Nusayriler Kimlerdir - Arap Alevileri - Nusayriler Hakkında
Ben Nusayriyim (Arap Alevisiyim), sizlerle inanç ve itikadımız hakkında doğru olanları paylaşacağım.
NUSAYRİLER (ARAP ALEVİLERİ)
ALEVİLİK NEDİR?
Alevilik; Kaynağını Kuran'dan alan, Hz. Muhammed'in (s.a.a.v.) hadisleri ve Ehlibeyt imamlarının (a.s.) öğretileriyle şekillenen İslam'ın özüdür, sırat-ı müstakimdir. Yani doğru ve hak olan yoldur.
Alevilik, Hz. Ali'nin (a.s.) taraftarı (Şiası) olmak demektir. Onun taraftarı olmak demek Hz. Muhammed'in (s.a.a.v.) taraftarı olmak demektir; yani Allah'ın taraftarı olmak demektir. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) hadis-i şerifte "Her kim Ali'yi severse, beni sevmiş olur; beni seven de Allah'ı sevmiş olur. Ali'ye kim düşmanlık ederse bana düşmanlık etmiş olur." diye buyurmaktadır. Kur'an, Allah'ın (c.c.) kelamı; Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Kuran'ın dili, Hz. Ali (a.s.) de konuşan Kuran'dır. Hadis-i şerifte "Kuran Ali'yle, Ali de Kur'an'la beraberdir. Kıyamet Günü'ne kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır." diye buyrulmaktadır. Hz. Ali (a.s.) Sıffin'de bir hutbesinde "Konuşan Kur'an benim." diye buyurmuştur. Kısaca Kur'an, Hz. Muhammed (s.a.a.v.) ve Hz. Ali (Ehlibeyt) (a.s) birbirini destekleyen, insanın doğru yolda yürümesini sağlayan ana kaynaklardır. Alevilik bu kaynaklara dayandığından hak yoldur.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) amcasının oğlu ve damadı olan Hz. Ali'yi (a.s.) çok severdi ve Hz. Ali, kendisine en yakın kişiydi. Tebük Seferi'ne çıktığında Hz. Ali'yi kendi yerine Medine'de vekil olarak bırakması ona olan güveninin bir göstergesidir.
Hz. Peygamberin Hz. Ali'ye olan sevgi ve güvenini belirleyen birçok hadisi vardır. "Ali bedenimde baş gibidir." "Her nebi için bir vasi ve varis vardır, Ali de benim vasiyyim ve varisimdir." Gadir-i Hum'da "Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır." gibi hadislerle Hz. Ali'yi kendisinden sonra vasi olarak tayin etmiştir. Nusayriler, Hz. Muhammed'in (s.a.a.v.) vasiyetini dinlediği ve ona uyduğu için ALEVİDİR.
"Alevilik" Hz. Ali'ye bağlılıktır, Hz. Ali'nin yandaşı olmaktır, Hz. Ali'yi sevmektir. İsim "Müslümanlık" kimlik "ALEVİLİK" olduğu için Aleviyiz.
Aşağıda yazılanlar okunduğunda neden Alevi olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır:
"Selman El Farisi" dedi ki: Resûlullah (s.a.a.v.) imam Ali'ye hitaben : "Bu vasim sırrımın yeri ve terk ettikle-rimin en hayırlısıdır." (Mizanul-itidal, 1/635)
"Hz. Muhammed (s.a.a.v.) Hz. Fatıma'ya: "Senin kocan dünya ve ahirette seyyiddir. Kendisi ashabım içinde İslam'a ilk gelendir. Âlem içinde en fazla ilme sahip olan ve âlem içinde en kuvvetli hilme sahip olandır." (El-istiab,1099 El istiab.1091)
Bir hadisinde (s.a.a.v.) "Dünya ve ahirette bayrağımı Ali taşıyacaktır." demiştir. İbni Abbas diyor ki:
"Ali'nin dört özelliği var ki, başkasında yoktur:
1- Kendisi Acem ve Araptan önce Resûlullah (s.a.a.v.) ile ilk namaz kılandır.
2- Her çarpışmada peygamberin (s.a.a.v.) bayrağı onun elindeydi.
3- Başkaları Peygamberi (s.a.a.v.) terk edip kaçtıklarında ancak kendisi sebat edip Peygamber'in yanında kalmıştı.
4- Kendisi Resûlullahı (s.a.a.v.) vefatından sonra yıkayıp kabrine defnedendir." (El-istiab, 3/1090)
Selman-ı Farisi diyor ki: Resûlullah (s.a.a.v.) şöyle buyurdu: "Ümmetimden Kevser Havuzu'nun başında bana ilk erişecek olan Ali bin ebi Talip'tir." (El istiab.1091)
Resûlullah (s.a.a.v.) bir hadisinde: "Ali'nin yüzüne bakmak ibadettir". (Mizanul itiadal, 1/507)
Zeyd Bin Erkam dedi ki: "Resûlullah (s.a.a.v.) şöyle buyurmuştur: "İslamiyeti ilk iman edin Ali'dir."(Tabakatul kübra, 3/21)
Resûlullah (s.a.a.v.) "Ey Ali razı olmaz mısın ki; Harun'un Musa'ya olan durumu gibi olasın?" Ali dedi ki: "Evet razı olurum ya Resûlullah!" Resûlullah; "Sen öylesin." diye buyurdu.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.): "Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır." (El-istiab, 3/1102)
Hz. Muhammed (s.a.a.v.) "Ali'den ne istiyorsunuz, Ali bendendir, ben de Ali'denim. Ali benden sonra
her müminin velisidir." Ve her defasında "Sen benim dünya ve ahirette kardeşimsin." demiştir. (Mizanul itidal, 1/410-411, El istiab 3/1097-1098)
"Hz. Muhammed" (s.a.a.v.) "Ashabım arasında en doğru hüküm veren Ali'dir." (El-istiab, 3/1102) demiştir.
"Hz. Muhammed" (s.a.a.v.) "Ben kimin Mevlâsı isem Ali onun Mevlâsıdır. Allah'ım ona dost olana dost ol; ona düşman olana düşman ol." (Usulul-ğabe, 3/139)
Resûlullah (s.a.a.v) Beraat (Tevbe) suresini Mekke'de okuması için Ebubekir'i gönderdi. Sonra Hz. Ali'yi arkasından gönderip şöyle buyurdu: "Git Ebubekir'den kitabı al ve Mekke ehline sen oku" Hz. Ali (a.s.), Ebubekir'e yetişip kitabı ondan aldı ve Mekke halkına sureyi kendisi okudu. Bu durumdan müteessir olan Ebubekir Resûlullaha (s.a.a.v.) sordu : "Ya Resûlullah, hakkımda bir şey mi nazil oldu? Resûlullah (s.a.a.v.) şöyle buyurdu: "Hayır, lakin bu sureyi ben ve benim ehlimden birinin okuması için bana emir verildi." (El Hasais emirel müminin Ali bin ebi Talib, 91)
Resûlullah (s.a.a.v.) şöyle buyurur: " Ben ve Ehlibeytim cennette bir ağacız ki dalları dünyadadır. Kim bize tutunursa, Allah'a doğru giden bir yola tutunmuş olur." (Zahairül ukba, 16)
İmam-ı Ali (a.s.) buyurdu ki: Resûlullah bana ahdetti ki: "Seni ancak mümin sever ve ancak münafık buğz eder." (Müsned Ahmet bin Hanbel, 1/95)
Yine Resûlullah (s.a.a.v.) " Ey Ali seni ancak mümin sever ve ancak münafık buğz (kin) eder" (Muntahabul kenz, 5/30)
Ve aynı kaynaktan Resûlullah (s.a.a.v.) şöyle buyurdu: "Mümini tanıtan sıfat Ali Bin Ebi Talib'e duyulan sevgidir." Bizler bu hadislere inandık ve onun için Aleviyiz. Bu hadislerin sayısı çoktur ve istenirse bunlar kitaplar dolduracak kadar çoğaltılabilir. Bu deliller ve hadisler Alevi olması için yeterli sebepler değil mi? Biz bu hadisler ışığında "ALEVİYİZ."
Hz. Ali'nin yüce konumunu biraz daha açmak gerekirse hiç kimseye nasip olmayan özelliklerinden bazılarını belirtmekte fayda vardır.
Hz. Ali Kâbe'de dünyaya gelen tek varlıktır.
Hz. Ali, Hz. Muahmmed'in damadı, âlemlerin seyyidesi olan Hz. Fatıma'nın eşidir.
Hz. Ali Hasan ve Hüseyin'in babasıdır.
Hz. Ali İlk iman eden ve ilk Müslüman olandır.
Hz. Ali ümmetine yol gösteren kişidir.
Hz. Ali, Hz. Muhammed'in soyunu devam ettiren kişidir.
Hz. Ali, Hz. Muhammed'le aynı nurdan yaratılandır.
Hz. Ali, Hz. Peygamberin bayrağını dünya ve ahirette taşıyandır.
Hz. Ali: "Beni kaybetmeden önce bana sorunuz. Vallahi göklerdeki yolları yerdeki yollardan daha iyi bilirim." demiştir. Hz. Muhammed (s.a.a.v.) "Allah'a and olsun ki, ilmin onda dokuzu Ali'ye verilmiştir. Geri kalan onda biri hususunda da Ali insanlarla ortaktır."
Müşriklerle yapılan savaşların kazanılması Hz. Ali'nin kahramanlıkları sayesinde olmuştur. İnsanlık tarihinde en güçlü kişidir.
Hz. Muhammed (s.a.a.v.); "Dünyanın bütün ağaçları kalem, denizleri mürekkep olsa cinleri hesap tutsa insanları da kâtip olsa Kıyamet Günü'ne kadar Ali'nin faziletlerini sayamazlar." diye buyurur.
Hz. Ali'nin bu yüce konumu ile Hz. Peygamberin bu hadisleri, Müslüman insanın "Alevi" olması için yeterlidir. Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali'nin bu kadar yüceltildiğini gören ve Hz. Ali'nin faziletlerine şahit olan samimi Müslümanlar Alevi ismini aldı.
Hz. Peygamber de gelecekte olacakları görür gibi seslendi. "Benden sonra karanlık fitneler olacak. Bufitneden 'urvatül vuska'ya tutunan kurtulur." Resûlullaha (s.a.a.v.) 'urvatül vuska' nedir, diye sorulduğunda; o Ali Bin Ebi Talib'tir demiştir. Onun tarafını tutun, o ilk iman edendir ve müminlerin reisidir. (Meşarik Envar El Yakin)
Muhammed ibn-i Nusayr'in isminden türeyen Nusayri sözcüğünün kendileri için kullanılmasını istemediklerinden Türkiye'de genelde "Arap Alevisi" denir. Nusayri ismini kullanmak istememelerinin sebebi Muhammed ibn-i Nusayr'in sadece ehl-i Beyt öğretisini yaymış olmasıdır, yani mezhep kurmamıştır.
Anadolu Aleviliği ile benzer yönü sadece Kur'an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt sevgisidir. Caferiyye Şiiliği ile itikadi yönden benzemektedir.
Mezhebin kurucusu ve Muhammed ibn-i Nusayr'in isminden türeyen Nusayri tanımlaması kullanılmaktadır. Ancak, Nusayrilere göre Muhammed bin Nusayr mezhep kurucusu değil, sadece 11. İmam Hasan El Askeri'nin öğrencisi ve Ehlibeyt öğretisini yayan kişidir.
11. İmam Hasan El Askeri'nin öğrencisi Muhammed bin Nusayr'ı (ö. 883) otorite kabul ettikleri için bu adı alırlar. Ancak Nusayriler bu ismi kendileri için asla kullanmazlar.
Dil
Anadilleri Arapçadır. Yaşlı nesil hâlâ Arapça konuşmaktadır.
Türkiye'de ise Hatay'ın katılmasından (1939) sonra doğmuş olan daha genç nesil tarafından Türkçe konuşulmaktadır.
Bugün Arapça ile Türkçenin bir karışımı konuşulur.
İNANÇ VE İTİKAT
Din: Semavi dinlerin sonuncusu ve en mükemmeli, yüce Allah'ın kullarına hidayet için gönderdiği son Peygamber Hz. Muhammed'in (s.a.a.v) bildirdiği "İSLAM" dır. "Allah'ın yanında din İSLAMdır" (Ali İmran 19), "Kim İslam'dan başka bir din ararsa onun dini asla kabul olunmayacak. O, ahirette kaybedenlerden olacaktır." (Ali İmran 85)
İslam: İki şahadete ikrar etmektir. "Eşhedü enla ilahe illellah ve eşhedu enne Muhammeden Resûlullah" Ve Hz. Peygamber'e (s.a.a.v), Yüce Allah tarafından emredileni tatbik etmektir.
İman: Yüce Alah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kadere, ölümden sonra tekrar dirilmeye, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın resulü olduğuna kayıtsız şartsız inanmaktır.
Bunun yanında Nusayrilerin inancında usul beştir. Tevhid, adalet, peygamberlik, imamet ve dirilmedir.
Bunları tahmin ve taklitle değil; delillerle, Kur'an-ı Kerim, Hz. Peygamber ve Ehlibeyt'in hadisleriyle bilmek gerekir.
1-Tevhid: Nusayrilerin İnancında, bütün âlemi Allah yaratmıştır. Allah yalnız ve tektir, ortağı yoktur. "Onun hiçbir benzeri yoktur. Hem o işitir ve görür." (Şura 11) Kur'an-ı Kerim'de Hz. Peygamberine: "Deki; O Allah birdir. Ululuk onda nihayet bulmuştur. Doğmamış, doğurulmamıştır. Onun hiçbir eşi de yoktur."(İhlas Suresi)
2- Adalet: Yüce Allah âdildir, hiç kimseye zulüm etmez. "Senin Rabbin hiçbir yerde zulüm etmez." (Kehf 49) Adaletinin ispatı için de insanlara yalnız ıslahları için emir verir, kötülüklere uğramamaları için de yasak koyar "Her kim iyi iş işlerse kendisi için işler, her kim kötülük yaparsa yine kendine eder, Rabbin kulları hakkında asla zalim değildir."(Fussilet 46)
3- Peygamberlik: Nusayri inancında, yüce Allah, lütuf ve adaletinden doğru yoldan sapmamaları için kullarına peygamberler gönderdi. Peygamberlerin ilki Hz. Adem'dir. Sonuncusu da Abdullah oğlu Hz. Muhammed'dir.
4- İmamet: İnsanların maslahatları için yüce Allah imamlara ilahî bir makam verdi. Her bir Peygamber vefatından önce kendisine bir vasi tayin etti. Peygamberlerin sonuncusu olan peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.a.v) kendisi için on iki vasi tayin etti. "Benden sonra 12 halife olacaktır, hepsi Kureyşten dir."
(Sahihi Buhari 8/105 Sahihi Müslim 3/1452)
Bu imamlar, Peygamberin ümmetine bıraktığı dinî hükümlerin değiştirilmesini ve usulleriyle oynanmasını önlemek için yüce Allah'ın emriyle makam aldı. Yüce Allah İmamları tıpkı peygamberler gibi, insanların kendilerine inanmaları ve tutunmaları için yanılmaktan, hata yapmaktan ve günah işlemekten masum kıldı ve inanırız ki; son zamanda son imam Muhammed el-Mehdi gelecek ve dünyayı nasıl zulüm ve çirkinliklerle dolduysa, adalet ve merhametle dolduracaktır.
5- Mead (Dirilme): Yüce Allah iyilik yapanı iyilikle mükâfatlandırıp, kötülük yapanı da kötülükle cezalandırması için insanları kabirden kaldıracaktır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de kıyamet gelecektir. Onun kopmasında şüphe götürecek hiçbir şey yoktur. Allah kabirdekileri kaldıracaktır."(Hac 7)
Yine Kur'an-ı Kerim'de Her kim zerre ağırlığında hayır işlerse onu görecek, zerre ağırlığında şer işleyen de onu görecektir." (Zilzel 7-8)
Nusayrilerin, Kur'an-ı Kerim'de geçen her kelime ve ayete inancı tamdır. "Ey Rabbimiz! Bize indirdiğin kitaba inandık, Resule de uyduk, bu hâlde bizi şahitler ile beraber yaz." ( Ali İmran 53)
Bu beş madde altında topladığımız ana din usulünde filizler (furu-uddiyn) de vardır. Bunlar;
1- Namaz Kılmak: Günde beş vakit namaz kılmaktır. Vakitleri; öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabahtır.
Bu beş vaktin farz rekâtları on yedidir. Yolculuk ve zaruretler de dört rekâtlı namazlar, iki rekât olarak kılınabilir. İsteğe bağlı rekâtlar ise otuz dörttür. Bunlar (Nafile) sünnettir.
2-Oruç Tutmak: Her yıl mübarek Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'in emrettiği şekilde otuz gün oruç tutmaktır.
3- Zekât Vermek: Yılda bir defaya mahsus her kişi malının zekâtını ehline vermesidir. Miktarı gelirinin yüzde beşidir.
4- Hacca Gitmek: İmkânlar çerçevesinde maddî, manevî ve yol emniyeti olması durumunda ömürde bir defa Mekke'ye gidip Beytullahıl Haram'ı ziyaret ve tavaf etmektir.
5- Cihad: İslam dinini müdafaa etmek, bilmek, öğrenmek, öğretmek ve peygamberlerin izini takip etmektir.
6- Marufa Emir (El-emru bil maruf): Her Müslüman kadın-erkek kendi hükmünde olabilecek Müslümanları (ailesi ve yakınları) iyi ve hayırlı işler görmeye davet etmektir.
7- Münkerlere Yasak (En-nehy anil münker): İnsanları kötü işlerden alıkoymak, haramdan sakınmaya davet etmektir.
8- Elvela (Tevella): Yüce Allah'ın tek olduğuna, Hz. Muhammed'in (s.a.a.v) onun peygamberi olduğuna inanmak ve Ehlibeyt imamlarına velayet (bağlılık) etmek ve velayet edenine de veli (kardeşlik) olmaktır. Hz. Muhammed (s.a.a.v) "Mümine vazife olan şey Allah'ın velisini bilip ona velayet etmek, düşmanını bilip de düşmanlık etmektir" buyurmuştur.
9- El-bera (Teberra): Yüce Allah'a, Allah'ın Peygamberine, Peygamberinin Ehlibeytine ve imamlara düşmanlık eden herkesi düşman bilmek ve benliğimizi onlardan arındırmaktır.
Yukarıda yazdığımız gibi dine olan itikadımız Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'de geçtiği gibidir. Kur'an-ı Kerim Allah'ın kelamıdır. "Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir." (Fussılet 42)
İSLAMIN ŞARTLARI
Hz. Peygamberimizin hadislerinde Hz. Ali'nin şiası (taraftarı) olarak adlandırılmışız. Hz. Muhammed'den (s.a.a.v.) sonra "Alevi" ismi Hz. Ali'nin yandaşlarına (Şiası) verildi. İslam'ı sevenler İslam'ın şartlarını Hz. Ali ile yerine getirmekten büyük haz duymuşlardır. Hz. Ali, Hz. Peygamberden sonra İslam'ın kurallarını hatasız şekilde yaymıştır. Birçok rivayette İslam'ı sevenler namaz kılmayı Hz. Ali'den öğrenmek istemişlerdir. Namaz kılmaktan zevk almak isteyenler de Hz. Ali ile namaz kılmışlardır. Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de Müslümanlara farz kıldığı ve tediyesini emrettiği vecibelere 'İslam'ın Şartları' denmiştir. Bu İslamî şartlar beştir.
Aşağıda gösterilen farzlar birinin edası durumunda, eda eden kişinin Müslüman olduğuna işaret eden şartlardır.
İSLAMIN BEŞ ŞARTI
Bu beş farizadan birini veya hepsini ancak Müslüman olan biri eda eder.
1- Kelime-i şahadet getirmek
2- Namaz kılmak
3- Oruç tutmak
4- Hacca gitmek
5- Zekât vermek
1-Kelime-i şahadet: "Eşhedü enla ilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü " ("Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim")
2-Namaz kılmak: Yüce Allah'ın farz kıldığı İslam'ın şartlarının en önemlisidir. Hz. Muhammed'le (s.a.a.v) ilk namaz kılan Hz. Ali'dir. Kur'an-ı Kerim'de "Namazı dosdoğru kılın, zekat verin, rüku edenler ile beraber rüku edin" (El bakara, 43) der. Ve Kur'an-ı Kerim'de namaza işaret eden ayetler elliden fazladır. Aşağıda namaz kılma şekli gösterilecektir.
3-Oruç tutmak: Yüce Allah'ın farz kıldığı İslam'ın şartlarından biridir. Ramazan ayında oruç tutmak Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler! Sizden evvelkilere oruç nasıl farz edilmiş ise maziden sakınasınız diye size de öyle farz kılındı." (El barka 183.) Oruç, Bakara suresinin 185-187. ayetlerinde de zikredilmektedir.
4 - Hacca gitmek: Yüce Allah'ın ömürde bir defa maddi ve manevi gücü olana farz kıldığı İslam'ın şartlarından biridir. Kur'an-ı Kerim'de "Hac" İbadeti için Ali İmran suresinin 97. Ayetinde "Onda apaçık işaretler ve İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvenlikte olur. Hac için bir yol bulabilenin Beyti ziyaret etmesi ise, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. İnkâr edenlere gelince, Allah'ın âlemlerde hiçbir şeye ihtiyacı yoktur." diye buyurmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de "Hac" konusunda ondan fazla ayet vardır.
5 - Zekât vermek: Yüce Allah'ın farz kıldığı İslam'ın bir şartıdır. Müslüman'ın malından gelirinin yüzde beşini zekât vermesidir. Kur'an-ı Kerim'de: "Namazı dosdoğru kılın, zekât verin, nefsiniz için evvelce ne hayır gönderirseniz onu da Allah'ın yanında bulursunuz." (El bakara 110) Kur'an-ı Kerim'de zekâtla ilgili yirmi beşten fazla ayet vardır. Burada İslam'ın beş farzı özetle zikredilmiştir.
Şunu bilmek gerekir ki, Aleviler Müslüman'dır. Alevilikleri ise Hz. Ali'ye yandaşlıkları, taraftarlıkları ve sevgileridir. İmam Hz. Ali, Hz. Peygamberin amcasının oğlu, damadı ve vasisidir. İlk iman eden ve Müslüman olan kişidir.
Rabbimiz Allah'tır. Peygamberimiz Hz. Muhammed'dir. İmamımız Emiyrül Müminin Ali Bin Ebi Talip'tir. İslam dinine zıt olan bütün dinlerden aklanırız. Dini hükümleri İslam Dini Anayasa'sı olan Allah'ın Kitabı Kur'an-ı Kerim, sünneti nebevi ve Ehlibeyt imamlarının rehberliğinde öğrenir ve uygularız.
Müslüman Alevi olarak adlandırılan bizlerin itikadı budur. Alevi kardeşimiz bu bilgiler ışığında büyümüştür. Bizleri daha farklı görenlerin basiretleri bizleri bu şekilde görmekle açılacak ve bizi yanlış tanıyan gözlerin önünden
bizi kapatan perdeler açılacaktır.
Bu bilgiler bizim gerçek kimliğimizi göstermektedir. Bu deyimler asıl inancımızı anlatmaktadır. Bin dört yüz yıldır doğrularla haykıran bu Alevilerin sesi duyulmadı. Kendilerini tanıttılarsa da onları duymak istemeyenler duymadı.
"İnsanlar bilmediklerinin düşmanıdır." hadis-i şerifi insanların birbirlerini anlayamadıkları ve tanıyamadıkları için söylendiğine işarettir.
Yüce Allah bizleri en doğru ve gerçek yola hidayet etmiştir. Bu doğru yolda dünyanın en kutsal inancına, İslam'ın özüne sahip olmakla onurlandırıldık. Çünkü İnsanlığın en kutsal inancını en yüce kaynaklardan öğrendik. Yüce Allah'ın hidayetiyle Hz. Muhammed'in sünnetiyle, Ehlibeytin rehberliğiyle, Müslümanlığın temelinde Aleviliğimizle ne kadar övünsek azdır. Bu kutsal inanca mensup olmakla dünyanın en mesut ve huzurlu kulları olarak ahirette sevinecek ve bahtiyar olacağız. Yüce Allah'ın ve Peygamberinin emrettiği şekliyle Ehlibeyt ipine sımsıkı tutunmaya ve Aleviliğimizin gereklerini yerine getirmeye yüce Allah bizi muvaffak etsin.
Allah'ın rahmeti; Hakkı görüp Hakka tapanlara olsun.
Ezan: Namaz vaktini bildirmek için müezzinin yaptığı çağrı (Sözlük.) Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağırıldığı zaman Allah'ı anmaya koşun" (El- Cuma-9)
Yüce Allah, Hz. Peygamberine İslam farizalarını vahiy ettikten sonra, namaz kılma vecibesini yerine getirmek için bir çağrının olacağını da vahyetti. Bu namaza olan çağrıya "ezan" denildi. Namaz kılma vaktinin geldiğini bildirecek güzel bir ses gerekiyordu. O ses Hz. Bilal Habeşi'de bulunuyordu. Hz. Peygamber, Bilal'a namaza bu şekilde çağrı yap, emrini verdi. Namaz vakitlerindeki çağrılar Bilal'ın sesiyle bu şekilde yankılanmaya başladı.
İkameyi ezandan sonra namaza başlamadan önce okumak farzdır. Kaynaklarımıza göre ezanda iki sefer okunan ezan sözlerinin ikamede bir sefer okunması yeterlidir. Okunuşu:
Allahu Ekber - Allahu Ekber
Eşhedü Enla İlahe İllellah
Eşhedü Enna Muhammeden Resûllullah
Hayye alassalah - Hayye alel felah
Hayye ala hayril amel
Kad kamet essalah Kad kamet essalah
Allahu Ekber - Allahu Ekber
La ilahe illellah
NAMAZ VAKİTLERİ
Namaz vakitleri beştir: Öğle, ikindi, akşam, yatsı, sabah.
Yüce Allah Hz. Peygamberine Kur'an-ı Kerim'de: "Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl! Bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir."( İsra 78) Müfessirlere göre bu ayet beş vakit namazı ifade etmektedir.
Şöyle ki:
"Güneş'in dönmesi, yani zeval vaktinden sonra öğle ve ikindi namazı, güneşin batmasından sonra, akşam ve yatsı namazları vardır. Sabah namazı ise ayrıca zikredilmiş ve bu namazın şahitli olduğu belirtilmiştir. Yine Kur'an-ı Kerim'de: "Gecenin bir kısmında uyanarak sana mahsus bir fazlalık olmak üzere namaz kıl. Böylece Rabbinin seni övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin." buyrulmuştur. (İsra 79)
Kur'an-ı Kerim'de: "Akşama ulaştığınızda, sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde hamd ona mahsustur." (Rum 17-18)
Bu iki ayetin belirlediğine göre de namaz vakitleri beştir. Hz. Muhammed (s.a.a.v) namaz vakitlerini Kur'an'a göre beş vakit olarak belirledi ve kıldı.
"Türbe" Arapça bir kelimedir. Genellikle devlet önde gelenleri ve ünlü kişiler için inşa edilen, İslam mimarlığına özgü mezar yapıları olarak tanımlanır. Türbe Ziyareti, adak adama, sevap kazanma, hayırlı bir işe girişme vb. nedenlerle belli zamanlarda (Cuma, Kandil ya da Bayram günleri vb.) dince ulu sayılan kişilerin türbesine yapılan ziyaret. (İstanbul'da Eyüp Sultan Türbesine yapılan ziyaretler bu geleneğin en canlı örneklerindendir.) (Büyük Larousse)
Hemen hemen her ilde, ilçede, kasaba ve köylerde kubbe veya değişik şekilde inşa edilen türbelere rastlanır ve insanların bu türbeleri ziyaret ettikleri görülür. Türbe olayı biz Alevilere has bir kültür değildir; ancak türbelere gösterdiğimiz alaka ve türbeleri inşa nedenlerimiz bize has bir kültür oluşturmuştur.
Yaşadığı süre içinde insanlar üzerinde en iyi şekilde iz bırakan, diniyle imanıyla övgüye mazhar olan, letafetiyle cömertliğiyle ün salan, ibadetiyle zühdüyle kul ve Allah katında yer alan, iyi yönde sayılabilir niteliklere sahip olan zatlar, dünya hayatında olduğu gibi öldükten sonra da kerametleriyle anılırlar. Bu şekilde mükemmel sıfatlara haiz olanların mezarlarını, o yöre insanları kubbe veya değişik şekilde inşa eder. İşte buna "TÜRBE" denir. Bizim anlayışımızdaki türbe tanımı budur.
TÜRBELER NASIL ZİYARET EDİLİR
Türbe ziyaretine gelen kardeşlerimizde öncelikle abdestli olma şartı esastır. Türbeye gelindiğinde yüce Allah adına orda medfunların ruhlarına fatiha ithaf edilir. Ziyaretçi biliyorsa ve isterse Kur'an-ı Kerim' okur. Ve akabinde bir duayla Kur'an hatmi yapar. (Her Kur'an-ı Kerim'in sonunda bir hatim duası yazılıdır.) Bu arada mis, temiz kokan kokular bulundurulur. Kesintisiz ve devamlı bulunan, her yerde saklanabilen pohur çoğu zaman türbelerdeki tütsülerde tüter vaziyette bulunur. Ziyaretçi, huşu içinde şahadet kelimesiyle beraber Hz. Peygambere (s.a.a.v) ve Ehlibeyt imamlarına salavat getirir ve dua eder.
"Eşhedü enla ilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden rasülullah" "Allahumma bihakkı envar seyyidina ve mevlana Muhammedil Mustafa, ve Aliyyil Murtada ve Fatımati Ezzahra vel hasanil Mucteba, vel Hüseyin Eşşehid fiy Kerbela, ve Ali Zeynil Abidin, ve Muhammedil Bakır, ve Cafer Essadık, ve Musa El-Kazım, ve Aliyyir Rıda, ve Muhammedil Cevvad, Ve Aliyyil Hadi, Vel Hasanil Askeri, Vel İmam Muhammed İbnil Hasan El Hüccet salavatullahı te-ala ve selamuhu aleyhim ecme-in. ve kaddis verham ve şerrif ervah cemiyel müminin."
veya
"Allahım! Bu mübarek mekanda ellerimi yalnız sana açıyorum. İşlerimin iyi gitmesi, çocuklarımın bağışlanması, günahlarımın affedilmesi, hastalığımın iyileşmesi vb. için ellerimi yalnız sana açarım. Allahım! Bütün hayırlı kullarına verdiğin dünya ve ahiret nimetlerini bize de vermen için yalnız sana yalvarıyorum." gibi dualar yapılır. Hiçbir zaman medet Allah'tan başka birinden beklenmez. Medet yalnız Allah'tan beklenir. Her şeyi veren ve verecek olan Allah'tır. O türbede yatan kimse de Allah'ın kuludur. O hiçbir şey veremez. Hz. Peygamber (s.a.a.v), Ehlibeyt ve imamlar ve bu müminlerin hakkıyla yalnız Allah'a yöneliyoruz. Bu inanç ve itaatle, Allah'ın kulu olan veya ismi bu ziyaretgâha tahsis edilen kişinin ruhuna Fatiha okuyor ve Allah'tan rahmet diliyoruz.
Türbe ziyareti böyle iken, zaman seyri içinde genişletilen türbe alanları günümüze değişik amaçlı hayır işlerinde de kullanılmaya başlandı. Köylerde adak adamak için hazır yerlerin olmayışı bunun en büyük nedenlerindendir. Tabii ki bu olaylar, olayları seyredenlerde yanlış anlamalara yol açtı. Mezar (Türbe) adına kurbanlar kesiyoruz, onlardan medet bekliyoruz, diye söylentiler
yapıldı. Bizim inancımızda, adaklar yalnız Allah'a adanır. Kurbanlar yalnız Allah adına kesilir. Medet yalnızca Allah'tan beklenir.
Kuran-ı Kerim'de, kadının hak ve özgürlüğü ile ilgili hükümler vardır.
Yüce Allah Kuran'da "Erkek olsun, kadın olsun, her kimse mümin olarak iyi işler yaparsa; işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar." buyurmuştur. (Nisa 124) Bu ayeti kerime iyi kadının yerinin cennet olduğuna işaret etmiştir.
Kadının erkeklerle aynı candan yaratıldığı da Kur'an-ı Kerim'de belirtilmiştir. " Ey insanlar! Sizleri tek candan yaratanı o candan da eşini meydana getiren ve ikisinden birçok erkek ve kadın türeten rabbinizden korkun, günah işlemekten sakının." (Nisa - 1) Kur'an-ı Kerim, erkek ve kadını anlattığı ayetlerde iyi amel edeni cennetle müjdelemiştir. Cennete gireceklerin meziyeti, mizacı, tavrı, hal ve hareketleri, iffeti, letafeti, ibadeti, tevazusu, hayâsı, giyimi, kuşamı ve amel-i salihi tam olmalıdır. Bunların hakları kaybolmaz, demiştir.
Kur'an'ı Kerim, kadın üzerinde çoğalan kaba tavır ve incitici bakışları yok etmek için çeşitli hükümler vermiştir. Bu hükümlerin önemini belirtmek için "EN-NİSA (kadınlar)" suresi inmiştir. Çünkü yüce Allah, hikmeti ve adaletiyle erkek ve kadını aynı candan, erkeği kadına, kadını da erkeğe muhtaç olarak yaratmıştır. Yüce Allah kadın ve erkeği yaratılış özelliklerine göre eşit mesafede tutmuştur. Ancak birbirinden farklı özellikler vermiştir. Erkeğe fiziki bedensel güç, kadına ise doğurganlık özelliği vermiştir. Bazı cahiller kadının erkeğe göre bedensel zayıflığını fırsat bilerek kendilerini doğuranın bir kadın olduğunu unutmuş ve kadına hak etmediği şekilde ikinci sınıf insan muamelesi yaparak o nu yaşamın dışına itmişlerdir. Kur'an-ı Kerim'de kadını hak ve özgürlükten yoksun eden ya da onu aşağılayan hiçbir ayet yoktur. Kadınla ilgili Kur'an'daki ayetler kadını koruma amaçlıdır. Kur'an-ı Kerim: "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve erkekler mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur." (Nisa 34) diye buyurmuştur.
Yüce Allah erkeği yaratırken ona kadına oranla daha fazla bedensel güç vermiştir. Bundan dolayı kadını erkeğin korumasına muhtaç bırakmıştır. Ancak ayetlerde erkek konu edildiğinde kadın da zikredilmektedir. Kadın tıpkı erkek gibi kendi bağımsızlığı ve sorumluluğu içerisinde kendi yaşamını serbestçe düzenleyebileceği ve idare edebileceği eşit haklara sahiptir.
Günümüzün İslam dünyası bu aydın çağda, medeniyetin zirvesi sayesinde kız çocuklarını geleceğin anneleri olarak eğitecek ve nesil karşılaşacağı müşkül durumdan kendini kurtarma cesaretini elbette bulacaktır. Bu, İslam dini çerçevesinde Aleviliğin sönmez ışığı sayesinde olacaktır.
Değerli Kardeşlerimiz:
Doğruluk, güzellik, iffet, letafet, keramet, inanç, iman, itikat, hayâ sahibi olan, Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed'in peygamberliğine inanan, Ehlibeyte bağlanan, on iki imam sevgisini içinde barındıran, Kur'an-ı Kerim'i son din olan İslamiyetin anayasası olarak kabul edip ona inanan sizler cennete layıksınız. Ve bu amaca yakışır tarzda yaşamanız gerekir. Araştırıp öğreniniz. Allah'ın sevgili kulları arasında olunuz.
Aleviler, İslami kurallar çerçevesinde yaşadı. Mahremlerini korudu. Örtünmeyi doğal olarak yemek, su gibi ihtiyaç gördü. Ancak çağın koşullarından dolayı açık giyim ve kuşamdan da nasibini almaya başladı. Moda illetinin peşine takılan bazı kardeşlerimizin zaafa uğradığına şahit olmaktayız. Bu zaafiyet mümkün olduğu kadarıyla giderilmelidir.
Örtünme, kadına yaşamı içinde onur ve şeref ithaf eden, insanı hayvandan ayıran özelliklerdendir. Örtünme belli nizam içinde uygulandığında kadını kötü gözlerden korur ve onun saygınlığını arttırır.
Din, maneviyatı ve sevabı, nefis ise arzularıyla günahı emreder. Hz. Muhammed'in (s.a.a.v) "Cennet anaların ayakları altındadır." hadisi anne olan kadının makamının yüceliği gereği meziyetlerini koruması için gerekli hal ve hareketleri sergilemesi için yeterli sebeptir. Cennete ulaşmak için iyi bir anne olmak, kendini her türlü hırstan ve hevesten korumak, ruh güzelliğini önemseyerek güzel huyları ön plana çıkarmak, ahlaklı ve erdemli bir hayat onun için yeterli olacaktır.
Dinimiz örtünmeyi emreder. Her kadın hem zarif olabilir, hem de dini vecibeleri yerine getirebilir. Tesettür, iffeti koruma vazifesi üstlenen vücudun örtünme olayıdır.
Kuran-ı Kerim'deki örtünmeyle ilgili ayetler, insanların onur ve haysiyetini korumayla ilgilidir. Müslüman Alevi kadın usule uygun örtünmeyi uygulamalıdır. Vücudunu örten giysiler giymelidir. Ağır, oturaklı, kendini bilen olgun bir tavır sergilemelidir. Bu onun için önemli bir görevdir. Çünkü gelecek nesli kendisi yetiştirecektir.
Mümin Müslüman Alevi kardeşlerimizin (erkek, kadın) örtünme kuralları çerçevesinde giyinmeleri inançlarının gereğidir. Şüphesiz ki açık ve dar giysiden uzak durup usule göre giyinenler başka şekilde hareket edenlere göre sevapta üstünlüğü olacaktır.
Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de : "Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, örtülerini üstlerine almalarını söyle. Bu hâl onların tanınıp da taarruza uğramamaları için daha hayırlıdır. Allah bağışlayan esirgeyendir." (Ahzap 59) Yine Kuran-ı Kerim'de yüce Allah Hz. Peygamberine; "Mümin kadınlara de ki; gözlerini önlerine diksinler, utanacak yerlerini korusunlar, görünen kısımlardan başka ziynet yerlerini göstermesinler.
Başörtülerini yakaları üzerine çeksinler. Ziynet yerlerini kocalarından veya kendi babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kendi kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kız kardeşlerinin oğullarından veya kendi kadınlarından veya memlüklerinden veya erkekliği kalmamış hizmetkârlardan veya kadınların utanılacak (mahrem) yerlerine muttali olmayan çocuklardan, başkasına göstermesinler, gizledikleri ziyneti bildirmek maksadıyla ayaklarını birbirine vurmasınlar. Müminler, Allah'a tövbe edin ki umduklarınıza ermiş olun." (Nur 31)
Bu vecibeleri bilip de gereklerini yerine getirmeyenler amel bakımından kusurlu sayılırlar. Amel, imanın güçlenmesini ve korunmasını sağlar. Amelsiz iman meyvesiz ağaç gibidir veya toprağında ekin ekmeden hasat bekleyen gibidir. Amel, İslam'da vazgeçilmez bir unsurdur. İmanı amelle yakalayalım.
Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'in Maide Suresi'nin 6. ayetinde şöyle buyuruyor:
"Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı ve ayaklarınızı topuklarınıza kadar mesh edin. Cünüpseniz yıkanıp arının."
Hz. Peygamberin (s.a.a.v) "Temizlik İmandandır." düsturu ile her zaman temiz olmak bizler için bir vazifedir. Temizlik ruhen ve bedenen olmalıdır. Ruhen temizlik itikatta, inançta, iyi ahlakta, ibadette; bedenen temizlik ise tende, vücutta ve giysilerde temiz olmaktır. Bütün bunlarla beraber namaz kılmadan önce abdest almak yüce Allah'ın emridir .
Namazın İlk Şartı Taharettir (Temizliktir).
Cenabet ve kadınların özel durumu hayız sonrası gibi boy gusül abdesti gerektiren durumlar varsa boy gusül abdesti alınmalıdır.
Gusül abdestinde temiz suyla bütün kirlerden temizlendikten ve niyet ettikten sonra; önce baş ve boyun, sonra bedenin sağ tarafı, sonra da sol tarafı yıkanmalıdır. Bu sıralamada bir değişiklik yapılırsa gusül abdesti geçerli değildir.
CENABETTEN TEMİZLENMEK
Cenabet ve kadınların özel durumu hayız sonrası kirlerden temizlenmek için gusül boy abdesti alırken şu dua okunur:
"E-üvzü billehi mineşşeytanırraciym lanütüllahi ala ibliys elleiyn Allahumme tahhırni bihazel ma-i ettahir min sayir elcenabet vennecaset veddenaset verresacet Allahumma tıhhırniy min hadesil ekber vel hadesil asğar min rasi ile kademi ve küllü şa-retin fi bedeni veküllü udvin min a-dai Allahumme tahhırni vezekki ameliy ve sebbitniy ala ta-atike Eşhedü en la ilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resüvlühü."
Abdeste Başlarken:
Küçük veya büyük ihtiyaçtan doğan kirlilik ile abdesti bozan gaz kaçırma gibi necasetlerden temizlenmek gerekir. Her namaz abdestinden önce ön ve arka avretler sol elle yıkanmalıdır.
1-Elleri parmaklardan bileklere kadar üç kere yıkamak, daha sonra ağza ve buruna üç kere su vererek temizlenmek, Peygamber ve Ehl-i Beyt'in (a.s) sünnetidir.
Eller Yıkanırken Şu Dua Okunur:
Bismillahirrahmanirrahim
"Bismilleh ala diynil İslam ve tevfiykıl iyman ve hidayet errahman. Elhamdü lillahilleziy halakal ma-a tahuvran vel İslam dinen ve izzen ve nüvren ve seyyidüna Muhammedül Mustafa (s.a.a.v) beşiyren ve neziyren ve ena ala kelimet eşhedü en la ilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasüvlühü."
Ağız Yıkanırken Şu Dua Okunur:
Bismillahirrahmanirrahim
"Allahumme askıni min havzı nebiyyike yavmel ataşil ekber eşhedü en la ilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasüvlühü."
Buruna su çekilirken şu dua okunur:
Bismillahirrahmanirrahim
"Allahumme eşmimni min revaih elcenneti ve naimiha vela tüşmimni min revaihi cehennemi ve cehimiha eşhedü en la ilahe illellah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasüvlühü. "
ABDEST İÇİN NİYET ETMEK
"Neveytu en atavadda'u lieclis-salatı ve liref'il hedesi takarruben ilallahi teala."
Abdestin Farzları: (Necasetten temizlenip eller yıkandıktan sonra)
Ehlibeyt fıkhında aşağıda zikredilen şeyler abdesti bozar. Bunlardan birini yapan kimse, abdestliyse abdesti bozulur ve abdesti gerektiren bir ibadeti yapmak istediğinde yeniden abdest almalıdır.
1- İdrar.
2- Büyük ihtiyaç
3- Gaz /yel/ çıkması.
4- Uyumak.
5- Baygınlık.
6- Delilik.
7- Sarhoşluk.
8- Gusül almayı gerektiren her şey.
Ehl-i Beyt fıkhına göre insan, canlı varlıklara ait resim, heykel, açık kapı, ateş ve lamba karşısında, mutfakta, hamamda ahır gibi hayvanların barındığı yerlerde, çöp dökülen yerde, namaz kılanın yüzüne karşı olmasa bile içinde müstehcen resim bulunan odada, mezarlıkta, gelip gidenlere zahmet veriyorsa yolda, caddede ve sokakta namaz kılmak haramdır.
Konuyu inceledigimde ilk dikkatimi ceken su satirlar oldu
"Alevilik" Hz. Ali'ye bağlılıktır, Hz. Ali'nin yandaşı olmaktır, Hz. Ali'yi sevmektir, Hz. Ali'yi yüceltmektir. Bu bakımdan ilk Alevi Hz. Muhammed'dir. Çünkü Alevilik; Hz. Muhammed'in Hz. Ali'ye olan sevgi, bağlılık ve telkinleriyle oluştu. İslam diniyle beraber Aleviliğin tohumları ekildi. İsim "Müslümanlık" kimlik "ALEVİLİK" olduğu için Aleviyiz.
Bunu hangi kaynaga hangi delilden yola cikarak diyorsunuz ki?
lk Alevi Hz. Muhammed'dir.
Ben bunu asla kabul etmiyorum.Ltf sapla samani birbirine karistirmayin!!..
Elbette ki insanlarin inanisina yasam sekline asla lafim olamaz..Herkesin akli fikri vardir istedigi ölcülerde yasayabilir..
Özellikle altini cizeyim alevi olanlara asla negatif bir düsüncem yoktur olamazda..Fakat bazi yanlislari göz göre görede pas gecemem en basiti su üstteki konunuzdan yaptigim alinti..Bu sacmaliktan ibarettir..Siz nerdeyse Alevilik bir mezheptir diyeceksiniz...Hz Aliyi Peygamber efendimizin(sav) damadidir ve Efendimize bagliligini hepimiz biliyoruz..Ve efendimizinde ona olan sevgisini cunki biricik kizi gözbebegi Fatima Annemizin esidir..Bu sebeble Hz Ali sevgisi bir tek alevi kardeslerimizde degil inanan tüm müslümanlarda mevcuttur..
Çünkü Alevilik; Hz. Muhammed'in Hz. Ali'ye olan sevgi, bağlılık ve telkinleriyle oluştu
Bu kesinlikle yanlis.Efendimiz Aleviligin tohumlarini atmadi alevilige dair bir beyanda bulunmadi fakat bazi seyleri insanlar kendi menfaatleri ölcüsünde sekillendirip günümüze getirdi...
Sonucta hepimiz tek olan ALLAHA'a inaniyoruz öyle degil mi?Müslüman fitrati üzerine yaratildiysak bize emredilen ne ise onu yapmakla mükellefiz..
Rehberimiz Kuran-i Kerimdir. Yol gösterici Hadis-i Serifler vardir ve ben onun disinda hic bir seyi kaynak olarak kabul etmem...
Ayni zamanda Bektasileri kötülemissiniz bu nasil bir celiski ?
Benim bildigim alevilik saygi ve sevgi yoludur..
Özü islamdir.Hz Ali'nin yoluna gitmek onun ipine sarilmaktir.Ve Hz Ali efendimizde ilmini Hz Muhammed(sav) den almistir..Üstünlügü ordan gelmektedir...
Alevilik bir yasam felsefesidir..Ve kültür mozaigidir..
Ama unutulmamasi gereken bir durum vardir.Ne yazik ki Günümüzde bazi insanlar(hepsini katmiyorum) aleviligi maksatinin disina cikarmis ve saptirmistir..Aslolan Kuran-i Kerimin isiginda hareket etmektir...
Fazla uzatmiyacam konularinizin icinde katildigim dogru olan noktalar oldugu gibi katilamdigim yerlerde vardir bununda altini yukarida acik ve net cizdim..Ltf bir konu acarken insanlarin beynine istediginiz sekilde bu düsünceyi empoze edemezsiniz..Bu sekilde devam ederseniz araya nifak sokar düsmanlik tohumlari ekersiniz..Yoksa bir yüzyillardir alevisi Türkü kürdü hepsiyle kardesiz..Hepsiyle komsuluk dostluk iliskilerimiz olmustur..Bir sürüde alevi arkadasim vardir onlar bana saygi duyar ben onlara yüreginde saygi unsurunu tasiyan ztn insan ayrimi yapmaz..
Bunuda asilsiz iddaalarla zedelenmesine göz yummam.Bir müslüman olarak benim boynumun borcudur..
Forumumuz her kesimden insana aciktir.Dostca yaklasanlara aciktir..Özünde saygi sevgi bulunanlara aciktir..Bu tarz düsünceleri yazilarinizi forumumuzu gecis yolu yapip yayamazsiniz..
Yada konuyu actiginizda her türlü elestiriyi alacaginizi düsünerek acarsiniz...
Umarim anlarsiniz iyi forumlar..
Sonucta hepimiz tek olan ALLAHA'a inaniyoruz öyle degil mi?Müslüman fitrati üzerine yaratildiysak bize emredilen ne ise onu yapmakla mükellefiz..
Rehberimiz Kuran-i Kerimdir.
Bu konuda kesinlikle aynı fikirdeyiz.
Ayni zamanda Bektasileri kötülemişsiniz bu nasil bir celiski ?
Benim bildigim alevilik saygi ve sevgi yoludur.
Yaşadığımız dönemde belki Hz. Ali'nin vasıf ettiği gibi Alevi olmak zordur ama bir Alevinin bu vasıflara uygun davranması ve bunun çabasını vermesi gerekmektedir. Eğer aramızdan her hangi biri bunun çabasını veremeyecekse, bir Alevinin sıfatlarının tam tersini yapacaksa, bu kardeşimiz kendisini "ben Aleviyim" şeklinde tanıtıp tüm Alevi camiasını karalamasın. Buradaki sözü, özellikle Alevi kültürü ve inancı hakkında hiç bir bilgisi olmayıp da Alevilik ile ilgili sorulara muhatap olduğunda yanlış cevaplar vererek Alevi camiasının töhmet altında kalmasına neden olan kardeşlerimiz içindir.
Doğru olan; bir soruyla muhatap olan Alevi kardeşlerimizin, eğer bu soruyu cevaplayamıyorlarsa, soru sahibini Alevi din adamlarına yönlendirerek onların doğru bilgi almalarını sağlamalarıdır.
İşte ben Bektaşilere bu yüzden kızıyorum.
Özü islamdir. Hz Ali'nin yoluna gitmek onun ipine sarilmaktir ve Hz. Ali efendimizde ilmini Hz Muhammed(sav) den almistir.. Üstünlügü ordan gelmektedir...
Bu konuda kesinlikle aynı fikirdeyiz.
Alevilik bir yasam felsefesidir..Ve kültür mozaigidir..
Bazı Alevi kardeşlerimiz var ki, onlar Aleviliği bir kültür olarak tanıtma çabasındalar. Kaynağını Kuran-ı Kerim, Hz. Resulullah (s.a.a.v) ve Ehlibeyt'ten alan Alevilik, sadece bir kültür değildir. Kültürün dine ve ya dinin kültüre etki etmesi ayrı bir konudur. Alevilerin kendilerine has bazı gelenek ve göreneklerin (dinin kültüre etkisi sonucu) olması Aleviliğin kültür olduğu anlamına gelmez.
Ama unutulmamasi gereken bir durum vardir.Ne yazik ki Günümüzde bazi insanlar(hepsini katmiyorum) aleviligi maksatinin disina cikarmis ve saptirmistir..Aslolan Kuran-i Kerimin isiginda hareket etmektir...
Bu konuda kesinlikle aynı fikirdeyiz.
Bu arada eleştiriniz için tşk. ederim.
saygılar...
Bunu hangi kaynaga hangi delilden yola cikarak diyorsunuz ki?
Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c.), Hz. Ali ve taraftarları Alevilerden şöyle bahsetmiştir: "İman edip salih ameller işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı da onlardır. (Beyyine S. ayet 7)" Resulullah bu ayet hakkında buyurdu ki:" Ey Ali onlar (ayette bahsedilenler) sen ve taraftarlarındır."
Kur'an-ı Kerim'de Allah (c.c.), Hz. Ali ve taraftarları Alevilerden şöyle bahsetmiştir:
Bir kere sunu söyliyeyim böyle bir durum asla söz konusu olamaz...Bir Ayet-i Kerime yi bu sekilde sadece Alevi olan kardeslerimize maletmeniz cok yanlis...Yaratilmis olanlar yada yaratilmis olanlarin icinde en hayirli olanlar sadece Alevi olanlar degildir...
Bir kere bu yorumunuz ayrimciliga girer ikincisi bahsini gecirdiginiz Allah-ü Teala'nin lafzidir ve O nun ayetleri ise O nun emridir.Ki tüm insanlik icin indirilmistir..Bu sekilde tek bir kesime maletmeniz dogru degil...
Bu ayet
İman edip yararlı işler yapanlar ise bütün insanların en hayırlılarıdır.
E.Hamdi Yazir tefsiri
Halkin degil insanligin halk oldugu zaman kücük firkalardir bunlar tüm insanligin icinde ayrilan yani Ayet-i kerime tüm insanliga maledilmis..
Ayriyetten Hadis-i Serif lerde de takdir edersiniz ki rivayet olunani vardir yada belli bir kesim kiminide kendi üstüne maletmeye calisir...
Hadis-I serifler saglam kaynaklardan günümüze kadar gelmistir...Taberani, Ibn-i Mace;ebu Davud pek cok örnegi vardir ya sizin verdiginiz kimden rivayettir .Acaba Peygamber efendimiz o sekilde dediyse sen ve taraftarlarin derken sizin tabirinizle Alevi olan kesimemi isaret etmistir...
Bir kere Peygamberimiz tüm insanliga gönderilmis ki ayrim yapmasi söz konusu degil onun dilinden cikan her cümle asla sapma yapmaz sapma yapmadigi gibi insanlarida sapma yoluna itmez!!!
Onun icin Hz Ali efendimizi sadece alevi kardeslerimiz degil tüm müslümanlar sevmelidir severde...Yani Hz Ali sevgisi sadece bir kesime has degildir...Efendimizi seven elbette Hz Ali efendimizide sevmelidir..Yoksa sevgisi gercek sevgi degildir...
Eger Hz Ali yi sevmekse Alevilik bende aleviyim diyecek yüreklilikteyim...
Hz Ali taraftarilari sadece Aleviler degildir..Tüm inananlardir..Maletmeniz cok yanlis..
Onun icin lütfen tüm insanliga inmis Ayet-i Kerime yi tek bir odaga maletmeyin cok yanlis...
Umarim elestirilerimi anlarsiniz iyi forumlar dilerim..
Eleştirilerinizi anlıyorum, yalnız ben bunu kendi kafamdan yazmadım, bazı kaynaklardan aldım. Kaynakları verebilirim.
Hakim el haskalani el hanfi C. 2, S. 356-366 hadis:1125-1147
Der-ul Mansur, Suyuti C. 6 S.379
Tefsir Taberi C.3 S.146
Kifeyetul Talib S. 244-246
Fehul kadir C.5 S.477 (El-Muracaat, Abdülhüseyin Şerafuddin El Musevi, tahkik edilmiş 7. baskı kaynaklar bölümü 111. dipnot S. 348)
Yenabi'ul Mevedde S.62-74 ve 270. sayfalar.
Bunlar kaynakların bir kısmı...
Eleştirileriniz doğrultusunda uygun görmediğiniz bazı cümleleri ilk yazdığım iletiden çıkardım. Sizinde dediğiniz gibi Kuran-ı Kerim bütün insanlara hitap etmektedir.
Alevi İslam inancı, bilgisi; Hz. Muhammed tarafından vasiyet edilen Kuran-ı Kerim ve Ehli Beyt'e dayanmaktadır.
Ehli Beyt'in 12 imamları tarafından aktarılan Hz. Muhammed'in hadisleri ışığı altında yol alınır.
İslam dini Ehli Beyt'in velayetidir. Alevi İslam bilgisinin özü, marifet ve hakikattir. Merkezinde insan sevgisi ve değeri yer alır. Zulme ve zalimlere karşıdır. İlme, Adalete, sevgiye, güzelliğe, kardeşliğe, beraberliğe, paylaşmaya, dayanışmaya, yardımlaşmaya, hoşgörüye ve geri kalan tüm iyi değerlere, sıfatlara bağlıdır.
Hz. Muhammed , Allah'ın selamı ona ve tertemiz Ehli Beytine olsun, buyurdu ki:
"İçinizde değeri biçilmez iki emanet bırakıyorum. Allah'ın kitabını (Kur'an-ı Kerim) ve zürriyetim olan Ehli Beytimi. İkisine tutunursanız asla doğru yoldan çıkmıyacaksınız. İkisi kıyamet gününe kadar, (kevser) havuzun başucunda bana varana dek asla birbirinden ayrılmıyacaklar. Ehli Beytime karşı tutumunuzdan dolayı Allah'ın azabını hatırlatıyorum, Ehli Beytime karşı tutumunuzdan dolayı Allah'ın azabını hatırlatıyorum, Ehli Beytime karşı tutumunuzdan dolayı Allah'ın azabını hatırlatıyorum !!!" (Sahih hadis-i şerif).
Hz. Muhammed , Allah'ın selamı ona ve tertemiz Ehli Beytine olsun, buyurdu ki:
"Ehli Beytim içinizde Nuh (aleyhisselam)'un gemisi gibidir. Gemiye binen kurtulur ve gemiye binmeyen boğulur, ölür !!!" (Sahih hadis-i şerif)
Hz. Muhammed, Allah'ın selamı ona ve tertemiz Ehli Beytine olsun, buyurdu ki:
"Ehli Beytim, İsrailoğulları'nın selamet kapısı gibidir. Her kim o kapıdan içeri geçerse mümin olur ve her kim dışında kalırsa kafir olur." (Sahih hadis-i şerif)
Hz. Muhammed, Allah'ın selamı ona ve tertemiz Ehli Beytine olsun, buyurdu ki:
"Âl-i Muhammed'e salavat (dua) edilmeden yapılan dualar kabul olmaz !!!" (Sahih hadis-i şerif)
Hz. Muhammed, Allah'ın selamı ona ve tertemiz Ehli Beytine olsun, abasının (hırkasının) altına Hz. Ali, Hz. Fatime, Hz. Hasan ve Hz. Huseyin'i alarak şöyle buyurdu:
"Ey Allah'ım ! Bunlar benim Ehli Beytim ve seçkinlerimdir. Onlardan her türlü pisliği gider ve onları tertemiz kıl !!!" (Sahih hadis-i şerif)