Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
Yüzünde mavi bir gülümseme
Gözlerinde binlerce yıldız yanar geceyi ağartırmış
İçinde sevgi tohumları
Sabahları baharın muştusuna uyanacakmış
O her karanlık geceye pembeyi beyazı taşımış
Siyahın çehresine gökkuşağını çizmiş
Korkularını avuçlarında tutmuş sımsıkı
Ne uzağına
Ne içine serpmemiş
Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
Hayatı düş düşü gerçek sanan
Sihirli ayna hışımla atmış kendini yere
Her kırıntısı mesken tutmuş ruhunu
Bazen ince, ince sokulmuş biraz daha derinine
Bezen bir çizik atmış
İçinde saklı Hayallarının bebek tenine
Güneşte uzağına düşmüş ayda
Saklanmak istenen özü
Karanlığın tüten ocağında karışmış ise
Sözler yalan
Kelimeler ifadeden yoksun
Dil ezberin tekrarından ibaret
Yürek sözü külmüş
Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
Öfkeden bozma sevgilerin damında
Keskin bir küf kokusu duvarlarında
Paslanmış hayallerin sureti vururmuş kör bir kuyuya
Kız gözlerini yummuş hiç uyanmadan korkularına
Razıymış puslu bir düşün koynuna
Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
Satır aralarında silik
Noktaymış
Bir ışık vurmuş güzüne
Bir cemre düşmüş gözüne
O şimdi koca bir destan olmuş
Bir yüreğinin gümüş kaplı defterinin içinde
Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
Mutluluğun kollarında
Düşü gerçeğe gerçeği düşe gebe