Hoca'nın gölge kadılığı (?) yaptığı sıralarda karşısına birbirinden şikayetçi iki adam çıkagelir. Davacı olan adam, Nasrettin Hoca'ya dert yanmaya başlar.
-Hocam, bu adam beş ton odun kırdı. O her baltayı vurduğunda, ben de "hınk" diyerek ona destek verdim. Kendisi paraları aldı ama bana hakkımı vermedi.
Hoca davayı dinledikten sonra, davacıya dönerek:
-Evet haklısın. Sen karşısında dur, ona o kadar destek ol, bütün parayı odunu kıran alsın, olmaz öyle şey, der.
Odunu kıran davalı karşı çıkar:
-Ama Hocam, bütün odunu ben kırdım, karşımda seyretmekle nasıl benim kazancıma ortak olur?
Nasreddin Hoca:
-Sen karışma orasına, sana verilen para kesesini getir pakalım.
Tüm odunu kıran davalı adam, istemeyerek de olsa para kesesini getirir ve Hoca'ye uzatır.
Hoca para kesesini eline alıp sallar. Şıngır mıngır para sesi duyulur. Bunun üzerine Hoca davacıya döner ve:
-Haydi şimdi paraların sesini al git; hınk deyicinin ücreti ancak bu kadar olur...
Bir gün Hoca bir eve misafir olur. Yatma vakti geldiğinde ev sahibi, misafir yatağının üzerine gecelik ve gece külahı bırakır. Hoca geceliği giyinir, külahı da başına geçirir. Fakat külah haddinden fazla bol olmalı ki, Hoca'nın boğazına kadar iner. Hoca bakar, olacak gibi değil bir ip alır ve külahı ortasından boğar ve kafasına geçirir. Eh artık tam başına göre olmuştur ve rahatça uyuyabilir.
Ertesi sabah ev sahibi, yarısı boğulmuş külahı görünce hayretle sorar:
-Hocam külahı neden boğdun ?
Hoca tebessüm ederek cevap verir:
-Eğer ben külahı boğmasaydım, külah beni boğacaktı.