İnceden bir yağmur yağıyor içime. Yavaş yavaş iniyor derinlere. İliklerime kadar üşüyorum. Temmuz sıcakları donuyor içimde. Bu gece deli gibi içmek istiyorum. Rakı masasına gönlümü koyup acılarımı o sofraya meze yapmak istiyorum; olmuyor. Olmuyor; gene yapamıyorum.
Acımı bile doyasıya yaşayamıyorum& Ilık bir damla gözyaşı süzülüyor; kirpiklerim arasından çeneme doğru usulca. Çok ağlıyor; ama doyasıya ağlayamıyorum. Sadece kesik kesik hıçkırıyorum; tükenişlerime.
Hala kelimelerle oynuyor; bu eski oyundan vazgeçemiyorum. Her bir kelimeye anlam yükleyip cümle oluşturma zorunluluğuna giriyorum. Yazmak istiyor, yazamıyorum.
Bu akşam bir hoşum& Bu izbe gönlüme dokunacak ya da tamir edecek bir gönül eşkıyası aramıyorum. Çünkü hep aşık olmak istiyor, oluyor, sonra da mahvediyorum.
Leyla değilim; Mecnun aramıyorum. Şaheserler istemiyor, beklemiyor; aza tapıyorum. Sevgiliyi de sevdayı da güzelleştirerek seviyorum. Soluşlardaysa varsa aşkın mahkemesi, savunacak gücüm kalmıyor sevdayı& Sadece usulca başımı önüme eğip burnumun ucundan damlayan yaşları gizleyip "git" diyorum "gitme" dercesine.
Ben sevmeyi ya da sevilmeyi beceremiyor, olmazlara tutsak kalıp çürüyorum; her sevda masalı sonunda. Oysa masallar hep mutlu sonla biter. Bunu fark ettiğimde anlıyorum yaşananların, yazılanların, dile gelenlerin masal olmadığını.