Duanın Kur'andaki Yeri Ve Önemi - Duanın Kur'anda Önemi - Duanın Kur'andaki Yeri Ve Önemi
MEV'İZELERLE İSLAMIN SÜNNETLERİ
KUR'AN'DA DUA ÖRNEKLERİ ve DUA'NIN EHEMMİYETİ
Bu gün, İslamdaki en önemli değerlerimizden bir tanesi daha üzerinde duracağız. Efendimizin diliyle: 'Mü'minlerin en önemli silahı' ve ibadetler silsilesi içerisinde en baş sırayı teşkil eden, başta beynin fonksiyonu ne ise, ibadetler arasında da aynı fonksiyonda olan bir ibadetin ehemmiyeti üzerinde durmak istiyoruz. Zira bazen: 'Daha ne zamana kadar dua etmeye devam edeceğiz?' diye soran ve acele eden kardeşlerimizin, meseleyi tam anlamıyla idrak edemediklerini bu tür sorularından anlıyoruz. Bu sebeple de DUA etmenin mahiyeti kavranmadığını görüyor ve onlar adına üzülüyoruz.
Duanın en etkili bir eylem olduğu gözden kaçmamalıdır. Kulun, beşeri aczini, İlahi kudrete arzetmesi demek olan DUA, kudret sahibinden alınacak olan netice ile kıyas edilmelidir. Ve ona göre DUA edilmelidir. Kabul edilecekmiş gibi DUA etmelidir. Kabul edilinceye kadar DUA etmelidir. O kapıdan gerekli cevabı alıncaya dek ayrılın mamalıdır. İşte bugün sizlerle böyle mühim bir konuyu paylaşacağız. Belki bildiğimiz, günlük hayatımızda tatbik ettiğimiz böyle yüce bir ibadeti, hep birlikte tekrar ederek, yineleyeceğiz. Ta ki maksada ulaşalım.
Mana İtibarı ile DUA
Dua, çağırmak, duyurmak, yalvarmak, dilekte bulunmak gibi anlamlara gelir. Din deyiminde ise, hususi ifadelerle, Allah tealadan herhangi bir güçlüğün kaldırılmasını, kalp ve beden bütünlüğü içerisinde dilemek ve kurtuluşa ermeyi ümid etmekten ibarettir. Dua, insanın yaradılışında var olan bir gerçektir. Zira insan, üstesinden gelemediği bir zorluğu aşabilmek için bu yola başvurur. Hem de, habersiz, sessiz ve içinden gelen bir yakarışla.
Kur'an-ı Kerimin DUA hakkında iki ayrı mesajı
Kur'an, dua hakkında bize iki ayrı özellikten bahseder. Birinci özellik; inkarcıların dua hakkındaki tutumlarıdır. İkinci özellik ise; bizi kapsamına alan ve nasıl dua edilmesini öğreten hususlardır. İnkarcılardan kastettiğimiz sadece kafirler değildir. Dini hafife alan veya dine zıt fikir taşıyan herkes bu ifadenin şümulü içindedir. Zira onlar, hem Allah ve Resulü hakkında iyi bir kanaat sahibi olamazlar ve hem de sıkıştıkları zaman dua ile yetinirler. Bir de, hiçbir ameli bulunmaksızın, her işi dua ile halletme yoluna giden zındıklar vardır. Bütün bu saydığımız sınıflar, gerek inkarcı ve gerekse dini hafife alan taifelerdir. Kur'an bunlar hakkında ilginç örnekler verir. Şöyle ki:
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللّهَ عَلى حَرْفٍ فَاِنْ اَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَاَنَّ بِهوَاِنْ اَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلى وَجْهِهخَسِرَ الدُّنْيَا وَاْلاخِرَةَ ذلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبينُ ..
- "İnsanlardan öyleleri var ki; Allah'a sadece bir yönden yaklaşır, kulluk eder. Eğer kendisine bir iyilik dokunursa, buna çok sevinir. Eğer musibete uğrarsa, çehresi hemen değişir ve dinden yüz çevirir. Böylece dünyayı da ahireti de kaybeder." (1)
Evet... Ayette belirtilen kimseler, Allah'a tam bir güven ve kesin inançla değil de, şüphe ve tereddüt içerisinde ibadet edenler, temsili olarak açıklanmaktadır. Nitekim asrı saadette birisi Medine'ye yerleşir, hanımı erkek çocuk doğurur, kısrağı yavrularsa: "Bu iyi bir din" derdi. Hanımı doğurmaz, kısrağı da yavrulamazsa: "Bu ne kötü bir din" derdi. (2) İlk Müslüman alimler ayette durumu belirtilen kimseleri: "Bu, kalbiyle değil, diliyle Allah'a ibadet eden münafıktır" (3) diye nitelendirmektedirler.
KUR'AN'ın bize misal verdiği diğer bir ayette de insanların zaafları şöyledir:
وَاِذَا مَسَّ اْلاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهاَوْ قَاعِدًا اَوْ قَائِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَا اِلى ضُرٍّ مَسَّهُ كَذلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ..
- "Ne zaman insana (hastalık, zorluk, üzüntü gibi) bir zarar erişse, (o zararın giderilmesi için) yatarken, otururken ve ayakta iken bize dua eder. Fakat biz, o zararı üzerinden kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan o sıkıntıya bizi hiç çağırmamış gibi davranır. İşte israfçılara yaptıkları şeyler süslü gösterilmiştir." (4)
İşte bunlar, musibet zamanında Allah'a yalvarıp, afiyet zamanında ise, Allah'ı unutanlardır ki, Allah teala Kur'an da bunları kötülemektedir. Bir de ayette çok ince bir sırra işaret vardır ki; insanı her şeyiyle kuşatan Allah (cc) o'nun nasıl bir ruh haletine sahip olduğunu da ortaya koymuş oluyor. Zira dua açıktan olduğu gibi, gizli de olmaktadır. Allah teala burada onların gizli durumlarını ortaya çıkarmış bulunuyor. Sıkıntı zamanında dua edip'te, afiyet zamanında duayı terk edenler ayette kötülenmektedir. Bu şekil hareket, sıkıntı anında duaların kabul olunmamasına sebep oluşturur. (5)
İnsan tabiatı icabı zor anlarda sadece Allah'a sığınır. Kurtulup sıkıntıyı üzerinden atınca da, Rabbini unutur ve eski bilgisizliğine döner. (6) Kur'an insanın bu zaafından da şöyle bahseder:
قُلْ مَنْ يُنَجّيكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَئِنْ اَنْجينَا مِنْ هذِهلَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرينَ..
- "De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli yalvararak 'Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükreden mü'minlerden olacağız' diye dua edersiniz." (7)
İnsanın adetindendir ki, böylesi sıkıntılara düştüğünde gizli ve açık Allah'a yalvarır. Kurtulursa şükredeceğine dair söz verir. Fakat o şiddetten kurtulunca, hepsini unutarak eski haline döner. (Cool
İnsan belanın şiddetlisi ile karşılaştığında, içinde var olan Hakim Kudrete sığınma mecburiyeti hissederek Allah'a yönelir. O ana kadar bel bağladığı bütün kuvvetlerden artık ümidini yitirir. Ondan sonra bir olan Allah'a yönelme ihtiyacı hisseder. Kur'an bu durumu şöyle tasvir eder:
وَاِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فِى الْبَحْرِ ضَلَّ مَنْ تَدْعُونَ اِلاَّ اِيَّاهُ فَلَمَّا نَجّيكُمْ اِلَى الْبَرِّ اَعْرَضْتُمْ وَكَانَ اْلاِنْسَانُ كَفُورًا ..
- "Denizde başınıza bir musibet geldiğinde, O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine eski halinize) dönersiniz. İnsanoğlu çok nankördür." (9) Bu göstermektedir ki, insan fırsatların esiridir. Darlıktan kurtulunca, dar anında sığındığı Rabbini unutması ve azgınlığını artırması adetidir. Bu itibarla bu kötü hal Kur'an-ın ifadesi ile yerilmiştir. (10)
İnsanlar, özellikle küfür ehli; bir hal üzere kalmayıp, başları derde düştüğünde zaman zaman tevhide yönelme hissine kapılırlar. Özellikle gemi yolculuklarında bu tür olaylar çokça yaşanır. Gemiyi beşik gibi sallayan koca dalgaları gördüklerinde, halis bir niyetle tevhide yönelirler. Fakat şiddet ve fırtına geçti mi, herkes kendi yoluna devam eder. Kur'an, insanların bu fıtri kişiliklerine şu şekilde atıfta bulunur:
فَاِذَا رَكِبوُا فِى الْفُلْكِ دَعَوُا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ فَلَمَّا نَجّيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ ..
- "Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız O'na has kılarak (ihlasla) Allah'a yalvarırlar. Fakat onları sâlimen karaya çıkarınca, bir bakarsın ki, (Allah'a) ortak koşmaktadırlar." (11)
Kim olursa olsun, gemiye bindiğinde denizin hareketini Allah'tan başka sükunete erdirecek başka güç olmadığını bilir. Bunun için de ihlaslı kulların şahsiyetine bürünürler.
Gerçekten bu inkarcıların musibetle yüz yüze geldikleri zaman, inkarlarını açıkça ortaya koydukları nadir olmuştur. Onların inkarları sadece afiyet zamanındadır. Kuran'da bu hususta şöyle buyurulur:
وَاِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ فَلَمَّا نَجّيهُمْ اِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِايَاتِنَا اِلاَّ كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ ..
- "Onları gölge veren dağlar gibi dalgalar kapladığı zaman, dinlerini Allah tealaya halis kılarak dua edip Allah'a yalvarırlar. Fakat Allah (cc) onları kurtarıp karaya çıkarınca, içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Ayetlerimizi pek gaddar ve nankör olanlardan başkası inkar etmez" (12)
Ayet, bir yandan bunlara meydan okurken, diğer yandan da musibetlerden ders alanların olabileceğini bildirmektedir. Bugün, evinde veya koltuğunda rahat içinde olan bir ateist adama bu durum anlatılsa, vereceği cevabı: 'Ölürüm de demem' şeklindedir. Fakat gemiye bindirip, öyle Atlas okyanusunda veya Hint okyanusunda biraz dalgalarla baş başa bıraktınız mı, o zaman herhalde değişecektir. (13)
Mü'minler DUA esnasında böyle değildirler
Kur'an bu incelikleri bize böylece haber verdikten sonra, mü'minlerin dua hususunda nasıl hareket edeceklerini de belirtir.
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونى اَسْتَجِبْ لَكُمْ ..
- "Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin ki, size icabet edip karşılığını vereyim" (14)
Yani, mü'minler DUA ettikleri zaman, çağrılarına icabet edecek, seslerini, feryatlarını duyacak ve onun karşılığını da durumlarına göre verecek bir Rablerinin olduğunu bilerek O'na yalvarmalıdırlar. Kafirin duası şaşkınlığından başka bir şeyini artırmaz ama, mü'minin duası, imanını artırır. Bu bakımdan dua etmeyi çoğaltmak gerekir.
DUA bir ibadettir ve DUA etmek farzdır.
Dua, ibadetler silsilesi içerisinde en başta yer alır. Bu beşerin, aczini itiraf ederek Rabbine karşı kulluk tavrını, kulluk edebini takındığını gösterir. Bunun için dua bütün ibadetlerden önceliklidir. Belki ibadetleri, ibadet derecesine çıkaran DUA'dır... Bunun için hadis-i şerifte efendimiz (sav): 'Herkes kendisinden bir şey istenildiğinde öfkelenir, Allah ise kendisinden bir şey istenmediği zaman öfkelenir' buyurdular. Bunun için DUA'yı böyle bir anlayışla karşılamalı ve ona göre eda etmelidir. Bazı kimseler, namaz kılar da, namazın ardından DUA etmeden ayrılır. Büyükler bu kimseleri, çalışıp çalışıp da, ücretini almadan giden basit, aciz bir işçiye benzetmişlerdir.
Dua'da aşırılıktan kaçınmalı
Dua ederken aşırı gitmekten sakınmak lazımdır. Bundan maksat, başkalarına dua ediyor görüntüsü vermemek lazımdır. Aşk hali müstesna sesi fazlaca yükseltmemeli ve edep tavrı içerisinde bulunmalıdır. Ne istediğine ve istediğini nasıl isteyeceğine dikkat etmelidir. Çünkü Kur'an bu hususta:
اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً اِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدينَ ..
-"Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu o aşırı hareket edenleri sevmez" (15) buyurur ki, dua eden kimsenin kendisine layık olmayan şeyleri istemesi doğru değildir.
Dua'da nasıl bir üslup kullanmalı
Dua ederken, Allah'ın İsim, Sıfat ve Fiillerini hatırlayarak, O'nun yüceliğini düşünerek dua etmelidir. Kul Rabbini ne kadar tanımışsa, isteyeceğini de o ölçüde ister. Bu sebeple Kur'an-ı Kerimde, Allah'tan bir şeyin nasıl isteneceği hususunda şöyle bir formül gösterilmektedir:
وَلِلّهِ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنى فَادْعُوهُ بِهَا ..
- "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin." (16)
Bu formül ile dua edildiği takdirde, karşılığı mutlaka kesinkes alınır. Yani: 'Allah'ım! Sen Rahmansın, Rahimsin, Latifsin.....' gibi O'nun güzel isimlerini anarak, isteyeceğini o ismin manasına uygun bir tarzda istemelidir.
Dua dilden dökülen bir terennüm değildir
Kur'an, dua etmeyi sadece dilden dökülen birtakım terennümlerden ibaret saymayıp, duanın en etkin bir eylem olduğuna işaret eder ve:
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ..
- "Kullarım sana beni sorarlarsa, ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde duasına karşılık veririm. Öyleyse, onlar benim çağrıma uysunlar ve bana olan imanlarında sebat etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler." (17) Mü'minler, dua ederken Allah'ın kendilerine yakın olduğuna inanarak ve güvenerek dua etmelidirler.
Dua ederken Duayı umumileştirmeli
Kuran'da duayı umumileştirmek güzel görülmüştür. Bütün Peygamberler Dua ederlerken, daima umumi bir şekilde dua etmişlerdir. Ümmetin Salihleri hakeza aynı şekilde Duayı umumileştirmişlerdir. Rabbimiz (cc) buyurur ki:
وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا اتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى اْلاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ..
- "İnsanlardan kimileri: Ey Rabbimiz! Bize dünyada (sıhhat, afiyet helal ve temiz rızık, saliha eş, hayırlı ve uzun ömür gibi) bir güzellik ve ahirette de (sevap, rahmet, cennet ve cemalullah gibi) güzellik ver. Afv ve mağfiretinle bizleri cehennem azabından koru! Derler." (18) Duaları makbul olan kimseler, dualarını umumileştirdikleri için övülmektedirler. Onların bu hareketi Allah'ın rızasına vesile olmaktadır. Bir diğer ayette de buyurulur ki:
رَبَّنَا وَاتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلى رُسُلِكَ وَلاَ تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيمَةِ اِنَّكَ لاَ تُخْلِفُ الْميعَادَ ..
- "Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!" (19)
Dua ederken kendimiz için de özel istekte bulunmalıyız
Duayı umumileştirmek Kur'an'da güzel görüldüğü gibi, kişinin kendisi için de özel olarak dua da bulunması güzel görülmüştür.
وَلاَتُخْزِنى يَوْمَ يُبْعَثُونَ..
- "(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme." (20)
İnsan başkalarının salahını/kurtuluşunu isterken, kendi nefsini unutmamalıdır. Nitekim Şeytan, kendisini unutarak, meleklerin korunmasını Allah'tan istedi. Allah (cc) ise: 'Duan kabul edilmiştir' buyurdu. Ne zaman ki, Adem (as)'a secde emri verildi, işte o zaman emre itaat etmedi. Vaktiyle melekler için yalvarıp dua eden İblis, kendisini Allah'ın lanetinden kurtarmasını istemediği için, lanet halkasını ebedi olarak boynuna taktı. Bu bakımdan, dua ederken kendimiz için de dua etmeliyiz!
Allah'ın duaları kabul etme hususundaki adeti
Allah'ın duaları kabul etmede iki ayrı adeti bulunduğunu görmekteyiz. Bunlardan birisi, kulların hayır namına olan isteklerini kabulde öncelik tanıması, diğeri de kulların şer namına olan isteklerini durumlarına göre geciktirmesi veya öne alması. Kullarından hayır içerikli duaları yapmalarını ama şer içerikli (beddua) yapmamalarını istemektedir. Mesela: Allah teala kullarını dua etmeye teşvik eder ve:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونى اَسْتَجِبْ لَكُمْ ..
- "Bana dua edin, ben de sizin dualarınızı kabul edeyim" (21) buyurur.
Ancak bu, hayır duaları kabul hakkındadır. Ama beddua olursa, bunda belli bir zaman mühlet verir ki, bu Rahmetinin gereğidir. Nitekim bir ayet-i celilede:
وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِىَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءَنَا فى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ..
- "Eğer Allah teala, insanların hayır dualarını kabul ettiği gibi, beddualarını da kabul etmiş olsaydı, helak olurlar, ölür giderlerdi. Fakat biz, bize kavuşmayı ummayanları böyle azgınlıkları içinde bırakırız. Onlar da körler gibi şaşkın şaşkın dolaşırlar" (22)
Gerçekten de Allah, eğer mü'minlerin hayır ve salahları için istedikleri güzellikleri verdiği gibi, birbiri hakkında diledikleri kötülükleri de anında verecek olsa idi, yeryüzünde iyilik namına faaliyet yürütecek kimse kalmazdı. Şu halde Allah, kötüler hakkında yapılan bedduaları belli bir zamana erteler demektir. Kötüler hakkında endişeye gerek yoktur. Çünkü onların durumu hakkında:
وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ اِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فيهِ اْلاَبْصَارُ ..
- "Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz zannetme! Şüphe yok ki Allah, onları korkudan gözlerin fırlayacağı bir güne erteliyor" (23) buyurulur.
Duaların kabul şartları
En çok merak edilen husus burasıdır. İnsan, aceleci, aciz ve zayıf yaratıldığı için, kendisine ulaşacak hayrı beklemeye bazen tahammül edemez. Bunun için de zaman zaman ye'se kapılır. Biz burada bazı noktaları belirtelim ki, konu muhteva itibarı ile askıda kalmasın:
Evvela cenab-ı Hak yardımı ve zaferi şarta bağlamıştır. Duaların da kabul olunması için belli birtakım şartlar koymuştur. O şartlar yerine gelmediği zaman dualar kabul olunmaz. Bunları madde halinde sayacak olursak, şöyledir:
1..) Allah'a yalvararak dua etmektir. Bu hususta Rabbimiz (cc):
قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّى لَوْلاَ دُعَاؤُكُمْ..
- De ki: "Eğer yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin ki?" (24) buyurur.
2..) Dua ile muamele birbirine eşit olmalıdır. Dua edenin, yaptığı işlerle duasının birbirine uygun olması şarttır. Bu hususta Rabbimiz (cc) dualarını kabul ettiği peygamberlerin durumlarından çeşitli kesitler sunduktan sonra:
كَانُوا يُسَارِعُونَ فِى الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعينَ..
- "Bütün peygamberler hayır işlerinde koşuşurlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı. Onlar bize karşı derin bir saygı içindeydiler" (25) buyurur. Peygamberler, dua ettikleri zaman dualarının red edilmemesindeki hikmet, onların işleri ile dileklerinin birbiri ile uygun düşmesidir.
3..) Dua eden kişi, duasının kabul olunacağına tam ve kesin olarak inanmalıdır. Bu hususta Rabbimiz (cc):
فَادْعُوا اللّهَ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ..
-"Kafirlerin hoşuna gitmese de Allah'a, Allah için dindar ve ihlaslı olarak dua edin" (26) buyurur. Çünkü ihlas ehli, Rableri hakkında her türlü şüpheden kurtulmuşlardır. Onun için de, Rablerinden neyi isteyeceklerini ve o şeyi nasıl isteyeceklerini de bilirler.
4..) Duada ısrarlı olmalıdır. Dua eden kimse, yaptığı duadan kesin sonucu alasıya kadar, o kapıdan dikkatini kesmemelidir. Böyle olanları Rabbimiz kitabında överek:
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدوةِ وَالْعَشِىِّ يُريدُونَ وَجْهَهُ وَلاَ تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُريدُ زينَةَ الْحَيوةِ الدُّنْيَا وَلاَ تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَويهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا..
- "Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme." (27)
5..) Duada samimiyet, yani içtenlikli olmak lazımdır. Ruhun derinliklerinden gelen bir eda ile yalvarıp yakarmalıdır. Bu da: Dua edilenin, dua edeni gördüğü, bildiği, halinden haberdar olduğuna dair, dua edenin kesin bir şekilde bilmesine bağlıdır. Yani: 'Beni Rabbim görüyor, biliyor, halimden haberdardır' diye İHSAN duygusuyla bütünleşerek dua etmelidir. Rabbimiz (cc) buyurur ki:
هُوَ الْحَىُّ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصينَ لَهُ الدّينَ اَلْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ ..
- "O daima diridir; O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde dinde ihlaslı ve samimi kişiler olarak O'na dua edin. Her türlü övgü âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." (28)
6..) Duada Allah tealaya övgüde bulunmalıdır. Allah'ın sevgili kullarının bahsedildiği ayetlerden birinde, onların Allah'a olan duaları örnek verilirken şöyle buyurulur:
دَعْويهُمْ فيهَا سُبْحَانَكَ اللّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فيهَا سَلاَمٌ وَاخِرُ دَعْويهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ ..
- "Onların oradaki duası: 'Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!' (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise 'Selam'dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur." (29)
7..) Duada korku ve ümidin kalbi istila etmesi gerekir. Hem bir yandan: 'Dua etmekten başka çarem yok' derken, diğer yandan da: 'Acaba duam kabul edildi mi, edilmedi mi?' diye düşünmelidir. Nitekim Salih kullar, geceleri, seher vakitlerinde yahut makbul vakitlerde, hususi olarak kalpleri umut ve endişe ile bütünleştiği bir halde, Allah'a yalvarırlar. İşte onların, diğerlerinden ayrıldığını, seçildiğini gösteren bir ayette buyurulur ki:
تَتَجَافى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ..
- "Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar." (30)
8..) İstediğini ancak Allah'ın verebileceğine inanarak Allah'a dua etmelidir. Allah, alemlerin Rabbidir. Gözümüzü gören ve gözümüzün gördüğünü de görendir. Duymamızı yaratan ve duyup hissettiklerimizi de işitendir. Bildiklerimizi bilen ve halimizden haberdar olandır. Kalpten geçirdiklerimizi duyan ve onların gereğini yaratandır. Öyleyse, bütün bu kemal vasıfları kendisinde bulunduran Allah'a dua etmeye devamlı olmalıyız.
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهلاَ يَسْتَجيبُونَ لَهُمْ بِشَىْءٍ اِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهوَمَا دُعَاءُ الْكَافِرينَ اِلاَّ فى ضَلاَلٍ ..
- "El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri, onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır." (31)
Sonuç olarak: Her kim bu şartlara uyarak dua etti de, sonuç alamadı ise, halini tekrar kontrol etsin. Acele etmesin. Rabbini tanımaya çalışsın. O'ndan bir şeyi nasıl isteyeceğini düşünsün. İstemekten çekinmesin. Bu fakir için de duasını esirgemesin. Selam ve dua ile hepiniz Allah'a emanet olunuz. Esselamü aleyküm.
1-) Kur'an-ı Kerim Hac suresi ayet 11
2-) Sahihi Buhari c 4 s 1768 hadis 4465 müellif İmam Buhari
3-) Safvetü't-Tefasir c 4 s 122 müellif Muhammed es-Sabuni mütercimler Sadreddin Gümüş-Nedim Yılmaz
4-) Kur'an-ı Kerim Yunus suresi ayet 12
5-) Hulasatü'l-Beyan Fi Tefsiri'l-Kur'an c 5-6 s 2171 müellif Mehmed Vehbi efendi
6-) Furkan Tefsiri c 2 s 183 müellif Prof. Mahmud Hicazi mütercim Mehmet Keskin
7-) Kur'an-ı Kerim En'am suresi ayet 63
8-) Hulasatü'l-Beyan Fi Tefsiri'l-Kur'an c 3-4 s 1444 müellif Mehmed Vehbi efendi
9-) Kur'an-ı Kerim İsra suresi ayet 67
10-) Hulasatü'l-Beyan Fi Tefsiri'l-Kur'an c 7-8 s 3025 müellif Mehmed Vehbi efendi
11-) Kur'an-ı Kerim Ankebut suresi ayet 65
12-) Kur'an-ı Kerim Lokman suresi ayet 32
13-) Kur'an-ı Kerim Şifa Tefsiri c 6 s 195 müellif Mahmut Toptaş
14-) Kur'an-ı Kerim Mü'min suresi ayet 60
15-) Kur'an-ı Kerim A'raf suresi ayet 55
16-) Kur'an-ı Kerim A'raf suresi ayet 180
17-) Kur'an-ı Kerim Bakara suresi ayet 186
18-) Kur'an-ı Kerim Bakara suresi ayet 201
19-) Kur'an-ı Kerim Al-i Imran suresi ayet 194
20-) Kur'an-ı Kerim Şuara suresi ayet 87
21-) Kur'an-ı Kerim Mü'min suresi ayet 60
22-) Kur'an-ı Kerim Yunus suresi ayet 11
23-) Kur'an-ı Kerim İbrahim suresi ayet 42
24-) Kur'an-ı Kerim Fürkan suresi ayet 77
25-) Kur'an-ı Kerim Enbiya suresi ayet 90
26-) Kur'an-ı Kerim Mü'min suresi ayet 14
27-) Kur'an-ı Kerim Kehf suresi ayet 28
28-) Kur'an-ı Kerim Mü'min suresi ayet 65
29-) Kur'an-ı Kerim Yunus suresi ayet 10
30-) Kur'an-ı Kerim Secde suresi ayet 16
31-) Kur'an-ı Kerim Ra'd suresi ayet 14