Çocukları zorla alınıp koruyucu ailelere verilen Avrupalı Türklerin yaşadığı sorunlara Ankara el attı. Başta Hollanda, Belçika ve Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde, çocuklarının velayet hakları ellerinden alınan ailelerin çığlıklarına kulak veren Türkiye, yaşanan sorunları yerinde tespit etmek amacıyla özel bir araştırma grubu oluşturdu. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü`ne bağlı uzmanlardan oluşan heyet, aralarında Hollanda`nın da bulunduğu değişik Avrupa ülkelerinde yaptıkları araştırmaların sonuçlarını değerlendirdi.
4 yaşındaki Şeyma ve 3 yaşındaki Melisa isimli kızları ellerinden alınmak istenen Mustafa ve Naime Öztürk çiftiyle de bir araya gelen heyet, Türk ailelerinin yaşadıkları sorunların tahmin edilenden daha büyük ve çetrefilli olduğunu belirtti. Özellikle geçtiğimiz aylarda Hollanda`da çocukları lezbiyen bir aileye verilen Azeroğlu ailesinin dramından sonra harekete geçmeye kara verildiğini belirten heyet başkanı Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan, Türkiye`nin, Avrupalı Türkler`in yaşadıkları sorunlara uluslararası alanda çözüm arayacağını söyledi.
Daha önce Almanya`nın değişik kentlerinde ve Danimarka`da incelemelerde bulunduklarını kaydeden Gürcan, bu temasları çerçevesinde sivil toplum kuruluşlarından mağdur ailelere ve resmi yetkililere varana dek geniş çerçeveli bir görüşme yaptıklarını söyledi. Almanya ve Hollanda`daki sorunların büyüklüğü karşısında şaşkın olduklarını ifade eden heyet başkanı Gürcan, bu temasları sonucunda hazırlayacakları raporu hem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`a hem de Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu`ya sunacaklarını belirtti. Sorunlara uluslararası bir çözümün bulunması için büyük çaba sarf edeceklerini de vurgulayan Dr. Ayşen Gürcan, bu çerçevede konunun haziran ayında Viyana`da yapılacak olan AB Aile ve Kadından Sorumlu Devlet Bakanları toplantısına da taşınacağı bilgisini verdi.
Avrupa`da yaşayan Türklerin bu sorunlarına ilk kez el atıldığını belirten Aile ve Sosyal Araştırmalar Uzmanı Ercan Şen ise, gerek Almanya`da gerekse de Hollanda`da yaptıkları araştırmalara göre sorunun temelinde yatan en önemli öğenin kültürel kod farklılıkları olduğunu söyledi. Çocuk ve gençlik merkezlerinde Türkler`in kültürel kodlarına hakim uzmanların olmayışının büyük bir eksiklik olarak göze çarptığını belirten Şen, görüştükleri resmi yetkililere bundan bahsettiklerini ve olumlu cevaplar aldıklarını söyledi. Şen, şöyle konuştu: `Bu uzman eksikliği peşinden yanlış bir iletişimi getiriyor. Böyle olunca da aileler sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Oysa bu konuda insanlara yol gösterecek, onları bilgilendirecek kişiler olursa sorunlar büyümeden çözüme kavuşturulabilir. Bu yüzden belki konsolosluklar ve büyükelçililiklerimiz bünyesinde bile böyle bir uzmanlık birimi hizmete sokulabilir.`
`Danimarka`daki örnek çok başarılı, diğer ülkelerde de uygulanabilir`
Geçen mart ayından bu yana Avrupa`yı karış karış dolaşan Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü`ne bağlı heyetin araştırmalarına göre, AB ülkeleri içinde en az sorunlu yer ise İskandinav ülkeleri. `Özellikle Danimarka`da bu bağlamda sorun yok denecek kadar az` diyen Ercan Şen`e göre bunun en önemli sebebi ise oradaki toplumun ve devletin gösterdiği duyarlılık.
Danimarka`da `Akraba koruyucu aile` modelinin yaygın bir şekilde kullanıldığına değinen Şen, bununla ilgili olarak şu açıklamada bulundu: `Danimarka da bu sistemi İsveç`ten almış. Buna göre çocuklarına bakamayacak düzeyde sorunları bulunan ailelerin çocukları onların akrabalarına veriliyor. Onlar koruyucu aile oluyorlar. Bu da sorunları büyük oranda çözüyor. Çünkü çocuklar sahip oldukları kültürel ortama benzer bir ortamda yetişiyorlar. Çocuk kendi aile çevresinden de uzaklaşmıyor. Zorluk yaşamıyorlar. Bunun Danimarka ve İsviçre`de başarılı bir şekilde uygulandığını tespit ettik. Bu modeli diğer ülkelere de teklif edeceğiz. Dolayısıyla hazırlayacağımız raporda da bu model önemli bir nokta olarak işlenecek. Ama burada topluma da iş düşüyor. Koruyucu aile olmak için çaba gösterilmeli. Yoksa çocuklar lezbiyen ailelere de, farklı kültür ve inanca sahip kişilere de verilir, ki veriliyor da.`
`Türkler neden koruyucu aile olarak başvurmuyor?`
İskandinav ülkeleri hariç diğer yerlerde yaşayan Türklerin koruyucu aile olayına son derece duyarsız kaldıklarını anlatan Ercan Şen, yaklaşık 150 bin Türk`ün yaşadığı Berlin`de sadece üç Türk ailesinin koruyucu aile olmak için başvurduklarını gayri resmi olarak tespit ettiklerini söyledi. Bu rakamın üzücü ve de son derece önemli olduğunu anlatan Şen, toplumun bu konuya göstereceği duyarlılığın çözüme büyük katkı yapacağı inancında: `Sadece Berlin`de yılda yaklaşık 500 Türk çocuğuna devlet tarafından el konulmakta. Tüm Almanya genelinde ise bu rakamın 3 bin dolayında olduğu söyleniyor. Bu rakam çok yüksek. Bunu da göz önünde bulundurduğunuzda koruyucu ailenin önemi zaten kendiliğinden ortaya çıkmakta. Bakın şu noktanın da altını çizmek lazım: Çocukları ellerinden alınan ailelerin hepsi sorunsuz aile değil. Ama zamanla bu sorunlara eğilirse çözülür. Fakat devlet aldıktan sonra çocukları geri almak zor.`