Gençlerinizin en hayırlısı, (sefahatten uzak durmakta ve temkinli davranmakta) ihtiyarlara benzeyendir. Yaşlılarınızın en fenası ise, (başını gaflete sokmakta ve nefsinin arzularına uymakta hevaperest) gençler gibi yaşayandır."
Hadis-i Şerif
Kontrol hep aklın ellerinde olmalı Aklın çelikten ellerinde İnsan asla, hiçbir duygu için, aklın hâkimiyetini dumura uğratmamalı. Sözünden çıkmamalı.
Evet Hayat filminin esas kızı aşksa eğer (ki ben bunu da kabul etmiyorum), esas oğlanı da aklımız olmalı. Bu kuru bir hayal değil Bir fantezi veya düş değil Olabilir bir şey. Hayat şarjörümden sıktığım yirmi yedi mermi boyunca ben hep bunu bildim, böyle bildim. Böyle amel ettim ve hep böyle iddia ettim. Genelde de girdiğim iddiaları kazandım.
İnanmadınız mı?
Lakin hayatım buna delildir.
Geride bıraktıklarıma bakınca, yeterince mutlu olamasam da, hep doğruları seçtiğimi görürüm. Yanlışlarımsa, tüm prensiplerime rağmen, otokontrolümü kaybettiğim anlarda yaşanmıştır mutlaka. Ve mutlaka o anlarda "akılsız" anlardır. O anlarda kontrol, aklın elinden kalbin eline (her nasılsa) geçmiştir. Hatalar hep böyledir. Hep hissidir. Hislerine göre yaşayanlar ise, (istisnalar olsa da) hayatta hep kaybederler. Kullandığımız cümleler bile buna delildir. Hata yapanlara "Akılsızlık yaptın" deriz mesela Ama "Duygusuz davrandın!" hiç demeyiz. Zira duygusuzluk sadece incitici olmaktır, yapılması gerekeni sertçe yapmaktır. Ama asla hata yaptığınız anlamına gelmez.
Siz bakmayın şimdilerde duyguların böyle gözümüze gözümüze gayeler gayesi gibi sokulduğuna Aklın elindeyken daha güvendeydik biz. Çünkü düz bir mantık, Newton'cu fizik anlayışı gibi belirsizliğin azaldığı bir düzeydir. Pek çok şeyin sabit kabul edildiği bu N.Ş.A (Normal Şartlar Altında) ortamında yanılgılar da pek azalır. Tahminler ve akıl yürütmeler de genelde tutar. Akıl düzeyinde bir yaşamla benim kastettiğim budur. İşte böyledir Her hadise, her nesne sizin için 2x2=4 basitliğindedir. Görülebilirdir, algılanabilirdir, gerektiğinde düzeltilebilir Ama böyle bir hayat yaşarken hayalci de olamazsınız. Bu yüzden size düşündüğünüz anlamda doyasıya bir mutluluk vaat etmiyorum. Edemiyorum Sevinçlerin, neşeli anların çılgıncasına yaşandığı bir yaşam düzeyi değil bu. Yaşananların dilinizde bir baklava lezzetinden çok, ekmek tadı bıraktığı bir yaşam düzlemindesinizdir artık. Belki hayal ettiğiniz pembe panjurlu evde asla oturamazsınız, ama asla evsiz de kalmazsınız. Başınızı sokacak bir yer mutlaka olacaktır.
Hatıralarıma gömdüğüm pek çok insan, duyguların o doyasıya ve çılgın lezzetlerine takılıp hatalar yaptılar. Kimi sevdiği kız için derslerini ekti. Kimi kendisini bitirdi. Kimi birkaç bardak alkolün tatlı sersemliği için gençliğinden oldu. Hastanelerde yaşlandı. Kimi de kendisi hakkında başkalarının söyleyeceği "taş fırın erkeği" iltifatına kapılarak dayaklar attı, ama en sonunda yedi. Hatta neredeyse canından olacaktı. Ama duygularının doyasıya lezzetlerine âşık bu gençlerin hiçbirisi otuzundan sonrasına mutluluk taşıyamadı. Birçoğu bugün, "Biz nerede yanlış yaptık?" sorusunu bile sor(a)mamakta Evet, yanlış okumadınız. Soramamakta Zira hepsi şu an emin olun hatalarının farkında.
Duygular pek acelecidir gerçekten. Hem pek amansız, pek akılsızdır Öyle ki, bir kuru intikam lezzeti, birkaç dakikalık tatmin olma arzusu için nice hayatlar ateşe atılır Nice aileler yakılır Nice mutluluklar kundak içinde Kerbelalara bırakılır Nice gözler yaşlı kalır Nice "ah"lar semayı çınlatır
Sırf "sevdiği kız bir kez penceresinin perdesini aralar da onu görür" umuduyla kış geceleri saatlerce sokağın başında, elleri cebinde, titreyerek bekleyen bir arkadaşım vardı. Zavallıcık sonunda hasta olmuştu. Fakat ne o kışın sonunda ilçeden ayrılan sevdiğine kavuşabildi, ne de bir kez olsun pencereden onunla konuşabildi. Beklemekten aldığı lezzeti ben bilemem. Ama hastalığı boyunca nasıl öksürdüğünü çok iyi bilirim. Boğuk ve sürtünmeli sesi hâlâ kulaklarımdadır. Onun bu halini gördüğüm zaman kendi kendime bir söz vermiştim. "Hiçbir insan için bu aptallıkları yapmayacağım" diye. On beş yılı geçti. Sanırım başardım.
Duygular hem acelecidir, hem aptal. Mesela duygularıyla hareket eden bir çocuğa "Sana şimdi bir pasta mı alayım? Yoksa bir dahaki ay üç pasta mı?" diye sorsanız hemen bir pastaya razı olacaktır. Zira onun için üç pasta uzaktadır, geçtir. Şu an tadılamayacaktır. Bir pasta ise aceledir, yakındır.
İşte duygular böyledir. Birleri kazandırır, üçleri (bazen beşleri, yedileri, dokuzları) kaybettirir. Hatta bazen daha da fazlasını
Kontrol hep aklın ellerinde olmalı Aklın çelikten ellerinde İnsan asla, hiçbir duygu için, aklın hâkimiyetini dumura uğratmamalı. Çünkü akıl güvenlidir. Hislerse güvensiz.
Neden mi böyle söylüyorum?
Aklın doğruları değişmez de ondan Ama duyguların doğruları sürekli değişir. 2x2 her zaman 4'tür mesela. Hiç değişmez Ama en sevdiğiniz renk, en sevdiğiniz araba modeli, en sevdiğiniz saç rengi, yüz şekli Bunlar hep değişir. Aynı insan bir gün içinde (duygusal bağlamda) üç kez kanaatini değiştirebilir. Bu nedenle bugün sizi çok seven ve bunda da çok samimi olan sevdiğiniz, yarın bunu pek doğru bulmayabilir. Şüpheye düşebilir.
Ama sizi aklıyla seven, sizi gerçekten ömrünü beraberce geçirebileceği kadar mantıklı gören, inanın sizden asla vazgeçmez. Hatta yaşlandığınızda, çirkinleştiğinizde bile O zaman bile vazgeçmez. Vazgeçemez Zira akıllıdır, bilir ki, bir başka hayat daha var. Bugün yaşlı olanlar, orada sonsuza dek genç olacaklar. Böyle ötelere bakanlar, akıllarıyla uzaktaki üçe ulaşabilenler, elbette sizi bugünkü birler için terk etmeyecekler. Edenler gibi olmayacaklardır. Çünkü aşkta vefa yoktur, fakat akılda vefa vardır. Akılda vefa vardır. Akılda vefa vardır