Özle(me) yeceğim seni diyip
Kasem ederken yürek ayinimde
Keşişin gözleriydi yaşaran
Kefenlerden biçtiğim yelkenlerdi
Rüzgarın bağrında savrulup
Gün doğmayacak kentlerin
Eteklerinde dolaşan.
Özle(me) yeceğim derken
Bir minik şişeye salacaktım sensizliği.
Senden sıçramış ne varsa hayata
Dolduracaktım içine.
Mor vedalarda kalıp
Hani güvertesinde
Gözlerime aktığın yerden
Salacaktım denizlere.
Özle(me) yeceğim diyerek
Ettiğim kasemin kefareti
Hangi sunakta adanacaktı?
Hangi biri sığacaktı hatıralarımın
O şişeye..?
Arnavut kaldırımlı yol
Ihlamur ağacı
Elimde ayaza kesmiş bir çakı
Dünyam sen..
Özle(me) yeceğim seni bil
Bil ki düşlerimde yan yana iki lahit.
Yangın var koyunlarında
Bahira'nın tuvalindeki
Umuda iliklenmiş ruhları
Sessiz çığlıkları yırtıyor
Servili kasabayı..
Özle(me) yecektim seni
Bilirdim ıradıkça sen
Yıkılacaktı bir bir kalyonun direkleri.
Ağlayacaktı yelkenlerin beyazı.
Bilirdim kabus olurdu sensizlik
Ve bilirdim "ben susunca da yağmurlar yağardı! "
Toprak olurdu aşkın rengi.
Özle(me) yecektim sen kokan çiçekleri
Mavi sarı saksıların matemini tutacaktım
Iradıkça devrilecekti yığdığım hatıralar
Devinecekti sen sinmiş her bir şey..
Sen rüzgar olup esişimi
Ölüm olup göçüşümü
Dua olup susuşumu hissettikçe
Yasını tut(maya) caktım
Özle(me) yecektim ben seni
Bu bir ayrılık değildi
Göz yaşlarım gülümseyecekti
Gün doğmayan yaşanmışlıklarıma.