Bir gün arkadaşları Nasrettin Hoca'ya, hanımını şikayet ederler.
-Hoca, hanımın o kapı senin, bu kapı benim çok geziyor !
Hoca:
-Yok gezmez, karşılığını verir.
Arkadaşları ısrar ederler:
-Geziyor işte hocam, öyle olsa bizimkiler neden diline dolasın senin hanımı ?
Hoca kendinden emin bir vaziyette konuşmasını sürdürür.
-Gezmez dedim size yahu, neden ısrar ediyorsunuz ? Dediğiniz kadar gezseydi, bir kere de bizim eve uğrardı...
Nasrettin Hoca bir gün pazara gider. Aldığı eşyalar çok fazla gelmiş olmalı ki bir hamal tutar. Hoca önde, hamal arkada evin yolunu tutarlar. Nasreddin Hoca evine geldiğinde birde arkasına bakar ki, hamaldan eser yok. Kuş olup uçmuş sanki. Hamalı bulmak için epey uğraşır. Yoldan gelen geçene sorar, tekrar pazara gider, ama nafile. Hamal ortada yoktur. Çaresiz evine döner gelir. Bir kaç hafta sonra, Hoca arkadaşlarıyla bir yerde oturup dertleşirken, arkadaşlarından biri.
-Hocam, bak şu karşıdan gelen adam, senin geçenlerde aradığın hamalın ta kendisi ! Fırsat bu fırsat, haydi yakala da haddini bildir.
Hoca, sokak ortasında hamalın kabahatini yüzüne vurmayacak kadar yüreklidir. Dahası, hamal kendisini görüp utanmasın diye, bir fırsatını bulup hemen ortalıktan kaybolur. Arkadaşlarıyla tekrar bir araya geldiklerinde arkadaşları sorarlar:
-Hocam geçen gün sana hamalı gösterdiğimiz halde neden yakalamadın da ortadan kayboldun?
Hoca tatlı tatlı tebessüm eder,
-Ben hamalı kaybedeli iki hafta olmuştu. Hamal beni görünce "iki haftadır sırtımda senin yükünü taşıyorum, ver bakalım iki haftalık yevmiyemi." deseydi ben ne yapardım...