Onlara göre Türkler ve Türk askeri hain,dinsiz,imansız.zalim.Allahtan korkun o askerlerde bizim çocuklarımız değilmi uzaydanmı geliyorlar.Sevan Nişanyan denen ermeninin kalem arkadaşı ve taraf denen CIA servisinin yazarı Fazlı Kayaduman'ın kaleminden sağlıklı haber okuma ihtimali yoktur.Kendisi avrupa birliğindeki amirlerinden alırlar maaşlarını.Tabiki aşdığı emirlere göre yazacaklar.Onların işi psikolojik savaş.
#05.12.2009 13:48 0 0 0
  • taraf gazetesiyle bir ilgi sunuçta olay gerçekleşmiş bir şey ve binlerce insan çocuk yaşlı kadaın vahşice katledilmiştir bunu inkar etmek başını komaya sokmak gibi bir şeydir.
#06.12.2009 10:20 0 0 0
  • Dersim katliamının gerçek yüzünü tam olarak bilen yok.Nasıl olmuş nasıl gitmiş, sebebi gerçekten nedir, ne değildir diye iyice araştırmak lazım.Yoksa bir kadının ırzına geçildi diye asker öldürülür mü?.Hem sonra böyle bir durum olmuş olsa o cürmü işleyen asker cezalandırılır konu kapanır giderdi.
    Tabii ki birileri bir şeyler yazacak ortalığı velveleye verecek ki rant elde etsin.Kimsenin sözüne kanmayalım.Madalyonun ters tarafını da görelim.İşin aslını iyice bilmeden karar vermeyelim.

    1971 senesinde mi ne olacak tam olarak hatırlamıyorum.Giresun- Bulancak ilçesinin Aydındere beldesinde(Eski adı Kızılevköyü) bir yol yapımında köylüler DSİ'nin dozerini yakmışlar.Bu arada köye gelen jandarmalar köylüleri toplayıp erkeklerini hapse atınca aralarında çatışmalar çıkmış.Durum kötüye gidince havadan helikopterlerle ne kadar saklanan köylüler varsa teftiş etmişler yakalamışlar,toplamışlar.Tabii ki ellerinde silah olan veya evlerinde silah saklayanlar sorgu suale çekilince bu sefer de jandarmalar köylü erkeklerin eşlerini toplayıp "silahlarınızı teslim etmezseniz bu karılarınız hapiste kalacaktır" diye köylüleri tehdit edip misilleme yapmışlar.Köylüler de hemen silahlarını bırakıp teslim olmuşlar ve bu olay kapanıvermiş.Fakat bu beldeye ceza olarak tam 30 yıl elektrik, su,telefon verilmemiş.Şimdi ise normal bir durum vardır..
    Bunları niye anlattım.Dersim katliamı siyasi midir yoksa başka bir neden mi vardır.Zaman gelecek hakikatı öğreneceğiz İnşaallah..

    Dersim katliamını başlatan o zamanın jandarma komutanlığına ceza verilmiş mi verilmemiş mi?.Onu da irdelemek lazım.Bu o kadar kolay iş değil.Meselenin öte tarafını kimse bilmiyor.Herkes bir şeyler söylüyor.

    Dersim katliamı devletin başını epey ağrıtacağa benziyor..
#06.12.2009 11:06 0 0 0
  • Sanki o dönemde yaşamışlar gibi herşeyi noktasına virgülüne kadar biliyorlar.Utanmasalar İzmirde Çanakkalede kebertilen ingilizin Almanın fıransızın hesabını soracaklar.Devlete baş kaldırmışsa cezan bellidir.İsyan eden bedelini canı ile öder.Fırsat buldularya herkes ayrı bir uçundan asılıyor leşten ne kadar parça koparabilirim diye.Şu ana kadar devlete karşı hiç isyan başlatmamış olmasına rağmen Karadenizin çok yerinde yol ve elektirk yoktur.Ama devletine isyan etmiyorlar.Çalışmadan yatacaksın,devlet ekmeğini ayağına getirecek oh ne ala memleket.İş yok derseniz kabahat bölge insanının.Mardinli Diyarbakırlı zenginler yatırımlarını Marmaraya yapmasınlar,gerçi onlarda haklı Doğuya yatırım yapsalar daha açılmadan yakıyorlar.Ondan sonra Dersimde şu oldu geçmişte bu oldu.Geçmiş geçmişte kaldı yanlışı kim yapmışsa Allah belasını versin.Lmı cimi yok kardeşim,Ya Türkiyeyi seveceksin yada def olup gideceksin.Kimse kimseyi hazır bakmak zorunda değil.Üçbeş kelime öğrenen racon kesmeye geliyor foruma.Hata yönetimin.Geyik bölümünde elli mesaja ulaşan yorum yazmaya başlıyor.Hiç olmazsa konu açma barajı 1500 mesaj yorum yazma barajı 1000 mesaj olsun.
#06.12.2009 16:15 0 0 0
  • O dönemde yaşanmış veya o dönemden kimse yokmuş gibi konuşmanın bi manası yok bu memlekette istiklal mahkemeleri kuruldu ve milyonlarca insan sistem kurulabilmesi için asıldı..

    Camiiler kapatıldı sultanahmet camii ahıra çevrildi..Şimdi o zaman askerler bizim askerlerimiz değilmiydi.Camiilerde türkçe ezan okunurken bizim imamlarımız değilmiydi..

    Zulum içimize kadar girmiş ve siz onlardan bizden değilmiydi nasıl yaparlar diye sorguluyorsunuz.Bugün erkenegon soruşturmaları var kaç asker işin içinde ve kaç faili mechul insan var..

    Peki onlar bizden değilmi????.....

    Kanuni sultan süleyman zamanından beri bu topraklar üzerinde oyunlar dönüyor..Nitekim kimin bizden olup olmadığını artık anlamanın tek yolu.Zulme karşı dik duruşuyla belli olur...
#06.12.2009 17:57 0 0 0
  • Birkere Sultanahmet cami değil külliyedir.İçerisinde ahırı hamamı camisi ve müzesi vardeır.Ben Sultanahmette namaz kıldım.Geçensene Peyjaz işin yapanlar yeğenlerimdi.Fatih Sultan Mehmet ATAM beddua etmiştir Sultanahmete kimsenin zarar verme şansı yok.İstiklal mahkemelerine gelince o dönem mevcut zihniyete göre yapılması gerekirdi ve yapıldı.Günahı mebali yapanların başına.Ergenekona gelince bir kere bu olaylara Ergenekon isminin verilmesi Türk insanının üzerinde oynanan psikolojik savaşın gözler önüne serilmesidir.Bu güne kadar yargılanan subayların tamamı PKK 'ye karşı mücadele eden insanlardır.İnsanlarımızın birlik ve beraberlik duygularını örselemek için yapılan bir psikolojik harekattır.Elbette ölenler ne şartla ölürse ölsün bizim insanlarımızdır ve yapılanlar zulümdür.Bir sorgulama yapacaksak kendi gerçeklerimizle yapmalıyız.AB veya ABD istedi diye insanlarıımızı henüz daha yargılama aşamasındayken terörist ilan etmek en hafif tabirle alçaklık ve şerefsizliktir.Özellikle son dönemlerde Türkiyenin Türkler tarafından yönetildiğine inanmıyorum.Tuncelide ölenler ne amaçla öldürülürse öldürülsün yapılan vahşetti,Şırnakta ,Maraşta nerede olursa olsun ölümler Türkçe kelime karşılığı ile vahşettir.Ama birileri Türkiyayi paramparça etmeye çalışırken onlara fırsat verircesine neredeyse bir asır önce olanları eğri veya doğru fark etmez bugün tartışmaya açmak kusura bakmayın ama düşmanla işbirlikçi ve hainliktir.Tam birlik olma zamanı dirlik olma zamanı kişisel menfaatleriniz uğruna kendi ayaklarınızın altına muz kabuğu koymayın.Aslında kullanacağım çok kelime varda yönetim uyandı herhalde yazılarım alabora oluyor.
#07.12.2009 08:35 0 0 0
  • İstiklal mahkemelerine gelince o dönem mevcut zihniyete göre yapılması gerekirdi ve yapıldı.Günahı mebali yapanların başına..

    Cellatından,kadısına kadısından hakiminden en başa kadar kim varsa bir katliam yapmıştır.Mevcut zihniyet dediğin Osmanlıdan arda kalan 700 yıllık bir zihniyettir yani bir tatihin izleridir.Kastamonuda alimlerdir.Doğuda şeyh saidtir.

    Ab veya Abd nin emri olsun veya olmasın.Bu üzerimize kurulu bir oyun gör veya görme biz yıllardır bunları tartıştık ve bize anlatılan hikayeleri dinledik..Şimdi onları aramızdan atmassak yarın içimize daha çok sızacaklardır.

    Abi Türkiye de Askeri bir olguya karşıyım,Türkiye de askeri ne varsa karşıyım.Askeriye bugün neredeyse tüm halkın dokunulmaz maneviyatı.İnançları istediği zaman sömüren istediği zaman ise elinin tersiyle iten bir sistem içerisinde.Kendiyle çapraşık olan bir orduyu ben nasıl seviyim...

    Fatih Sultan Mehmet camiinde ki O koca çınar ağaçlarınıda görmüşsündür abi.

    Beduua etmesi olan şeyi değiştirmez.Ve bedua etmesi ezanın türkçe olmasını değiştirmez..
#07.12.2009 09:11 0 0 0
  • Fatih Sultan Mehmet ATAM beddua etmiştir Sultanahmete kimsenin zarar verme şansı yok

    sultan Ahmet camii Fatih sultan dan çok sonra yapılmıştır....

    sultan Fatihin bedduası AYASOFYA yı camii olarak kullanılmasını YASAK EDENLER içindir sayın abim..
    çünkü ayasofya Fethin sembolû, tapusu ve mirasıdır..
#07.12.2009 19:45 0 0 0
  • sultan Ahmet camii Fatih sultan dan çok sonra yapılmıştır....

    sultan Fatihin bedduası AYASOFYA yı camii olarak kullanılmasını YASAK EDENLER içindir sayın abim..
    çünkü ayasofya Fethin sembolû, tapusu ve mirasıdır..


    Ben sultanahmet camisi için beddua etti demedim,Fatih Sultan Mehmet beddua etti dedim.Ata yadigarına zarar verene .Atalarımızda kalan bir çiviyi dahi hor kullanana beddua etti eddim.
#08.12.2009 08:08 0 0 0
  • noimage

    En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.


    SON DEVRIN DIN MAZLUMLARI

    NECIP FAZIL KISAKÜREK





    En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez. Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi... Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi... Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı... Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
    hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk... Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... Ve buna benzer daha neler, dalıa neler!..

    Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?

    Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk... Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat'a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil'in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
    "- Sizi de onun yanına götüreceğiz!"
    Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarnin yanına gönderilmişlerdir.
    Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
    "Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!"
    Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. (Bu vak'a, bana, 1944 yılında, Eğridir'de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)

    Yusuf Cemil'in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ'da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.

    Hozat'ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım... Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika'ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü'nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun'la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.
    Muamele biter bitmez "Seni Hozat'tan çağırıyorlar!" diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.

    Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:
    "- Yetişin, evimize eşkiya girdi!.."
    Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.

    Bu arada Hozat'ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak'a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor.Oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar, emzirtip büyütüyorlar ve ona "Besi" adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.

    (24 yil evvelki Büyük Doğu 'lardan)

    Hozat'ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya'ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.

    Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta... Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber aliniyor.
    Cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor. Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmustur.

    Celâl Bayar'ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak'in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularimizin hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu'yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.
    Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuııun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.

    Necip Fazıl Kısakürek, "Son Devrin Din Mazlumları », DOGU FACİASI, Büyük Doğu Yayınlari, 10. basim, Nisan 1990, Istanbul




    38 - Dersim Katliamı Belgeseli ( Çayan Demirel )

    Yapım Tarihi : 2006
    Türü : Belgesel
    Yönetmen - Çayan DEMİREL
    Danışman - Ali Naki GÜNDOĞDU
    Kurgu - Ali Haydar GÜLER
    Müzik - Metin Kemal KAHRAMAN

    Dersim isyanı belgesel film oldu... Dersim isyanı üzerine şimdiye kadar çok kez konuşuldu, yazıldı, kitaplar yayımlandı ve şimdi de belgesel konusu oldu. Çayan Demirel'in hazırladığı "38" adlı belgesel Dersim isyanını, belgeler ve tanıkların ağzından sunuyor izleyiciye.
#09.12.2009 19:11 0 0 0
  • Vahset ya ben inanmıyorum :S:S
#05.01.2010 19:18 0 0 0