İda Yamaçlarında Bir Kafeterya Da Buluşma

Son güncelleme: 12.10.2010 08:57
  • İda Yamaçlarında Bir Kafeterya Da Buluşma Hikayesi - Aydın Akdeniz - Aydın Akdeniz Yazıları - İda Yamaçları Hikayesi

    Akşam saat beş gibi Ayvalık'ta bir kafeteryaya girdi iki arkadaş, acıkmışlardı. Denize bakan pencerelerin önündeki masaya oturdular. Çevreye bakındıklarında içeride kendileri ve işletme sahibinden başka kimsenin bulunmadığını anladılar. Duvarlarda çeşitli büyüklükte boy, boy tablolar bulunuyordu. Sanatsal değeri olmayan sıradan tablolardı bunlar. Ortadaki tabloda yelkenli bir gemi ve dalgalar arasında gemicilere el sallayan denizkızları resmedilmişti. Diğerinde ise zeytin toplayan köylü kadınları ve zeytin ağacındaki salıncağında sallanmakta olan bir çocuk resmi vardı. Tabloların bulunduğu duvar, çocukların bulunduğu yerden çıkış kapısına kadar uzanan zemin boyunca çeşitli eşyalarla dekore edilmişti. Denizci fenerleri, balıkçı ağları, heybeler, el değirmenleri geçmişle bugün arasında sıkışıp kalan insanların eski zamanlara duydukları özlemi gidermede ne kadar etkili olurdu bilinmez ama işte dekor kaygısıyla da olsa geçmiş bugüne mahkûm ediliyordu. Karşı duvarın bulunduğu kısım ahşap bir paravanla ortadan bölünmüştü. Burası, iç mekânın ancak dörtte biri büyüklüğünde bir alana sahip olmalıydı. İçeride oturanları görmek zor olmalı diye düşündü Ahmet. Büyükçe iki tost ve yanında ayran siparişi vermek için kasa başında oturan işletme sahibine yöneldi. Emre ise artık batmaya başlamış olan güneşin ufukta kayboluşunu izlemeye dalmıştı. Dalgın bakışlarını körfezin ufukta yitip giden derinliklerine çevirdiğinde orada önce bir balıkçı teknesinin belli belirsiz siluetini ve uzakta ancak küçük karaltılar halinde uçuştukları görülebilen martı sürülerini fark etti. Güneşin bakıra dönüştüğü bu gün bitiminde suya düşen cılız gün ışınları ötelerden bulunduğu yere git gide daralan açılarla gelerek hemen şuracıkta ki sahilde tepe noktası yaparak sona eriyordu. Gizemli bir el, sanki bütün sanat yeteneğini ortaya koyarak sahile düşen küçük dalgaların salınışıyla su yüzeyinde yüzlerce çeşit şekil oluşturuyordu. Doğanın esrarlı güçleri birbiriyle kıyasıya bir mücadele veriyor olmalıydı. Ahmet, elinde siparişlerle geri dönerek Emre'yi daldığı derin düşüncelerden uyandırdı.
    — Al bakayım hemen şunları, bunlar seninkiler. Ayvalık tostunun lezzeti vallahi başka hiçbir şeyde yok. Keşke birer tane fazladan yaptırsaydık.
    Tosttan kocaman bir ısırık alarak;
    — Hımm, ne lezzetli şeysin sen öyle. Ama ne yazık ki birkaç dakikaya kalmadan bitireceğim seni. Diye ekledi.
    Emre, Ahmet'i hiç bu kadar iştahlı görmemişti. O'nun elindeki tostu üst üste ısırıklar alarak kısa süre içinde yalayıp yutmasını gülümseyerek izledi. Ahmet, yeni bir sipariş vermek için yerinden kalkmaya hazırlanırken içeri, kılık kıyafeti son derece düzgün iki adam girdi. İçlerinden uzun boylu ve zayıf görünümlü olan, kafeteryanın içerisini bakışlarıyla sinsi bir şekilde süzdü, çocukların bulunduğu yeri ise özellikle inceledi bu adam ve sonra her iki adam da ahşap paravanla bölünmüş olan kısma geçerek gözden kayboldular. Aralarında dışarıdan güçlükle duyulabilen bir ses tonuyla konuşuyorlardı. Ahmet, bu arada yeni siparişini vermiş, yerine dönerken birden olduğu yerde duraksamış ve yeniden kasaya yönelerek, orada bu adamlara servis hazırlamakla meşgul olan işletme sahibinin işini bitirmesini beklemeye başlamıştı. Daha sonra elinde bir tuzluk ile arkadaşının yanına dönmüş ve O'nun olup biteni sorgulayan şaşkın bakışları arasında masadaki yerine oturmuştu. Emre, sessizliğe daha fazla dayanamayarak sordu;
    — Ahmet, ne oldu orada? Yolunda gitmeyen bir şeyler mi var? Neden böyle sessizleştin birden? Ahmet;
    — Gürültülü konuşma lütfen Emre, duyamıyorum adamları. Önündeki şeylerle ilgilenerek doğal görünmeye çalış ve konuşulanları sen de dikkatle dinle. Olanları daha sonra açıklarım ben sana. Diye fısıldadı.
    İki çocuk pencereden dışarı bakınıyormuş gibi görünerek içerideki konuşmaları dinlemeye başladılar. Duyabildiklerinden bazıları şu şekildeydi;
    — Başka bir isteğiniz olursa çekinmeden söyleyin, ben az ileride hemen şu kasanın yanında olacağım.
    —Olur, olur. Sesleniriz sana. Şey, on dakika sonra birer kahve daha getir sen bize. Yanında yenilebilecek tatlı bir şeyler getirmeyi de unutma sakın.
    — Nasıl bir şey alırdınız?
    —Hiç fark etmez ama dur biraz, kaymaklı ekmek kadayıfınız varsa fena olmaz doğrusu.
    —Derhal efendim, derhal.
    Kafeteryacı yanlarından ayrılır ayrılmaz iki adam kaldıkları yerden devam ederler konuşmalarına;
    —Tavşan Ada'sındaki deniz fenerine yeni bir adam geldiğini duydum.
    —Eee, ne olmuş geldiyse! Engel mi oluyor işinize? Eğer öyleyse usulüne göre konuşursunuz adamla olur biter be kardeşim. Ne yapmanız gerektiğini de ben mi öğreteceğim size.
    — Ama yeterince tanımıyoruz onu, nasıl bir tepki vereceğini de bilemiyoruz ve bu nedenle
    — Mazeret bulmak için boş yere çabalama. Ben onu bunu bilmem kardeşim, bir an önce bu problemi çözmelisiniz. İşler aksamaya başladı ve karşı tarafın bu konularda hiçte şakası olmadığını sen de ben de gayet iyi biliyoruz. Daha önce adayla bağlantıyı kuran her kimse, bir an önce harekete geçmeli, anladın mı beni?
    —Dün gece telefonla aramıştım zaten onu. Siz merak etmeyin ben bu işi de hallederim demişti bana. Gerekirse bir daha arar, elini çabuk tutmasını söylerim ona.
    — İyi olur. Bak güzel kardeşim iki ay öncesine kadar işler gayet yolundaydı. Sonra her ne olduysa oldu birden her şey allak bullak olup aksamaya başladı. Bu işten ne kadar kaybımız var bizim, hiç bundan haberin var mı senin? Kayıplarımızı sana fatura ederiz sonra, anladın mı beni?
    — Dedim ya hallolur diye, meraklanmayın artık. Küçük bir aksaklık olur olmaz hemen böyle dargınlık, kırgınlık olur mu hiç dostlar arasında?
    — Kardeşim, iş yapıyoruz biz burada, gönül eğlendirmiyoruz. Kime güvenip kime güvenmeyeceğimiz yapılan işin niteliğine bağlı. Sen bu güne kadar utandırmadın bizi, yaptıklarından son derece memnun kaldık. Fakat bunun böyle devam edebilmesi için senin şu an olduğundan biraz daha dikkatli, biraz daha uyanık olman gerekiyor.

    Aydın Akdeniz
#12.10.2010 08:57 0 0 0