Etrafı gözlemek için dışarıya çıktım ve yüreğimde o inanılmaz ve tarif edilmez acıyı hissettim. Bir anda kendimi yerde buldum.
Kalbimin içinde ufak bir metal parçası hissettim. Soğuk ve acımasızca orada duruyordu ama göbeğime doğru akan kanın sıcaklığı onun soğukluğunu bastırıyordu. Yerimden kıpırdayamıyordum. Bir an için ayağa kalmaya çalıştım ama olmadı sadece etrafıma toplanmış olan arkadaşlarımın siluetlerini görebiliyordum.
Gözlerimi onların hüzünlü yüzlerinde gezdirirken yatakhanede yan yatağımda yatan dert ortağım Erhan çarptı gözüme. Gözyaşları sanki sel olmuş akıyordu deyim yerindeyse iki gözü iki çeşmeydi.
Birileri bileğime dokunuyor ve nabzımın atıp atmadığını kontrol ediyordu. Biraz yüzüm baktıktan sonra ağlamamak için dudaklarını ısırarak sessizce konuştu. '' ölmüş'' diyordu sadece. Hayır ben ölemedim buradayım diyordum ama kimse aldırmıyordu sadece gözyaşları konuşuyordu. ' hey ağlamayın bakın buradayım ' diyordum. Erhan'a dokunmak için elimi kaldırdım ama dokunamadım. Ona ben buradayım diyecektim yapamadım
' Lanet olsun sizlere ' nidaları ve hıçkırık sesi ile karışık silah sesleri duyuyordum. Bir ses cümbüşü sarmıştı yanı başımı kulaklarım uğulduyordu.
Yanımda Erhan'ı gördüm ve onun yanında da Mesut vardı. Aralarındaki bir konuşmaya kulak misafiri oldum ister istemez.
-Olmaz o ölemez dedi Erhan.
-Onun gibi askerlere ihtiyacımız var dedi Mesut hıçkırıklar içinde.
Ardından komutanımız Hasan Bey geldi. Üzerime eğilerek ağzımı açtı ve dişerlimin arasına künyemi sıkıştırdı. ' Sende bu vatan için öldün seni koruyamadım beni affet asker!' dedi ve bir selam verdikten sonra başını öne eğerek uzaklaştı bulunduğu yerden.
Ölmemiştim ki daha' neden künyemi dişlerime sıkıştırdınız komutanım?' diye bağırdım arkasından uzaklaşmış olduğundan olacak ki duymadı herhalde. Çünkü bana cevap vermemişti.
Samet yanıma geldi elleri ile gözlerimi kapayarak 'kanını yerde bırakmayacağız Cengiz' dedi. Tuhaftı gözlerim kapanmasına rağmen onları hala görüyordum ama şunu anlamamıştım 'kanını yerde bırakmayacağız Cengiz' ne anlama geliyordu. Ölmüş olamazdım değil mi?
Hayır hayır bu olamaz o teröristler beni öldüremez ben onları öldürtecektim vatanımı huzura kavuşturacaktım. Söz vermiştim Ölmemeliyim daha vatanımı koruyacağım hasreti ile yandığım yârime mektup yazacağım anama sesimi duyuracağım babamla birlikte teröre lanet okuyacağım kardeşime çikolata alacağım.
Allah'ım daha gencim henüz yirmimdeyim yapmam gereken onca şey var ki edinmem gereken hayat tecrübelerim öldürmem gereken teröristler
ÖLMEMELİYİM
Geride tabutumun üzerinde yatan gözü yaşlı bir anne teröre diğerleri ile birlikte lanet okuyan gözü yaşlı ve avazı çıktığı kadar hıçkırıklara boğulan bir baba olan bitenden habersiz etrafa şaşkın gözlerle bakan ve her an ona çikolata getireceğim diye bekleyen bir kardeş hala seni bekliyorum bitsin bu hasret diyerek ölümümü kabullenmek istemeyen bir sevgili bırakmak istemiyorum
Unutamıyorum beni nasıl da yolcu ettiklerini askere. Arkadaşlarım davul zurna çalarken yârimin o pamuk gibi bembeyaz elleri benim saçlarımın arasında geziniyordu. Ona belli etmeyerek döktüğüm gözyaşlarını siliyordu o kısacık parmaklarıyla ağladığımı göz ardı ederek. İpek gibi saçlarına masum bir öpücük kondurup geri geleceğimi söylemiştim nazlı yârime ise beni hep bekleyeceğini.
Veda sırası minik kardeşimdeydi. O mini minnacık eli ile elimi kavramaya çalışıyor bir yandan da çekiştirircesine belimden tutmaya çalışıyordu. Seni çok seviyorum ağabey diyor gelirken bana çikolata al emi diyerek sıkı sıkı tembihliyordu beni.
Şimdi sırada babam vardı. Eğilip elini öptüm yüzüme baktı ve sımsıkı sarıldı bana bende bir zamanlar askerdim oğlum vatan için canını vermekten kaçınma demişti bana.
Babama bakan annem geldi yanıma babam kenara çekilerek anneme bana sarılması için yol açtı Hemen boynuma atıldı annem şöyle bir kokladı beni başımı göğsüne yasladı ve bir anne ruhu ile aman oğlum sıkı giyin emi oralarda üzerini açma dedi. Tamam anne dedim. Kınalı ellerinden öptüm ve otobüse bindim
İşte şimdi korkuyordum bunları düşündükçe onları üzmekten korkuyordum. Vatan için canımı vermekten değil Onları üzmekten.
Kaba bir ses duydum kulaklarımda ama o ses kaba olduğu kadarda hüzünlüydü. ' bir şehit daha mı? diyordu soğukkanlı bir tavırla. Sadece sessizlik cevap verdi buna. Bu sessizlik evet demekti.
Nasıl yani? Şimdi ben öldüm mü? Aaa Hayır ya olamaz olmamalı Tanrım lütfen. Konuşmalar karışıyordu bağrışmalar ağlaşmalar vardı. Bunların hepsi benim ardımdan yakılan ağıtlardı.
Şimdi arkamda bıraktıklarım ne olacaktı sen onları koru Allah'ım. Aklıma geldikçe tüylerim diken diken oluyor Her şehit olan asker haberinde aklına ben gelecektim anamın ve ağlayacaktı sabahlara kadar hiç durmadan sessizce babam ise anama fark ettirmeyecekti belki ama o da bir köşede içine sığmayarak dışarı çıkan gözyaşlarını akıtacaktı sonsuzluğa. Dünyada olup bitenin farkına varmamış olan kardeşim de onlara katılacaktı neye ağladığını bilmeden ona aldığım oyuncak bebeğe sarılacak ve derdini onunla paylaşacaktı. Nazlı yârim resimlerime bakıp hala öldüğümü kabullenmeyecekti ölümümden sonra gittiği akıl hastanesinin kuytu köşesindeki odasında. Ülkemin insanları da alınca haberimi ağlayacaktı her şehide gözyaşı döktüğü gibi
Onları ağlatmak değil benim amacım Allah'ım onları huzura kavuşturmak. Lütfen Allah'ım şimdi ölemem henüz yapacaklarım var ve çok gencim daha yirmimdeyim. En önemlisi arkamda gözü yaşlı insanlar bırakamam Allah'ım
Üzerimde ağlayan Erhan'ı kaldırmıştı komutanımız. Asker kalk dedi. Artık kabullen 'o öldü!'.
Öldü öldü öldü
Defnedilirken anladım ki ben gerçekten öldüm Hiçbir insanı o soğuk ve kara toprağa yaşarken gömmezlerdi. Demek ben ölmüştüm. Üzerime atılan toprağın kokusunu duyduğumda anladım ŞEHİT olduğumu.
Evet artık emin ben bir ŞEHİTİM. ŞEHİT OLDUM Her şeyi ve herkesi geride bırakmayı göze alarak şehit oldum.
Olsun VATAN SAĞOLSUN