Eve gidince bir yazı yazacaktı. "Bir canlıyı ağlatmak" üzerine "Bilinçli olarak bir canlının kafasında soru işaretleri bırakmak" üzerine "Kanadı kırık bir bulut düşlemenin saçmalığı" üzerine ! "Yaşamanın anlamı" üzerine!
Gitti eve. Lavaboya yöneldi önce. Yüzünü sabunladı. Gözüne sabun kaçtı. Tek gözünü açıp, kafasını kaldırdı, aynaya baktı. Böyle tek gözü açık tek gözü kapalı komik görünüyordu. Yüzüne bol bol soğuk su çarptı. Buz gibiydi su. Havluyu aldı, yüzüne bastırdı. Havlunun altında, böyle sıcacık ısınırken yüzü, içini bir sevinç kapladı.
Bir kahve yaptı kendine. Bilgisayar geç açılıyordu bu sıralarda.. Arkasına yaslandı, açılmasını bekledi. Beklerken düşündü:
"Bir canlıyı ağlatmak, ne demek?"
Ağlatmak eylemi üzerine düşündü. Bu dünyanın ağlatan ve ağlayan insanlardan oluştuğunu ağlamanın zayıflık olduğunu zayıflık olmadığını çok insanî bir durum olduğunu.. daha bir dolu düşünce gelip geçti kafasından. Bir dolu düşünce ve bir dolu tip! İçinde ağlama ve ağlatma eylemi olan sahneleri gözünün önüne getirmeye çalıştı.
"Ağlatsın da görelim!"
"Ne yaparsın?"
"Vurdum mu gözünün üstüne doğduğuna pişman ederim! Kısasa kısas!"
"Ağlar mı peki?"
"Ağlamayacak da ne yapacak gözünü morartınca! Hem de zırıl zırıl ağlar! Karşılık mı verdi? Bi tane daha yumruk yer!"
Bir dosya açtı. Klavyeye uzandı parmakları. Yazdı KOMİK!
()
"Bıçak yarası geçer de dil yarası geçmezmiş, derler. İyi bir küfredeceksin, aklı başına gelecek!"
"Küfretmeye gerek yok. Dil yarası mı açmak istiyorsun? Bin tane yolu var onun! Hem küfretmek kurnaz işi değil! Açık vermeden tereyağından kıl çeker gibi delik deşik edebilirsin birinin onurunu!"
"Nasıl yani?"
"Onurun kırılmış gibi yaparak örneğin Büyük haksızlığa uğramış numarası yaparsın! Linç mi ettirmek istiyorsun birini? 'Onurumu (!) kırdı beni linç etmeye kalkıştı ! Ben artık buralarda duramam! Tutmayın beni a dostlar, bırakın gideyim!' falan der, milleti iyice gaza getirirsin! Sonra çekilirsin bir kenara, kurbanının üzerine çullananları seyredersin zevkle! Şöyle bir dolanır, iki saat sonra da dönersin eteklerinde dalkavuklarınla! "
"Yok canım, hiç etik değil bu! Bir kişinin üzerine elli kişi çullandırmak! Hiç etik değil, gerçekten!
"Etik mi? Etik mi kaldı artık insan ilişkilerinde! Etik, çetik olup ayağa düşeli yıllar oluyor!"
Yazdı: SAÇMA!
()
"Yakarım Roma'yı ulan tutmayın beni!"
"Roma'dan ne istiyorsun da yakıyorsun? Ne oldu? Bir yol anlat hele!"
"Yakarım! Tutmayın! Aşığım ulan, ben! Aşığım!"
"Aşıksın da, Roma'dan ne istiyorsun!"
"Her yol Roma'ya çıkarmış! Nah Roma'ya çıkar! Bana çıkacak ulan bütün yollar! Benim yürüdüğüm yolları nasıl trafiğe açarsınız!"
"Abi, sende her yol var! Hepsini mi kapatacağız trafiğe!"
"Kapatmayın ulan, alçaklar! Bildiğiniz gibi yapın! Yakarım ben Roma'yı!"
"Yapma abi.. insaf et, yakma! Onca emek onca sanat yapıtı, onca işçilik"
"Ya benim duygularım n'olacak? Ya benim döktüğüm gözyaşları Yakarım!"
Yazdı: ÇOK KOMİK!
()
"Bana büyük haksızlık yaptın!"
"Ben mi?"
"Evet sen! Ağlattın beni! İhanet ettin dostluğuma!"
" ."
"Madem can dosttuk, gidecektin o konseri izlemeye!"
"Kardeşim, söyledim sana! arabesk konser izlemem ben!"
"Sen karar veriyorsun arabesk olduğuna Bence gerçek bir sanat gösterisiydi!"
"Canım kardeşim, madem öyle diyorsun, kendin izle o zaman. Ne diye beni de sürüklüyorsun?"
"Sürüklemiyorum. Madem dosttuk, gönüllü gelecektin izlemeye. Gelmedin! Ağlattın beni! Gelseydin, çok sevecektin konseri, eminim! Benim çok istediğim bir konsere benle gelmeyen, benim dostum değildir! Bana saygısı yoktur! "
"Kimseyi ağlatmadım, ben.. Yalnızca o konseri izlemek istemediğimi söyledim sana!
Herkes sofraya seni bekliyor, gelmiyor musun?"
"Yok, siz oturun Ben başka yere davetliyim."
"Peki, sonra görüşürüz."
"Görüşemeyiz artık. Medya'dan izlersiniz. "Maymunlar cehennemi" filminin ardından programa çıkacağım, bir aksilik (!) olmazsa"
Yazdı: BU, HEPSİNDEN KOMİK!
()
Bir canlıyı ağlatmak bu denli komik olmamalıydı. Bunlar olsa olsa "zırlayıp zırlayıp, zırlatmak" olabilirdi. Biraz daha dolandı insanların içinde! Yeni yepyeni şeyler anımsamaya çalıştı. Aklına her gelen öykü, küf kokuyordu!
"Tansiyonum fırlamış!"
"Eeeee?"
"Seni kim üzdü böyle, diye sordu doktorum!"
"Eeeee?!"
"Birileri bana en galizinden"
"Eeeee??"
"Çok mutsuzum, çok! Getir omzunu, ağlıycam!"
"Üzüldüğün şeye bak! O senin tırnağın bile olamaz!"
"Sahi mi?"
"Elbette değerli arkadaşım, buna kuşkun mu var?"
Yazdı: ÇOK SAÇMA! ve de KOMİK!..
***
Kalktı, pencerenin yanına gitti. Perdeyi aralayıp dışarı baktı. Pembe bir bulut gördü, yükseklerde.
Bir canlıyı ağlatmak Bu kadar basit olamazdı! Ağlamak da öyle
Pembe buluta daldı gözleri. Bulut pembe, incecik bir tül gibi savruluyor, dertop oluyor, uçuşuyor, şekil değiştirip duruyordu.
***
Yazdı:
Pembe yanakları, masmavi gözleri, buğday sarısı saçlarıyla güzeller güzeli bir kız!..İrem. Henüz on dört yaşında. Yatılı okula vermiş ailesi. Küçükken çocuk felci geçirmiş, bacakları tutmuyor. Koltuk değnekleriyle okula gidip gelmesi çok zor olduğundan yatılı okula vermişler. Yugoslav göçmeni bir ailenin kızı. İrem, annesine benziyor. Anne, çökmüş biraz. Kolay değil, sakat bir kız çocuğu annesi olmak!.. Canı gibi sevdiği yavrusunun koşup oynayamadan büyüdüğünü izlemek Geleceğin ona daha ne acı sürprizler hazırladığını düşünerek yaşamak!
O gün, İrem'in yatılı okuldaki ilk ziyaretçisi, biricik annesi geliyor. Ziyaretçileri okula almıyorlar. Ziyaretçi salonunda görüştürüyorlar çocuklarıyla. Ama annesi, özel izinli. Sürpriz yapacak ona. İrem, bahçede bir banka oturmuş, koltuk değneklerini dayamış banka, ders çalışıyor. Annesine gösteriyorlar onu. Annesinin yüzü aydınlanıyor. Yavaş adımlarla yürüyor biricik kızına, dünya tatlısı bebeğine doğru.
İrem, dalmış!.. Aralarında üç dört metre mesafe var artık. Birazdan anne, bağrına basacak kızını.
Anne kokusu!.. İrem birden başını kaldırıyor, annesini görüyor. O yaşa kadar bedeninin bir parçası olan koltuk değneklerini unutuyor, ellerini ileri uzatıp, annesine koşmak istiyor. İlk adımda boylu boyunca yere kapaklanıyor!
Annenin yüzünde müthiş bir acı!
Anne ağlıyor! Annenin yüzündeki bütün hücreler, bütün kılcal damarlar, bütün çizgiler ağlıyor!
İrem annesine bakıyor düştüğü yerden !.. Anne birkaç saniyede koşup kızını kucaklayacak, kaldıracak, öpüp koklayacak, ona bütün acılarını unutturacak.
Ama o birkaç saniye bitmiyor. Bir ömür kadar uzuyor. Anne, bütün varlığıyla, bütün etiyle, bütün kanıyla ağlıyor!
İrem, gülmekle ağlamak arasında kalmış düştüğü yerde. Kalkamadığı için değil, annesinin ağlamasına neden olduğu için kahroluyor, annesini koklayacağı içinse mutlu..
İrem, bütün çaresizliğiyle, annesini ağlatıyor!
***
...
()
Bu ölümlere ilişkin yazı yazma(ma)ya karar verdi! Emeğe bu kadar saygısız bir coğrafyada, ne yazsa, ne söylese boştu!
Hem zaten bütün yazılanlar, bütün söylenenler boşunaydı!
Göçüğün başında beklerken, bir tek, altı yaşındaki Ebrar bebek özetlemişti olayın ciddiyetini, ciddiyetsiz yetkililere!