Çocukluğumdan beri 80 yaş üstü, 100 yaşına kadar yaşayanlar dikkatimi çeker. Onlarla konuşmak bana büyük bir keyif verir.
Akraba ve komşularımızdan da 100 yaş sınırına kadar yaşayanlar oldu.
Onlara karşı duyduğum ilginin sebebini uzun yıllar düşündüm, neden hoşuma gidiyor bu insanlar, bu insanlarla sohbetten neden bu kadar fazla keyif alıyorum diye?
Daha sonra fark ettim ki, toplumdaki diğer insanlardan belirgin bir farklılıkları var; Hepsi de güler yüzlü, pozitif enerji dolu.
Çoğu o yaşa kadar neredeyse hiç doktora gitmemiş, yumurta, kırmızı et, tereyağı, kolesterol hiç dert olmamış onlara.
Çoğu köylerde yaşıyor, dağlarda, tabiatla baş başa, hayvanları, tabiatı seven, onlarla konuşan bir halde.
Şimdi anlıyorum ki beni bir mıknatıs gibi çeken onlardaki pozitif enerji ve hayata bakışları idi.
Hepsinde görebildiğim, izleyebildiğim iki önemli ortak özellik vardı; Gam çekmemek ve yün kıyafetler.
Çoğu " hayatta hiçbir şeye gam çekmedim " derdi. Ama genellikle hepsi yaz-kış demeden yünden bir kıyafet giyerlerdi.
Bu, ya bir yün çorap olurdu, ya da çoraba ilaveten yün bir içlik bulunurdu üstlerinde. Hem gam çekmemek, hem de yün kıyafetler bu ihtiyar delikanlıları negatif enerji birikiminden, stresten kurtaran önemli birer faktör olmuşlardı.
Hiçbir şeye gam çekmeyen, dert sahibi olmayan bu insanlar, varlıkta da yoklukta da mutlu olabilen insanlardı.
Gam çekmemek mi onları mutluluğa taşımakta, ya da mutluluğu bulduğu yol, teslimiyet mi, gam çekmelerine engel olmaktaydı? Şimdilik bu bilinmez deyip geçelim, okuyanlar, bu sorunun cevabını en güzel şekilde vereceklerdir nasıl olsa?
Bir dostla gam çekmemek hakkında konuşurken, yüz ifadesi değişti, bakışı derinleşti, derin düşünceler içinden;
"-İyi bir şey değil ki bu. İnsan hiçbir şeye aldırış etmeden, vurdumduymaz bir şekilde yaşayamaz ki. Böyle yaşamak iyi mi?" dedi.
Demek ki yanlış anlaşılmıştı, gam çekmemenin "vurdumduymaz" anlamında algılandığını yeni fark ediyordum.
Hayır, hiçbir zaman çevrede olup bitenlere aldırış etmemek anlamına gelmemeliydi gam çekmemek.
Gam çekmemek, çevredeki her şeyle ilgilenmek ama bunların derdini, sıkıntısını kafaya, kalbe yüklememek olmalıydı diye düşündüm.
"İstenilene sahip olamadığında, istediği olmayınca neden ve niçin'lerle beyni yormamaktır gam çekmemek." Mevlana hırs sahiplerinin sıkıntılarını bakın şöyle tarif etmektedir anlam olarak; " Ham tamah seni şükürden alıkoydu. İsteklerin o kadar fazlaydı ki, hırsın sana sahip olduklarını değil olamadıklarını gösterdi, bu yüzden eline geçene sevinemedin, şükredemedin. "
Bir hikaye anlatılır gam çekmemekle ilgili, öyle bir hikaye ki dillere destan;
Günün birinde, genç yaşında büyük mal varlığına kavuşmuş, zengin mi zengin yakışıklı delikanlı bir sabah kalktığında her yerin karanlık olduğunu görmüş. Aslında her yer aydınlıkmış da, delikanlının gözleri alamıyormuş ışığı.
Birden paniğe kapılmış;
"-Aman yarabbi, kör oldum!"
çığlığıyla başına toplamış herkesi. Genci önce bulunduğu şehirde göz doktoruna götürmüşler. Doktor bir şey bulamamış; "-Umut yok" demiş gence.
Sonra Ankara, İstanbul, Yurt dışı, sırayla dolaşılmış, hepsinde de aynı cevap;
"-Çare yok".
Amerika dönüşünde, uçakta bir ihtiyar bilgenin yanına düşmüş bu genç. Hayata küsmüş, umutsuz, bir ifadeyle otururken ihtiyar;
"-Evlat ne bu hal?" diye sormuş halini.
Bizim genç;
"-Dünya dolusu servetim var, hiçbir şeyim eksik değil, tam evlenme çağında iken bu hal geldi başıma. Sevdiğimin yüzünü bile göremeyeceksem yaşamamın ne anlamı var?" demiş.
İhtiyar gülümsemiş;
"-Hiç dert etme evlat, her şeyin bir çaresi var." Demiş insanın içini ısıtan bir ses tonuyla.
Delikanlının içini birden sevinç kaplamış. "Denize düşen yılana sarılır" misali, umut kapısı yakalamanın sevinciyle ihtiyarın ellerine sarılmış;
"-Söyle dede halimin çaresi nedir?"
İhtiyar da;
"-Hayatta hiç gam çekmemiş, dert sahibi olmamış birini bulup, gömleğini gözlerine sürersen gözlerin açılır" demiş.
Bunun üzerine delikanlı bütün tanıdıklarına haber salmış, bana böyle birini bulun demiş.
Aradan haftalar, aylar geçmiş, günün birinde beklediği haber gelmiş; Demişler filan şehrin filan kasabasının filan dağında bir çoban var, tarife uygun.
Delikanlı beni ona götürün demiş. Uzun yolculuktan sonra arabanın çıkmadığı yerde at sırtında, kimi zaman da yürüyerek varmışlar çobanın bölgesine.
Çoban ile delikanlı uzun ve keyifli bir sohbete girmişler. Aradan saatler geçtikten sonra delikanlı birden sormuş; "-Ne olur doğru söyle, bu güne kadar bir sıkıntın oldu mu? Hiç dert çektin mi?"
Çoban hayır demiş, delikanlı devam etmiş;
"-Hiç gam çektin mi bir şeye?"
Çoban;
"-Hayır ne gam çektim, ne de derdim oldu" demiş.
Bunun üzerine delikanlı;
"-Senden bir isteğim var beni kırma, gömleğini ver de gözlerime süreyim."
Çoban sakin bir ses tonuyla;
"Benim derdim, gamım olmadı ama hiç gömleğim de olmadı" demiş.
Kıssadan hisse; gam ve kederin gitmesi için illaki bir şeyler sahibi olmak zorunda değiliz. Hiçbir şeyimiz yokken de mutlu olabiliriz. Niyetimiz böyle olsun yeter.
Mevlana; " Yiğidim bütün ümitlerin kaybolduğu yerde bilmediğin yönden yepyeni, taptaze bir fidan yeşerir " derken, ümidini sakın kaybetme, sen bilmesen de yanında daima seninle olan biri var demekte, yani "nerede olursanız olun sizinle beraberim" sözünü hatırlatmaktadır.
Güzel sözler;
Mutlu kalmanın yolu, yaratıcı güce mutlak teslimiyetten geçer.