Herşeyin Bir Vakti Vardır

Son güncelleme: 24.03.2010 07:18
  • Cahit Sıtkı Tarancı nın şiirini bilmeyeniniz var mı ? Hani şu horoz şekerli !

    Edebiyat dersinde satır satır incelediğimiz bu şiiri öğretmenimizin bütün gayretlerine rağmen tam anlamıyla kavrayamadığımızı , çocukluğuma oldukça uzak düştüğüm bu günlerden daha iyi görebiliyorum . Bu şiirin lisede daha çocukluğu duman duman üzerinde tüten gençliğe okutulup anlatılmaya çalışılması o günkü mevzuatın bazı şeyleri nasıl da gözden kaçırdığını gösteriyor bana sorarsanız . Hala çocuk olan insana elden kaçan çocukluğun kıymeti anlatılmaya çalışılmış . Çok değerli edebiyat öğretmenim Ayhan Hanım ' ın kulakları çınlasın . O kusursuz yorumu ile şiiri okuduktan sonra sınıfça tema ve metin çalışmalarını yaparken ki gayretlerinin hakkını ödememiz mümkün değil .

    Her şeyin bir vakti vardır ve o vakit de bu vakit galiba . Cahit Sıtkı Tarancı ' nın bu şiirinin mısra mısra ne kadar derin ve özel anlamlar taşıdığını anlayacak yaşa - başa geldik şimdi . Şöyle kırk-elli yaşlarındaysanız eminim siz de aynı düşünceleri paylaşacaksınız benimle .

    ÇOCUKLUĞUM diye başlık atarken acaba hangi ruhsal boyuttaydı Cahit Sıtkı Tarancı ? Kaç yaşındaydı bu şiiri yazarken bilmiyorum ama galiba biyolojik yaşının çok çok üzerindeydi . 46 yaşında öldüğünü biliyoruz . "Yaş otuzbeş yolun yarısı eder " dediğinde kendisi için yolun yarısının 23 olduğunu nerden bilecekti . Genç yaşında edebiyatımıza kazandırdığı şiirlerden şairin duygusal derinliğinin kaç fit olduğunu anlıyoruz az çok . " Çocukluğum" diye bir başlık atabilmek için bir şiire belki de bir " Cahit Sıtkı Tarancı" olmak lazım gelir .

    "Affan Dede'ye para saydım
    Sattı bana çocukluğumu" diyor ilk dizelerinde ;

    Geçti mi gözünüzün önünden derin çizgilerle dolu , avurtları çökmüş , sakallı , nur yüzlü dede simalar sizin de ? Ailede ya da komşuda ya da sokakta , camiye giderken , ya da bir parkta yalnız başına oturmuş hayatın neresinde bulunduğunu , bu parkta ne işi olduğunu , buraya kim tarafından ne zaman bırakıldığını , arkadaşlarının nereye kaybolduğunu düşünüp duran bir dede resmi geldi mi gözünüzün önüne ? Ya da sokağın bir köşesinde kalın iç süveterli , çizgili yün bereli kıyafetiyle camekanlı bir el arabasında horoz şekeri satan bir "Affan dede" ?!

    "Artık ne adım var ne yaşım
    Bilmiyorum kim olduğumu"

    Önce içinde yaşadığımız aile , çevre ve toplum tanımlaya tanımlaya bitirememiş bizi . Anne , baba , evlat , kardeş ,hala , dayı , teyze , torun vs. vs. gibi bir sürü ismimiz olmuş . En sonunda da devletimiz vatandaş kimliğimize bir sürü de sorumluluk yükleyerek (11 ) haneli olarak attığı numara ile işi bitirmiş . Hepsini bir kalemde silerek sadece "çocuk" olmayı istemez miydiniz siz de ve bu toplumda çocuk olmanın zorluklarına aldırmadan ?

    "Hiçbir şey sorulmasın benden
    Haberim yok olan bitenden"

    Zihnimin odacıklarına dalıyorum çocukluğuma ait bilgilere ulaşmak için . Önüme çıkan kapıları yokluyorum . Kimisi sıkı sıkıya kapanmış . Halbuki neler vardır o kapıların ardında neler . Hepsi dışarı çıkabilmek için bir anı kırıntısı bekliyor .

    "Bu bahar havası bu bahçe
    Havuzda su şırıl şırıldır"

    Bahar havalarında o bahçeler ve yeşilin her tonunda çimenlerde çiçekler , menekşeler . Bir havuz başı ne kadar da çabucak ele geçirirdi bizi . Hele bir de fıskıyeleri varsa o havuzun .

    "Uçurtmam bulutlardan yüce
    Zıp zıplarım pırıl pırıldır"

    Uçurtmalarımız olmuştu uçurmayı bir türlü beceremediğimiz uzun , püsküllü kuyruklu . Mahallenin ağabeyleri çıtalı , rengarenk , altıgen uçurtmalar yaptılar kardeşlerine o dönemlerde . Bize de gökyüzünün masmavi derinliğinde oradan oraya salınan uçurtmaları , ipi gerdire gerdire ve rüzgarla sıkı bir işbirliği içerisinde uçuran çocukları izlemek düşerdi olduğumuz yerden . Dakikalarca başımızı yukarıya kaldırmış vaziyette , gözümüz uçurtmada boynumuz ağrıya ağrıya seyrederdik . O uçurtmayı uçurmaktan biz de onları yani hem uçurtmayı hem de uçuranı seyretmekten büyük keyif alırdık . Bir uçurtmanın aniden dengesinin bozularak aşağıya doğru hızla düşmesi en az uçuran çocuk kadar üzerdi bizi . Mahallemizde yol boyunca ağaçlara takılmış paramparça olmuş uçurtma görüntüleri hangimizin zihninde yok ki . Bir de defter ve gazete yapraklarından yaptığımız uçaklar vardı hemen yere çakılan . Zıp zıplar ise zaman zaman sokak satıcılarının tezgahında aniden çıkabiliyor karşıma hala ve çocukluğuma bir köprü kuruyorum hemen oracıkta kısa bir süre için bile olsa .

    "Ne güzel dönüyor çemberim
    Hiç bitmese horoz şekerim"

    Çember çevirmedim hiç , ama çeviren çocukları izledim uzaktan . Çember çevirmek genellikle erkek çocukların oynadığı bir oyundu . Biz kızlar çizgi taşlarını sektirirken onlar da kahküllerini savura savura çemberlerini çevirerek çevremizde dönüyorlardı . Yüzlerindeki o sağlık , mutluluk ve başarmaya dair ifadeleri hala hatırlıyorum dün gibi . Evet evet sanki daha dün gibi ! Çeviriyorlar , koşuyorlar , gülüyorlar !

    Dişlerimizle kıra kıra , çenelerimizi boyaya boyaya , elimiz yüzümüz yapış yapış yediğimiz kırmızı horoz şekerlerinin tadı ise hala damağımda ! İşte o dede , o horoz şekerlerini hala o köşede satıyor biz yaştakilere ; ama bedelini ödeyebilene aşk olsun ! O yüzden büyüdük belki de !


    14 ekim 2009


    Darbe
#24.03.2010 07:18 0 0 0