Yüreğimde sızı... Parmaklıklar ardına sakladığım mahzenim ışık almıyor sanki. Ya da perdeleniyor gibi.. Mahzun ve buruk..
Gözlerimin önünde sevdiceğim, cennet kuşum... Kanatlanıp uçacağın gün geliyor aklıma... Birden buğulanıyor gözlerim, sonra dilimde pervasızca bir amenna. sana geliyor Rabbim!...
Geçerken zaman, fotoğraflardı arta kalan.
Karalarken bu satırları, bağrından kopup gelen, yüreğime sancı veren, nefes alırken zorlandığını belli eden o ses... Ah-vah değil.. Biçaresin diye haykıran o duruş.. Harflerle değil ifade, sesler yetersiz.. Hal dili dedikleri de bambaşka..
Düçar olmak aşka...Aşka gebe olmak lazım gelir ki; ızdıraplar tatlı gelsin insana, tebessüm kondursun yanaklara.. Dilde dönen lafız lütfuna da kahrına da EYVALLAH..
Yanacağını bilerek adımları sıklaştırmak gerek. Gönül şivesi bozuksa anlatamazsın derdini. Tıpkı ben gibi.. Ney olmak vardı şimdi.. Malayani şeylerden uzak durmak, gülü verenden dikeniyle almak.. Zor belki hayata kafa tutmak... lakin duruş belli; vakarlı olmak.!
Sözüm söz gem vururum bu yüreğe. Demem kimselere. Yanlız, acziyetin girdabında boğulmaktan kurtar beni. Tut Sana gelmek isteyen bu eli...
Ey Nebi...
Sana karşı da başım eğik.. Utancım büyük.. Arkasına sığınacağım salatlar o kadar az ki...
yazının burasında kalmıyor mecalim.. Düğümlendi yüreğim.. Kelama durmuyor sözlerim..
Taş kalpliyim, lakin ümitsiz değilim. Bu yazıya veda... Son söz EYVALLAH...