Hiç Kendin Oldun Mu Ki - Yaşam Hikayeleri - Ahmet Ay
Kendime yabancıyım bu sıralar. Bir başkayım... Tuhaf, ama irademi sorgulamaya başladım. Kendi içimde hece hece "seçebilme gücü"mü aradım. "Var mıdır, yok mudur?" tartışmalarıyla sabahladım geçen gece. Hâşâ, yaratıldığına dair bir şüphem yok! Yanlış anlaşılmasın. Önceleri var olduğuna eminim. Etkilerini dönem dönem hissettim. İnkâr edemem! Varlığını bildim. Ancak dedim ya... Bir başkayım bu sıralar. Başka sorular telaşındayım. Yirmi yedisinde gözümü ancak açabildiğim şu hayatın ne kadarı benim oldu, ne kadarı gerçekten benimdi, ne kadarı benim istediğim gibiydi yeni baştan sorgulamaya başladım. Ve hakikatte, ben bu işi daha önceleri sorgulamalıydım.
Dün elimi attığım kot pantolon takıldı gözüme... Markası, modeli, şekli... Bunlar sahiden benim istediklerim miydi? Yoksa bana zorla beğendirilenler mi? Aynaya çevirdim yüzümü... Üzerimdekiler, içimdekiler, fikrimdekiler... Ne kadarı benimdi sahi? Ne kadarı sahiden benim istediğim? Öyle ya... Millet gibi, kültür gibi, memleket gibi, ten ve saç rengi gibi ön kabullerle doğduğumuz şu dünyada, ön kabullere bağlı olmayan konularda ne kadar "biz" kalabilmiştik? Ne kadar kendimizi dış etkilere karşı koruyabildik? Bu heyula gibi karşımızda duran cesetin ne kadarı sahiden bizdik?
Önce annemiz ve babamız başladı iyi niyetlerle zihnimizi inşa etmeye... Doğruları doğrularımız olduğu kadar, yanlışları da yanlışlarımız oldu. Onlar sorgulamamıştı. Bize de aynısı oldu. Sorgulamadık... Daha doğrusunu söylemeli belki. Doğal olarak bize de sorgulatmadılar. Ne zaman biraz özgürleşmeye başlasak hayalden "öcü"leriyle korkutmaya başladılar bizleri, inlettiler. Gecelerimizi kâbuslara çevirdiler. Yataktan çıkamaz olduk. Uçmayı unutan kartallara döndük, tavuk kümeslerinde... Tavukça endişeler, bize kartal irademizi ve çelik kanatlarımızı unutturdu.
Sonra okula başladık... Okullar, yani yine ön kabuller... İyi ve doğru sistemin, iyi ve doğru bir devletin belirlediği standartlara bağlandı, iyi ve doğru... Metodolojisi devlet kanallı, öğretileri kanun ayarlı bir milli eğitim robotuyduk artık. Devrin şartları ne gerektiriyorsa oyduk. Sorgulanamazlar vardı. Olması gerekenler vardı. Asla bir devrimci olamazdık. Devrin değerlerini sorgulayamazdık. Zira kendi doğrularımız, bize uygulanan bağlılık sınavlarında beş para etmiyordu. Notlarımız hep düşük geliyordu. Sistem, kendinden olmayanı, bu yedi yaşında bir çocuk bile olsa, kabullenmiyordu.
Pek çabuk dışlıyordu. Ve pek çabuk dışlandık... Yalnızlaştık...
Ortaokul, lise, üniversite... Maddenin üç hali, üç boyutu vardı o zamanlar. Sonraları bilim ve teknik dergilerinde dördüncü hal plazma, dördüncü boyut zaman diye okuyunca "Hadi ya?" demekten kendimizi alamadık. Zira biz öyle ezberlemiştik ve asla sorgulayamazdık! 9 gezegenden ibaret sistemimiz ve boşluk sandığımız uzayımızla mutluyduk. Ama gezegen sayısı gün geldi, dokuzu geçti. Ve uzay da boşluk değil, sesin ve ışının taşınabildiği atom altı parçacık denizlerinden ibaretti.
Latince kelimeler doldurdu zihnimizi... Entelektüel tarifler. Beynimizi, fikrimizi "sal"a bindirip "sel"e verdik. Bağlamsal, nedensel, işlevsel, imgesel... "Sel, sel, sel, sel..." Sellere kapıldı koca bir hayat! Umudu hep dışarda aradık. Hiç kendimiz olamadık. Hep dışarıdaydık. Hep nazarlarımız dışarıdaydı. Hep bir başkasıydık. Hiç "biz" olamadık! Hiç nasıl mutlu olacağımızı, olabileceğimizi soramadık. Zira cevap hep maddedeydi. Maddedeydi... Çok para, çok şöhret, çok hırs, çok kazanç... İşte savaştan ibaret dünyamızın elamanları bunlardı. Bunlarla yaşadık, ama mutlu olmadık. Hep ağladık...
Neyi giyeceğimize trendler karar verdi. Neyi yiyeceğimize "gurme"ler... Hangi takımı tutacağımıza futbol yazarları, hangi rengi seçeceğimize tekstilciler... Evimizdeki deterjan, sabun, traş bıçağı gibi basit şeyler bile bir şekilde bize yapılan dayatmalardan ibaretti. Reklam dayatmalarından... Bir beyin yıkamaydı şu dünya! Bizim adımıza doğrularımıza bile, başkaları tarafından karar verilen bir rehabilitasyon merkezi! Ve biz buna hep aldandık. Hep dış dünyaya baktık. Hiç içimize bakmadık, hiç kendimiz olmadık.