Türkiye gündeminin yoğun olduğu bu dönemde; insanların siyasi konuları, siyasetçilerinde Anayasa değişikliğini konuştuğu bu günlerde, bizde futbolun ezeli rakebetinden ve sonrasında müslümanın hayatında sporun nasıl olması gerektiğine değinecez.
Türkiye de spor denildiği zaman, ilk olarak futbol maçı akla gelir. Diğer spor dalları ise, futboldan sonra düşünülür. Futbol; cazibeliği olan, sporu seven veya sevmeyen herkesin bildiği ve konuştuğu bir spor dalı. Kimi fanatikliğinden dolayı izler, kimi de sadece zevk için izler futbolu...
Türkiye de futboldan bahsedilince rakip olan takımların taraftarları başlar kendi takımlarını anlatmaya... Takımda oynayan futbolcuların nerden geldiğini, hangi mevkide oynadığını, kaç numara forma giydiğini hatta özel hayatlarında neler yaşadıklarını bile bilirler. Takımlarından kimlerin formayı ve aldığı parayı hak ettiğini, kimlerin hak etmediğini, kimlerin gitmesi gerektiğini ve kimlerin gelmesi gerektiğini uzun uzun konuşurlar. Öyle ki, bu konuşmalar bazen tartışmaya dönüşür, bazen de kavga bile ederler kendilerine hiçbir menfaati olmayan taraftarı oldukları takımları yüzünden...
Fenerbahçe ve Galatasaray, Türkiye futbolunun tartışmasız en rakip iki takımı. İki takım kurulduğundan bu yana aralarında bir rekabet söz konusu olmuştur. Yapacakları maçların çok öncesinde maç skoru tahminleri yapılmaya başlanır. İki tarafta maçı kazanacaklarına dair, demeçler verirler. Maç saati gelinceye kadar açıklamalar ve tahminler yapılır. Hiç kimse bu maçı kesin bir taraf kazanır demez. Çünkü bilir ki, bu iki takım arasında oynanan maçlarda hiç beklenmedik sonuçlar yaşanabilir. (Son onbir yıl hariç)
Maç başladığında ise artık söz futbolcularda olur. Özel hayatlarında beraber olan arkadaşlar, saha içinde birbirlerini tanımaz olurlar. Tek düşünceleri maçın skorunun kendi lehlerine olması ve bu şekilde de kendi taraftarlarını mutlu etmeleri olur. Canlı olarak onbinlerce insan ve ekran başında da milyonlarca insanın kendilerini izledikleri düşüncesinin verdiği duygularla, insan karekterine yakışmayacak agresif hareketler yaparlar. Yaptıkları bu hareketlerle de, yurdum insanına zevk ve fayda verecekleri yerde, kötü örnek olup zarar verirler.
Doksan dakika olan maçın son düdüğü çalmadan maçta kimin galip geldiği yüzde yüz belli olmaz. Bir farkla galip olan takımın futbolcuları ve taraftarları için son dakikalar çok sıkıntılı geçer. Maçın biran evvel bitmesini isterler. Mağlup durumda olan takımın futbolcuları ve taraftarı ise, bir son dakika golü umuduyla maçı takip ederler. Hakemin uzatmayı gösterdiği anda uzatmanın daha fazla olması gerektiğini dile getirip, hakemin taraf tuttuğunu söylerler. Maçın son düdüğü ile; bir tarafın zafer sevinci, diğer tarafın ise mağlubiyet üzüntüsü kare kare resmedilir basın tarafından.
Müslüman Şahsiyetin Hayatında Spor nasıl Olmalıdır?
Müslümanın hayatında maç izleme sosyal bir aktivite ve İslama davet için bir vesile olmalıdır. Sporun, bilhassa futbolun insanları nasıl bağımlı bir hale getirdiğini gördüğümüz bu zamanda, müslümanın kendini kaybetmemesi gerekir. Çünkü müslümanın belli başlı sorumlulukları ve yerine getirmesi gereken görevleri vardır. Müslüman oturmasıyla, kalkmasıyla, konuşmasıyla, hal ve hareketleriyle nasıl örnek oluyorsa, futbol izlerkende kendisine yakışır bir şekilde izlemeli ve diğer insanlara bu konuda da örnek olmalıdır.
Müslümanlar için alternatif alanların düşünüldüğü bu zamanda, İslami spor alanlarının da düşünülmesini gerekir. Çağrı Tv nin yayın hayatına başlayacağına sevinenler, müslümanların İslami spor faaliyetlerinin öncülüğündeki organizasyonlara da sevineceklerdir elbette. Zamanın herşeyin ilacı olduğunu düşünüyor, yazımızı da İbrahim Hakkı Erzurumi nin sözüyle bitiriyoruz. Mevla görelim neyler, Neylerse güzel eyler.