Kendi Yolunu Bulmak

Son güncelleme: 02.01.2010 23:29
  • Gençtim, gözü kara biriydim. Deli dolu, hırçın, dünyayı yakabilecek kadar çılgındım.

    Hayatımın baharıydı. Kendi yolumu bulmam adına, bir seçim yapmam için ailem tarafından önüme seçenekler sunulmuştu. Ya gitmeli, ya kalmalıydım. Yani kısacası adam olmalıydım. Fakat, deli dolu ben'e ağırdı bu sunulan seçenekler. Birinden birini tercih etmeliydim. Bu sefer kesin ve net olmalıydı. Bana sunulan şartlar eğer çılgınca, avare bir biçimde yaşamaya devam edersem kısıtlanacaktı.

    Alışmıştım avare gibi dolaşmaya, çılgınlıklar yapmaya. Bir anda alışkanlıklarımı atmak, bir kenara koyup yok saymak ağır gelecekti. Belki bocalayacaktım, sıfırdan başlamak canımı çok acıtacaktı. Ama, tercih yapmalıydım. Durum iyice kötüleşmeye, ailemle aram bozulmaya başlamıştı.

    Bende, ailemin bana sunduğu iki seçenekten kalbime en yakın olanını tercih ettim. Artık gidiyordum. Eğer burada kalır ve bütün huylarımı bırakırsam, yaşadığım yerdeki bütün olaylarla karşılaşıp, her gün yenilecektim. Bu yüzden gitmeyi tercih ettim. Hiç olmazsa bütün yaşadıklarımı, tanıdık tanımadık geride ne varsa bırakıp yeni bir hayata kucak açacaktım. Bana geçmişimi hatırlatan, arada bir geçmişimle, yaşadığım olaylarla yüzleştiren kişilerle karşılaşmayacaktım. Bu durum bana her ne kadar ağır gelse de.

    Babam çoktan kalacağım yatılı okulu ayarlamıştı. Canada Quebec'e doğru yola çıktım. Dizginlerim artık anne ve babamın elinde değildi. Burada yaşayacaklarımdan bir haberleri olmayacaktı. Belki maddi olarak onlara yine bağlıydım; ama, manevi desteklerini kimi zaman ensemde hissedecek, kimi zamanda ben yokmuşçasına davranacaklardı.

    Yatılı okulla karşılaştığım an anladım ki, söz verdiğim sözden dönecektim. Okulun etrafı bir insanın boyunu geçen duvarlar ve demir parmaklıklarla kalplıydı. Yatılı okulla karşılaştığım an boğuluyorum sandım. Belli bir yere sabit kalamıyordum. Bu manzarayla karşılaşınca, ilk anda özgürlüğümü kaybettim.

    Durağan, standart yaşamlar benim için yaratılmamıştı. Ya da ben bu yaşamlar için yaratılmamıştım. Kendimi bir kafeste başkaları tarafından beslenen ve başkaları için yaşatılmaya çalışılan bir kuş gibi kafese tıkılmış hissettim. Bu durumdan bir an önce soyutlamalıydım kendimi. Kanatlarımı çıkarmalı, yeniden açarak özgürce çılgınlıklar yapmalıydım.

    Yıllar karmaşık duygularla, yoğun baskı altında böylece geçti. Okulumla ve orada edindiğim arkadaşlarımla yıldızım hiç barışmadı. Annemlerle bir dargın, bir barışık tam beş sene geçirdim. Akılları sıra beni cezalandırmak istediler. Yani adam etmek istediler. Bir türlü onların istediği adam olamıyordum. Fakat, her seferinde, benden ellerini geri çekişlerinde yalpaladım. Ama, öyle bir yapım vardı ki, inatçı ve hırslıydım. İçimdeki benle çok savaş verdim. Bazen uslu çalışkan bir çocuk, bazen de dünyayı yerinden oynatıyordum. Ne kadar durdurmak, frenlemek istesem de kendimi, ailemin istediği ve beklediği adam olamıyordum.

    Beş sene sonra yatılı okuldan ayrılma vaktim gelmişti. İyi bir dereceyle mezun olamıyordum ama, aileme götürebileceğim bir diplomam vardı elimde. İki sene önce Quebec Riveal parkında bir gece buralardan gitmek istediğim ve duygularımın tavana vurduğu, darmadağın olduğum sıralarda François ile tanışmıştım.

    Alkol, o gece benim tek dostumdu. Fakat, o geceden sonra François benim tek dostum oluverdi. François Riveal parkı yakınlarında eski, ahşap bir dükkanda tahtadan süs eşyaları, oyuncaklar, küçük küçük maketten kanada tarzı evler yapıp satılan bir dükkan işletiyordu.

    François ile tanıştığım o gece kendime olan nefretimin son damlasıydı. Kendimden nefret etmeye başlamıştım. Bir adım ilerleyemiyor, sabit bir yerde yaşam süremiyordum. Zamanla bunun acısını içimde, olgunlaşmaya başladıkça anladım. Ailemden başka tutunacak ne bir dalım, ne bir mesleğim, ne arkadaşlarım ne de kendim kalmıştım.

    Fakat, François bana öyle bir hayat dersi vermişti ki, ancak bunu okulu bitirip buralardan gitme vaktim geldiğinde anlayabilmiştim. O gece alkolü fazla aldığım için bu konuyu fazla idrak edememiştim. Zaman zaman François'e her uğradığımda anlatıyordu başından geçenleri. Deli dolu ruhum serseri rüzgarlara kapılıp hoyratça esiyor, bir türlü yolunu bulamıyordu. Belki de bulmak istemiyordu. Ta ki, ayrılık vakti gelip çatana kadar.

    İki yıl önce bir gece yarısı bankta usulca yanıma gelip aniden oturuvermişti. İçkinin vermiş olduğu etkiden olsa gerek ağlıyordum. Kısa bir tanışma faslından sonra başladı, onu derinden etkileyen hayat hikayesini anlatmaya.

    18 yaşındayken evden ayrılmak ve özgür olmak istediğinle başlamıştı ilk cümlesine. Babasıyla kavga ederek ayrılmıştı evden. O gün bugündür de bir daha geri dönemediğini, umut yolculuğunda aradığı umudu istediği ölçüde bulamadığını, başladığı bu yolculukta yolda yaya kaldığını anlatmıştı. Yaşadığı yerin ona dar geldiğini, hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini düşündüğü için ucu görünmeyen bir maceraya atılmıştı. Ama bu ne yazık ki, aradığını bulamamakla son bulmuştu.

    Bunları anlatışının üzerinden defalarca buluştum onunla. Her çılgınlık yapmaya, yeni bir maceraya atılmak istediğim anda bana doğru dönerek ilk cümlesi " Bu sefer olmaz. Yetmedi mi?" oluyordu.

    Sonra, bir kez daha umutlarının kanadının kırılmasına izin verme. Acı çektikçe güçlendim, yalnız oldukça özgür olduğunu sanıyor, yanılan yine sen oluyorsun ve acıya kendini alıştırıyorsun. Oysaki, kendine bir yol çizip belirlediğin bir hedefe doğru ilerlemen, çalkantılı ruh halinden kurtulmana en büyük sebep olacak. Bir karar ver artık. Ya dikenli yolları seç, sürekli olarak yaraların kanasın, ya da dikensiz yollarda, daima mutluluğu ve başarıyı yakalayasın. Ne dersin?

    François annemle, babamın beş yıl önce bana sunduğu iki seçeneğe benzer seçenekler sunmuştu önüme. Kendimi değiştirmek adına başladığım bu değişim yolculuğunda, değişmeyen sanırsam bana sunulan seçeneklerdi. Buraya gelmeden önce karşılaştığım seçeneklerle, buradan ayrılmak üzereyken de karşılaşmıştım. Bir tuhaflık vardı bu durumda. Sonunda anladım ki, insan nereye giderse gitsin, aradığı mutluluğu bir türlü bulamıyor. Esas mutluluğun olduğun yerde çabalamakla olacağına karar verdim.

    Şimdi en yakın dostum François'in yanında çalışıyorum. Gün geçtikçe olgunlaşıyor ve yeni iş imkanları yaratmayı hedefliyorum. Artık bir hedefin var. Ama, zaman kapalı bir kutu gibidir. Neleri getireceği belli olmaz. Şimdilik buralarda, François'in yanında hayat mücadelesine devam etmeye karar verdim.

    Yazan : Melodi AKÇAY

#02.01.2010 23:29 0 0 0