Kızılderili Gözüyle İçimdeki Apaçi

Son güncelleme: 21.02.2010 13:41
  • Kızılderili Gözüyle İçimdeki Apaçi - Yaşam Hikayeleri - Selma Akar

    '' Yeniden doğmakVe yol zordur. Apaçi, yüce yasalara sadık kalırsan ruh bedenini güçlendireceğine inanır. Tekerlek'e ulaştığın her sefer Yani dünyada maddi bir bedene tekrar girdiğin zaman bu yüce yasaları maddi dünyanın bağlı olduğu aşağı yasalara karşı uygularsın. Böylece ruh bedenin daha da güçlü olur. Ruh Bedenini güçlendirirken daha yüksek yaylalara çıkarsın. En yüksekteki düzlük doğal olarak geri dönemeyecek kadar güçlü olduğun yerdir.

    Ruhuna inanç'ını korursun ya da zayıflar ve ruhunu alt düzlemlere teslim edersin.''

    Vaktiyle dağlarda, şehirleşme ve ''modern yaşamın!'' henüz ayak basmadığı topraklarda bir yaşam vardı. İnsan toprağa yalınayak basarken onun enerjisini alır, rüzgarın yüzünü yalayarak geçip gitmesine bir şarkıyla eşlik ederdi. Yağmuru, rüzgarı, dağları, hayvanları, ağacı ve suyu, havayı kutsayan, kutsal sayan bu bakış onların yaşam gücü olduğunu ve onlarsız bir yaşamın olmayacağını bilirdi. Akıp giden bir dereden su içmek zenginlikti. Bir atın üstünde dörtnala koşarken rüzgarla yarışırcasına, hızla geçerken otların, ağaçların arasından, hayvanlar da, toprak ta, su da bilirdi; yaşam onlar için tehlikeli, vahşi ya da pazarlık konusu değildi. Herkese yetecek kadar ekmek, su ve hayat vardı

    Beyaz adam bunu değiştirdi. Kızılderili yaşamını yok sayan bir yaklaşımla

    Aslında olan şuydu; önce kıyım başladı, kıyımla beraber büyük bir korku egemen oldu, bu korku kızılderilinin ruh bedenine olan inancının geri çekilmesine neden oldu, çünkü fiziksel yaşamı tehlikeye düşmüştü. Ruh bedenleri yeterince güçlü olmayanlar kendi halkına ihanet etti, kendilerine ihanet etti. Genel olarak artık Kızılderili yaşamının üzerinde korku, inançsızlık, bitkinlik, umutsuzluk ve ölüm vardı

    Kam (Şaman) inancını yaşayan, her şeyin bir ruhu olduğunu ve Yasa'nın varolan tüm yaşam için işbaşında olduğunu bilen Kızılderili, kafası karışık, kendi kültür ve geleneğini, yaşam biçimini ortaya koyacak bir yaşam alanı bile bulamayan bir karanlığa düşmüştü. Ruh artık görünmüyordu

    Beyaz adamın kafasının işleyiş biçimi ile bir kızılderilininki çok farklıdır;

    F.Carter'ın dile getirişi çok isabetlidir; ''İnsan, fiziksel bilimlere aşık oldu. Legolarla oynayan, onları üst üste yığan çocuklar gibi, insan da materyalizmi devrildiği zaman ağlar. Fiziksel şeyleri ölçmeyi, ağırlığını bilmeyi, parçalara ayırmayı öğrenmiştir. Dünyanın çevresindeki havanın 6 katrilyon ton olduğunu, % 78 nitrojen, % 21 oksijen ve küçük miktarlarda diğer gazlardan oluştuğunu bilir. Isınan havanın genleştiğini ve yükseldiğini, soğuyan havanın aşağıya indiğini, havanın su buharını topladığını, sıkıştırdığını ve dünyanın çevresinde yağmur taşıdığını, dünyadaki hiçbirşeyin hava ya da hava akımları olmadan yaşayamayacağını bilir. Hava polen ve sporlar taşıyarak bitkilere Yaşam verir, oksijeni bütün bitkilerin kök ağızlarına taşımak için, dünyaya ve sakinlerine Yaşam getirmek için suların içine dalar. İnsan, havanın okside edici bir eleman olarak hareket ettiğini, sıcaklık ve enerjiyi, onsuz hiçbirşeyin yaşayamayacağı Yaşam'ı serbest bıraktığını bilimsel bir kesinlikle bilir. Fakat insan bunu kontrol edemez ve maddi dünya üzerindeki akılsal üstünlüğünden duyduğu küstahlıkla amacı anlamsız olan doğal bir olay olarak bir kenara bırakır. Dünyaya egemen olamadığı ya da anlamamayı seçtiği zaman yalnızca maddi özelliklerini yorumlar. Diğer her şeyi bir kenara atar.

    Apaçi böyle değildir. Apaçiler yaşamak için yüzyıllardır İrade'ye, Ruh'a dayanmıştır. Kendilerini çevrelerindeki her şeyin efendisi değil, bir parçası olarak görerek ve bunlara karşı bir kibir hissetmeden aynı İrade ve Ruh'u onlara atfetmişlerdir. Bütün şeylerin Yaşam'ı, dolayısıyla Amaç'ı olduğunu gözlemlemişlerdir. Ellerini kaldırarak rüzgarda poleni yakalamışlar ve Yaşam'larını üretme açlığı çeken bitkilere doğru yolculuğunu gözlemişlerdir. Rüzgar bir yaşam yaratıcısı değilse o halde yaşamın Taşıyıcı'sıydıİnsan gibi. Dolayısıyla Rüzgarın Amaç'ı ve bu yüzden Ruh'u vardı. Apaçiye göre rüzgarın ruh halleri şiirsel değil, gerçekti: Kasvetli, çalkantılı, yumuşak, avutucu, şiddetli, taze, yıpranmış, sevgi dolu - kendi ruh durumlarının ifadeleri.*

    Bu nedenle şu sözler elbette ki çok anlamlıdır!...

    ''Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim
    Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim
    Yanımda yürü, böylece ikimiz de eşit oluruz''

    Apaçi yaptığı her işte bir kehanet arar; bir işaret, bir cevapYaptığı her şeyin ona geri döneceğini bilir, kulakları keskindir, cevapları dinler, öngörü ile hareket eder. Tek bir vücut olarak hareket eder, rüzgarla, toprakla, bıçağıyla, atıyla

    Bir fikir gelirse aklına; o fikir tüm resmiyle ordadır ve o şartların ya da o fikre nasıl, ne şekilde ulaşacağının hiçbir önemi yoktur. O yapılacaktır ve tüm İnancı o resim üzerinde odaklanmıştır. İşte bu odaklanış o fikri bedeli ne olursa olsun Gerçek kılar..

    Maddi dünyanın kendine göre yasaları olduğunu bilir. Bir şey daha bilir; görünmeyenin, gördüklerinin arkasındaki Yüce Ruh'un yasalarını Ve yaşamı Ruh bedenini onurlandırmak için bir araçtır. Bunu bilir ve buna uygun yaşar

    Her şeyin bir zamanı vardır, ancak bu zamanı içinden gelen sezgiyle bilir, av zamanı av, dinlenme zamanı dinlenme, çalışma zamanı iş, eğlence zamanı eğlence.. Bunları karıştırmaz, bilir ki karıştırırsa yaşamı da karışır Bir Apaçi atasözü vardır: ''Aptallar eğlenmek ve ölüm için uzağa bakarlar her ikisi de yanıbaşlarındadır..''

    Apaçiye göre her zaman yalnızca bir seçim vardır; ''insanların uyguladıkları aşağı yasalar onların ruhlarını alçak düzeylere koyar ve gölge bedenlerle yeryüzünde yeniden doğmak zorunda kalırlar. Kendi torunları vardır, bu nedenle ektiklerini biçerler. Dedikleri gibi dünya tarihi tekerrür eder, defalarca, defalarca Bazıları direnir, bazıları direnmez. Bu Seçim'dir elbette. Her zaman yalnızca bir Seçim vardır''

    Ve son Apaçi savaşçısı Gokhlayeh, diğer adıyla Geronimo sorar

    ''İnsanlar ruh bedenlerinin gerek duyduğu gıdayı nasıl böyle kolayca unutuyor ve dünya bedenlerini besleyecek güçlerin kölesi oluyorlar?''


    * Dağlardan sorun beni, Forrest Carter syf.17

    Olympos, 2008

    Selma Akar
#21.02.2010 13:41 0 0 0