Kuş Gribi ve Bilime Verdiğimiz Önem

Son güncelleme: 03.06.2023 16:14
  • Kuş Gribi mi öldürüyor? Yoksa Bilgisizlik Ve İlgisizlik mi?

    Geçen yıldan bu yana konunun doğrudan tarafı olanların dışındaki bir
    çoğumuz, kuş gribi diye bir vakayı ilk defa duyar olduk. Ağrı'nın
    Doğubeyazıt ilçesinde üç bebeğini kaybeden babanın şu sözü her baba için
    ne denli zor bir durum, "oğlum 'baba beni kucağına al dedi' ve yanağıma
    bir öpücük attıktan sonra can verdi". Bilemiyorum siz nasıl karşıladınız
    ancak bir baba olarak bunu kaldıramam. Gerçekten birer gün ara ile üç
    körpe yavrunun ölmesi ve ailelerin birinin acısı bitmeden diğerini toprağa
    verirken acıyı da yüreklerine gömmesi içler acısı. Ölümlerin ardından
    ailelere Allah'tan sabır dilemekten başka yapılacak hiçbir şey elden
    gelmiyor ama tavuk gribine karşı her birimize ve yetkililere söylenecek
    çok şey var.



    Sorun Ne? Sorumlu Kim? Devlet Nerede? Önlem Alınamaz Mıydı?

    Son birkaç gündür yetkililerin söyledikleri kafa karıştırıcı nitelikte.
    Gerçi birkaç aydır her gün bu konu konuşuluyordu ancak işin içinde ölüm
    olunca işler değişti. Ortalıkta konuya vakıf kimse de yok açıkçası. Resmen
    bir bilgi karmaşası yaşanmaktadır. Kimin olayı ne kadar bildiği de meçhul.
    Yetkililer Van'da ayrı tedbir alıyor, Ağrı'da başka, Balıkesir de başka.
    Anlaşılan bu konuda hükümetin resmi bir politikası ve hazırlığı da yok.
    Bilim otoriteleri de maalesef depremde olduğu gibi halkı tatmin edecek net
    bilgi sunmada başarılı olamıyor.

    Üniversitelerin tıp fakülteleri ve veteriner fakültelerinin klinik
    mikrobiyologlarından başka kimse bu konuda bir şey bilmiyor. Doğu ve
    Güneydoğu Anadolu da sınırlı sayıdaki doktorun da ne yapacağı belli değil.
    Herkes bir yerlerde bağırıyor, bir panik almış başını gidiyor. Bildiğiniz
    gibi doğru dürüst doktor yok, ekip yok. O kadar eksik ve yokluk var ki.
    Ölen çocukların yakınları yetkililerin ilgisizliğinden yakınıyorlar.
    Devlet babanın böyle günlerde vatandaşın yanında olması, acıları bir nebze
    olsun hafifletir. Ancak insanların bilgisi ve bilinci dışında gelişmiş bu
    tür ulusal nitelikteki soruna sahip çıkmak gerekir. Yalnızca siyasi selam
    vermek değil, gerçekten yüreği yanan bir ailenin yanında olmak, onlara
    sahip çıkmak bir daha bu tür vakaların olmaması için kurumlar olarak ne
    yapılabilirliğini ortaya koymak gerekiyor.



    Her Kafa Sağlıklı Olmadığı Gibi, Her Tavuk Da Hasta Değil

    TV ekranlarına yansıdığı kadarı ile bölgede işler içler acısı. Neredeyse
    şehirlerin bile kırsalı anımsattığı bölgenin tamamında, şehir
    merkezlerinde bile küçük ve büyük baş hayvan yetiştiriciliği
    yapılmaktadır. Vatandaşın protein kaynağı olan yumurta ve tavukların bir
    anda elden çıkarmasını istemek, hiç de gerçekçi değil. Şu ana kadar 600
    binden fazla kanatlının itlaf edildiği yetkililer tarafından belirtiliyor.
    Tabii bütün hayvanların hasta oluğunu söylemek yanlış olur. Hükümet ile
    toplantı yapan bazı çevreler kapalı kümeslerdeki diğer yüz binlerce
    kanatlının da devlet tarafından parasının ödenmesi koşulu ile yok
    edilmesini istemektedirler. ACABA BİRİLERİ BU İŞTEN ZENGİN Mİ OLMAK
    İSTİYOR? Sorusu akılları terk etmiyor.

    . Vatandaşın evinin bir parçası olan tavuğundan koparılmasını istemek zor.
    Bilinen özdeyiş ile "altın yumurtlayan tavuk" örneğindeki gibi, tavuk
    vatandaşın günlük geçimi için son derece önemlidir. Vatandaş devlete
    tavuğunu teslim etmemek için hayvanlarını saklamaktadır. Doğal olarak
    belirli bir bilinç olamadığı için de hastalanan tavuğunu telef olmasın
    diye yemeye çalışıyor. Nihayet Doğubayazıt'taki olayda böyle gelişmiştir.
    Bir tavuk işletmecisi TV ekranları karşısında tavuğunun hasta olamadığını
    göstermek için tavuğun kafasını ağzına alıyor ve öpüyor. Kimi bağrına
    basıyor. Olacak iş değil. Bu kadar cehalete ne demeli. Tabii hemen sormak
    lazım, neden bu insanlar halen eğitimsiz ve bilinçsiz. Bunun da bir nedeni
    olması gerekir. Sanırım hepimiz bundan sorumluyuz.



    Hayvan Hakları İhlali Yaşanmaktadır

    Ekranlara yansıyan görüntüler yine tüyler ürpertici nitelikte. Beyaz ve
    acayip (astronot tipli) giyimli yetkililer, mahalle aralarında çocuklara
    toplattıkları tavukları torbalara koyarak diri diri çukura atıp üzerini
    toprak ile örtmesi veya benzin dökerek canlı canlı yakması yüreklerimizi
    burkuyor. Resmen bir hayvan katliamı yapılamaktadır. Dünyanın başka bir
    bölgesinde olsa hayvan hakları savunucuları ayağa akaklar. Kazılan
    çukurlardan kaçan tavukların yetkililer tarafından yeniden yakalanıp
    kuyuya atılması ve üzerine dozer ile toprak kapatan görüntüler tüm
    Türkiye'de üzüntü yaratmıştır.

    AB standartlarında hayvanların büyütüleceği alanların genişliğinin ne
    olması gerektiği bile belirlenmiştir. Hatta hayvan hakları dersleri de
    veteriner fakültelerinde okutulmaktadır. Ancak ülkemizde bırakın hayvan
    haklarını savunmak, biz daha insanların temel haklarına savunamadık.
    Dünyanın her tarafında hayvan hastalıkları söz konusu olduğu zaman
    karantina tedbirleri alınabilir. İngiltere'de deli dana hastalığı söz
    konusu olduğunda bilim kurulu belirli bölgedeki hayvanları itlaf etme
    kararı verdi. Kaldı ki kuş gribinin aşısı var. Ama bizler yanlış
    politikalar sonucu, elimizde var olan aşı merkezini bile kapatmış
    durumdayız.



    Etik Sorun Yaşanmıştır

    Bugün bu dilsiz ve sağır hayvanlara yapılan resmen bir insanlık ayıbı. Bu
    anlayış insanın kendisini dünyanın efendisi olarak görmesinden
    kaynaklanıyor. İnsan her şeyin sahibi o yaşamın her unsurunu belirler.
    Tabii bu da insanın felsefe ve ekoloji bilgisinin yetersizliğinden
    kaynaklanıyor. Bilemiyorum ileride insanlar bizlerin bu anlayışını nasıl
    değerlendirecektir. Ancak şimdiden söyleyelim ki bizleri barbar olarak
    tanımlayacaklardır. Bugün dünyanın bir çok bölgesinde insanın yaşadığı bir
    çok bulaşıcı hastalıktan dolayı o bölgenin tüm insanlarını yok etmeyi
    düşünürümsünüz. Verem, kolera, veba halen dünyanın baş belası salgın
    hastalıklar. Bunlara karşı toplum sağlığının gerekleri sağlıkla ilgili
    bilim insanları tarafından yerine getirilir. Ancak bu bölgenin insanları
    dünya için tehlike saçıyorlar diye çukurlara canlı canlı toplatılıp
    üzerine benzin dökülmez.

    Unutmayalım bu dünyada her canlının ekolojik yaşama bir katkısı vardır.
    Her canlının, insan dahi, bir doğal koruma mekanizması ve savunma sistemi
    vardır. Kuş gribi de bu doğal mekanizmalardan biri diye düşünüyorum.
    Sanırım veterinerlerin ve zoologların bir açıklaması olacaktır.

    Kuş gribi olayı bir etik sorun olarak algılanmalıdır. Hayvanlara karşı
    nasıl davranılacağı ve hastalanması durumunda ne yapılacağı benim de üyesi
    olduğum "biyoetik" derneği tarafından yeniden düşünülmelidir.



    Köy Tavuğu Olmadan Nasıl Ekolojik Tarım Ürünü Yetiştireceğiz

    Bir taraftan organik tarımı geliştirelim derken, Sağlık Bakanı kuş gribi
    ile mücadele için "köy tavuğu ve köy yumurtası kavramı tarihe karışmak
    zorundadır" diyor. Diğer taraftan doktorlar çocuklara köy yumurtası
    önermektedir. Çoğumuz da halen pazarda köy yumurtası arar dururuz. Köy
    yumurtasının sağlıklı olduğu konusundaki tartışmasız üstünlüğü önerirken,
    diğer taraftan köy tavuğu yetiştiriciliği artık tarihe kavuştu demek
    vatandaşın kafasında çelişkiler yaratmıştır. Tabii bunu köylülük
    belirleyecektir. Çünkü toplumumuzun çoğunluğu halen kırsalda yaşamaktadır.
    Köy ile kent arasındaki temel ayrımlardan biri köylerin doğa ile iç içe
    yaşamalarıdır. Bu niteliği gereği tavuk, ördek, koyun keçi, inek ve bir
    binek veya yük taşıma hayvanı at veya eşeği olur. Bunlar köylülüğün
    vazgeçilmezleridir. Bu nedenle tavuksuz-ineksiz bir köy düşünülemez.



    Kuş Gribi Konusunda Önlemimiz Var Mı?

    Pekâlâ, sorun nedir? Neden ülke olarak bu veya benzeri durumu çok önceden
    öngöremedik? Binlerce yıldır yaban kuşların iklimin etkisine göre göç
    ederek yer değiştirdikleri güzergâh üzerindeki ülkemizde bu hastalık
    görülmüyor muydu? Anadolu coğrafyasının kuzeyden gelen kuşların ülkemizden
    geçtiği bir göç yolu olduğunu hepimiz biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki bu
    hayvanlar bu virüsü taşıyorlar. Pekâlâ, neden bu hastalığa karşı önlem
    almadık? Yoksa bu güne kadar köylerde aralıklarla birden bire ölen
    tavuklarınki kuş gribiydi de biz mi bilmiyorduk?



    Bilinçsiz Kırsal Halen Ne Yapacağı Konusunda Aydınlatılamadı

    Sonra bu işi neden bu kadar büyüttük, onu da anlamakta zorlanıyoruz.
    Dünyanın her tarafından bu tür salgın hastalıkları olmakta ve buna uygun
    önlemler alınmakta ve toplumda belirli konularda uyarılmaktadır. Bu
    hastalık doğu bloğu ülkelerinde de görüldü ancak toplum bilinçli olduğu
    için, ne hasta tavuklar kesilerek yenildi ne de hayvanları yakalamak için
    kullanılan eldivenler uluorta sokağa atıldı. Ülkemizde ölen çocukların
    bağışıklık sistemi zayıf, aile bilinçsiz, ölü hayvanı uzaklaştırmak için
    kullanılan eldivenler sokağa atılmış çocuklar da o eldivenler ile oynaması
    ile hastalık bulaşmıştır.

    Sorun toplumsal sağlık bilinci eksikliği yanında temel bilim bilgisi
    eksikliği yaşanmıştır. Temel biyoloji bilgisi dâhilinde yumurta ve tavuk
    etlerinin 70-80 C derecede ısıtılması veya kaynatıldıktan sonra işlem
    görmesi için toplum aydınlatılır. Hayvanlarını kısa süreliğine de olsa
    kümeslerde tutulması önerilebilir. Hasta tavuklara dokunulmaması,
    ölenlerin ise eldiven kullanılarak ortamdan uzaklaştırılması ve toprağa
    gömülmesi öğretilebilir. Son iki haftadır ortalıkta çok söz var, ancak
    icraat yok.



    Hayvanat Bahçesi Yetkililerinin Duyarlılığı Örnek Niteliktedir

    Bu konuda Ankara Hayvanat Bahçesi Yetkilileri çok yerinde bir tedbir
    alarak, kuşların bulunduğu yerin etrafını plastik branda ile kapatıp
    dışarı bırakmamaktadır. Nesli tükenmek üzere olan sınırlı sayıdaki
    kanatlıyı kuş gribi var diye toplayıp yok etmek mi gerekir? Yoksa akılcı
    önlem mi almak gerekir?



    Devletin Bilime Verdiği Önemin Yansımasını Yaşıyoruz

    Sorun biyoloji biliminin ilgi alanı içindedir. Tarım, hayvan, gıda ve besin
    zincirinin son halkası olarak insan sağlığını ilgilendiren bütün süreç
    biyoloji biliminin temel ve uygulamalı bilim dalları içinde oluşmaktadır.
    Ülkenin geleceğini planlamak, uzun ve kısa sürede olası sorunlar ve
    planlar yapmak, çoğu zaman akla bile gelmemektedir. Bu kuş gribi
    süresince görülen manzara, konuyu birinci elden anlatacak ve toplumu ikna
    edecek bilimsel otoritenin olmasıdır. Bu kabahat üniversitelerin değil, bu
    konuya gerekli ilgiyi maddi ve manevi olarak göstermeyen yetkililerindir.
    Bilindiği gibi ülkemizde temel bilimlere, çok para kazanmadığı için çok
    fazla ilgi gösterilmiyor. Bugüne kadar yapılan yanlışların temelinde
    popüler kültüre yapılan yatırımın daha çok oya dönüşeceği üzerine
    kurgulanmıştır. Daha önce temel bilimlerin önemini belirtmek için "kuşun
    nasıl uçtuğunu bilmeyen uçak yapamaz" diye yazmıştım. Şimdi aynı yerdeyiz.
    Biyoloji/Zooloji bilimi yönünden üvey evlat muamelesi görmektedir bilim
    kuruluşlarımız. Konunun bir diğer alt alanı olan mikrobiyoloji çok daha
    önemli olup ülkemizde sağlık nedeniyle tıp fakültelerinde biraz
    işlenmektedir. Dünyada fakülteleri bulunmaktadır. Ülkemizin bütün bu
    konuları bugünden düşünerek geleceğe yatırım yapması gerekir.



    Hayvanların Öldürülmesinde Bilim Kuruluşlarının İzni Var mı?

    Ancak bizde herhangi bir bilim kurlunun kesin olarak saptadığı ve verdiği
    bir karar
    yok. Bakanlıklarda yapılan açıklamada elimizde yeterli eleman yok deniyor.
    Ancak biliyoruz ki Tarım Bakanlığında bir zamanlar 60 bin olan ziraat
    mühendisi, veteriner ve teknisyen sayısı yanlış politikalar sonucu bugün
    25 bin civarına geriletilmiştir. Sorun yanlış politika sonunu bugün
    adamsızlık bahanesi ile çaresizliğimizi belirtiyor. Neredeyse son 20
    yıldır tarım bakanlığı ciddi anlamda sınav ile eleman almamıştır. Hep
    sağdan soldan bakanlığa geçiş yapan elemanlar ile durum idare edilmeye
    çalışılmaktadır. Bir şandan binlerce ziraat mühendisi ve veteriner hekimin
    işsiz olması bahane edilerek ilgili fakültelere ilgisizlik yaratılmakta;
    diğer tarafta yaşanan en küçük bir sorunda ise ne yapalım eleman yok deyip
    işin içinden çıkı verilmektedir.



    Manisa'daki "Tavuk Aşıları Üretim ve Tavuk Hastalıkları Araştırma
    Enstitüsü" Neden kapatıldı?

    Sonra belirli kuşların da ana vatanı niteliğindeki bu ülkede kuşlardan
    kaynaklanacak hastalık taşıyıcı vektörler ile ilgili ne tür işlem yapıldı,
    bunu sormak gerekir. 7 Ocak 2006 tarihli Can Dündar'ın Milliyet
    gazetesindeki yazısı 1982 yılında Manisa'da bu konu ile ilgili bir
    enstitünün kurulduğu ve iki yıl önce de zarar ediyor veya kar etmiyor diye
    kapandığını belirtiyor. Can Dündar'ın konu başlığı "Kuş gribi konusunda
    esprideki gibi- Ortadoğu ve Balkanlar'ın en büyük araştırma enstitüsünün
    Türkiye'de olduğunu biliyor muydunuz?"

    İki yıl öncesine kadar Manisa'daki "Tavuk Aşıları Üretim ve Tavuk
    Hastalıkları Araştırma Enstitüsü"nün koruyucu eğitim de verdiği ve
    hastalığın aşısını da ürettiği belirtiliyor. Veteriner Hekimler Derneği
    Dergisinin geçen ayki sayısında Sayın Adnan Serpen bu Enstitü'de bir
    veteriner hekim ve müdür olarak 11 yıl görev yaptığını belirtiyor. Ve
    Enstitünün gelişimini şöyle belirtiyor, 1982'de Manisa'da kurulan Enstitü
    UNDP'nin ve FAO'nun da desteği ile 1987'den itibaren aşı üretimine geçmiş;
    İngiltere ve Macaristan'dan bilgi transfer edilmiş; piyasaya daha bol ve
    ucuz aşı sağlanmış; üretilen aşılar Orta ve Uzakdoğu'ya ihraç edilir
    olmuş. 1988'de, 1990'da, 1996'da uluslararası Tavuk Hastalıkları
    sempozyumları düzenlenerek yabancı uzmanlar yerli üreticiyle
    buluşturulmuş. Bilimsel araştırmalar yapılmış. 1993'te hastalık Marmara'da
    göründüğünde Enstitü tavuk yetiştiricilerinin imdadına koşmuş, hastalığı
    ve aşıyı anlatan bir kitapçığı ücretsiz dağıtmış. Ancak 2003 yılında
    elektrik masrafı ve diğer giderleri yüksek bulunduğu için kapatılmaya
    karar verilmiştir.

    Sayın Serpen'in belirttiğine göre Manisa Araştırma Enstitüsü şimdi
    teçhizat ve ekipmanlarıyla birlikte İzmir'de farklı bir alanda hizmet
    veren başka bir enstitü içinde bir odaya hapsedilmiş durumdaymış. Şimdi
    İzmir'deki o enstitüyü de kapatmaya hazırlanan Tarım Bakanlığı, yapılan
    reorganizasyonla Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü'nü de kaldırmış.

    Pekâlâ, bu denli alt yapısı oluşmaya başlamış bu enstitü neden kapatıldı?
    Sorun yalnızca masrafların yüksek olması mı yoksa devlete ait her şeyi
    elden çıkarma furyasının bir devamı mı? Yoksa başka yerden serum almak
    daha mı kolay? Hem de aracı firmalar ve kişiler kar mı ediyor? Ya ölen
    canlılar ve çocuklar?



    Tarım Kuruluşlarına Peşkeş Mi Çekiliyor?
    Maalesef ülkemizin ilk şekillendiği dönemde tarımsal çok sayıda araştırma
    kuruluşu kurulmuştu. 1924 yılından itibaren her alanda araştırma
    kuruluşları kurulmuş, hastalık ve zararlılara kaşlı zirai mücadele, hayvan
    hastalıkları, bitki yetiştiriciliği, tohumculuk enstitüleri kurulmuştu.
    Vaktiyle Ülkemizde toprak su teşkilatı vardı ve ülkenin her tarafına hem
    hizmet götürüyordu, hem de bilimsel araştırma yapıyorlardı.
    Üniversitelerin de çok sayıda araştırma birimi vardı, araştırmacı özelliği
    vardı. Bütün tarım işletmeleri teker teker elden çıkarılıyor, var
    olanların arsaları kimlere peşkeş çekilecek belli değil. Maalesef
    ülkemizin en ciddi sorunu olan devlette devamlılık ve kurum kültürü,
    yerini siyasi kayırmacılığa bırakıyor. Sistemin kişilere bağlılığı ve çok
    oynak olan siyasi yapısı gereği, kısa sürelerle birbirinden farklı bakış
    açısına sahip insanların yönetime gelmeleri ile herkes kendi kadroların
    kuruyor. Yeni gelen kadrolar, geçmişin gelişmelerini bilmedikleri için bir
    çırpıda bir çok şeyi söküp atabilmektedirler. Böyle olunca hiç kimse uzun
    süreli plan ve program yapamıyor. Bu da bugün bir bütün olarak yapıyı
    kilitlemiş, verimlilik yok ve ciddi bir laçkalık ve güvensizlik
    yaratmıştır.

    Özetin özeti ise yaşanan kuş gribi sorunu bilgisizlik, ihmal ve
    sorumsuzluğun sonucudur. Dünyanın organize olmuş bir ülkesinde, bu tür
    sorunlar çok hızla önlenebiliyor. Bir kez daha gördük ki, en küçük bir
    sorun da bile organize olamıyoruz. Kimin ne yapacağını bilmediği
    görülüyor. Ortalıkta konuyu bilen yetkili organ yok. Binlerce sağlıklı
    kanatlı hayvanı zamanında gerekli önlemleri almadığımız için kolay yoldan
    itlaf etme gibi kolay bir yolu seçerek üstesinde gelmeye çalıştık. Umarım
    bunun arkasında birilerinin zenginleşmesi çıkmaz.

    Bir kez daha gördük ki, sorun insan kaynaklı. Temel sağlık bilgisi
    eksikliği yanında devletimizin bilime verdiği önemin boyutu bir kez daha
    ortaya çıkmıştır. Binlerce yılık doğal kuşların geçiş yolunda yaşanan
    doğal bir olay yıllardır ve bugün süren ihmalkârlıklar sonucu büyük bir
    felakete kapı aralamaktadır. Anadolu insanı eğer bu kadar
    fakirleştirilmeseydi, her halde hasta tavuğunu yemezdi. Biraz da bu
    cepheden bakalım. Sorun, öncelikle bütünsel bakamamaktan kaynaklanıyor.
    Sorunun yoksullukla bağı kurulamıyor.
#18.01.2006 16:46 2 0 0
  • paylaşım için teşekkürler,ellerinize sağlık
#18.01.2006 22:16 0 0 0
  • valla ihmalkarlık,bilinçsizlik,cahillik v.s. hepsi etken
#18.01.2006 23:28 0 0 0
  • paylaşımlarından dolayı teşekkür ederim
#19.01.2006 05:49 0 0 0
  • ellerine sağlık abim
#19.01.2006 08:03 0 0 0
  • paylaşımların için teşekkürler ellerine sağlık
#19.01.2006 08:04 0 0 0
  • paylaşımların için teşekkürler elllerinize sağlık
#19.01.2006 08:09 0 0 0
  • Paylaşım için Teşekkürler Ellerine Sağlık
#06.12.2022 15:41 0 0 0
  • Emeğinize Sağlık
#03.06.2023 16:14 0 0 0