Dünya Nüfusunun Artışı

Son güncelleme: 28.10.2010 14:34
  • aşırı nüfus artışı - nüfus artışının getirdiği sorunlar - dünyanın taşıma kapasitesi - aşırı nüfuslanma sorunuBu konuda nüfus uzmanı Carlo M.
    Cipolla "The Economic History of World Population (Dünya Nüfusunun
    Ekonomik Tarihi)" adlı eserinde şunları yazıyor: " Birleşmiş Milletler
    İktisadî ve Sosyal İşler Şubesi'nin belirttiği gibi, dünya nüfusunun 2,5
    milyara ulaşabilmesi için 100.000 yılın geçmesi gerekmiştir. Oysa bu sayıya
    2 milyar kişinin daha eklenmesi için sadece 30 yıl yeterli olmuştur. Bu artış
    hızı devam ettiği taktirde 600 yıl sonra yeryüzünde kişi başına sadece
    İm2 lik yer düşeceği hesaplanmıştır. Böyle bir sonuca ulaşmanın mümkün
    olmadığı, dünyamızın bunu kaldıramayacağı açıktır. Binanealeyh bunu
    önleyecek bir şeylerin vuku bulması mukadderdir." demektedir. Gerçekten
    ilk insanlardan 1950'lere kadar dünya nüfusu 2,5 milyara yükselmiştir.
    Fakat, 1980'li yıllarda dünya nüfusu 4,5 milyar, 1990'lı yılların sonlarında 6
    milyara ulaşmıştır.

    Cipolla'ya göre vuku bulması mukadder olan şeyler nelerdir? Bu
    konuda herkes değişik senaryolar yazabilir. Fakat, yazılacak bütün
    senaryoların karamsar bir tablo çizeceği muhakkaktır.
    Dünya nüfusunun ortalama artış hızı olan %1,7'lik artışla dünya
    nüfusuna her yıl yaklaşık 97 milyon insan eklenmektedir. Şekil l'de
    görüldüğü gibi nüfus artışını gösteren eğri adeta " J " harfini andırmaktadır.
    Grafiklerde böyle bir artış çok fazla ya da anormal kabul edilir. Nüfus
    artışının kontrolden çıkmış olduğunu ifade edebilmek için demograflar buna
    "Deli J" adını vermektedirler. Bu artış dünya ekonomistleri, ekologları,
    demografları ve siyasetçileri arasında endişe, hatta korku yaratmaktadır.
    Dünya nüfusu nereye kadar artabilir? Dünya ne kadar insanı besleyebilir?
    Acaba her şeyde olduğu gibi dünyamızın da taşıma gücünün bir sınırı var
    mıdır, varsa ne kadardır? Her şeyin aşırısı olduğu gibi nüfusun da aşırısı var
    mıdır? Aşın nüfuslanma noktasına vardığımızı nasıl anlayacağız?
    Anladığımız anda ne gibi tedbirler alabilir, çareler üretebiliriz?Bu gibi
    birçok soruya cevap bulmak, sanırız ki hiç de kolay değildir.

    Burada iki tanımın açıklanmasına ihtiyaç var. "Aşırı nüfuslanma"
    ve "Taşıma gücü".
    Bu iki kavramın tanımına geçmeden önce ekologların bir adada
    yaptığı deneyi anlatalım: Daha önce geyiklerin bulunmadığı bir adaya
    erkekli dişili bir grup geyiği bıraktılar. Amaç geyiklerin artış hızını tespit
    etmektir. Adadaki geyik nüfusu başlangıçta çok yavaş arttı. Sonra giderek
    hızlandı. Geyiklerle insanlar arasında bir benzerlik olmamasına rağmen
    artışları insanın artışına benzer "Deli J" artışı şeklindeydi. Ancak bu hızlı
    çoğalış da devam etmedi. Bir zaman sonra nüfus artışı "geometrik dizi"den
    ayrılarak yavaşladı ve sonunda durdu. Böylece adada yıldan yıla pek
    değişmeyen bir geyik nüfusu kaldı. Bunun nedeni konusunda ekologlar şöyle
    diyorlar: "Başlangıçta bol yiyecek bulan geyikler çoğalma kapasitelerine
    uygun şekilde çoğaldı. Nüfus arttıkça baştaki yiyecek bolluğu azaldı. Yem
    azaldıkça beslenmek ve hayatı devam ettirmek zorlaştı. Yiyecekler ve su
    (kaynaklar demek de mümkün) güçlülerin inisiyatifine girdi, onların
    ayrıcalığı haline geldi. Kaynaklar azaldıkça geyiklerde saldırganlık arttı,
    kıtlık başladı. Bu kıtlıktan nasibini önce yavrular, sakatlar, güçsüz
    yetişkinler ve dişiler aldı. Annelerin sütü azaldı. Kısırlık ve ölü doğumlar
    arttı. Bireylerin vücut dirençleri düştü ve hastalıklardan ölümler çoğaldı.
    Sonuçta nüfus artışı yavaşladı ve adada ancak kaynakların yettiği kadar
    geyik kaldı.

    Bu konuda doğada birçok örnek yaşanır. Karadeniz'deki hamsiler ile
    insanlar, fareler ve yılanlar, tavşanlar ve vaşaklar arasındaki ilişki gibi.
    Şimdi kavramlarımıza dönelim, önce aşırı nüfuslanmayı
    tanımlayalım: Herhangi bir ülke veya bölgede harekete geçirilebilmiş olan
    kaynakların orada yaşamakta olan nüfusa yetmemesi, birtakım ekonomik ve
    sosyal sorunların yaşanması durumuna "aşın nüfuslanma" denir. Tanımı
    iyi kavrayabilmek için, içinde geçen iki terimin ne anlama geldiğini bilmek
    gerekiyor.

    a)Kaynakların harekete geçirilebilmesi: Herhangi bir yerde
    varolan kaynakların insanların hizmetine sunulabilmiş olmasıdır.
    Kaynaklardan insanlar faydalanamıyorsa, o kaynakların harekete
    geçirilebildiği söylenemez. Zengin nükleer hammaddeleri (uranyum,
    toryum) olan bir ülke bunları işleyecek teknolojiye sahip değilse, kaynaklan
    harekete geçiremediği için enerji sorununun çözümünde bu kaynaklardan
    faydalanamayacaktır.
    b)Ekonomik ve sosyal sorunların şiddeti: Herhangi bir ülke veya
    bölgede ekonomik ve sosyal sorunlar ne kadar fazla ise, orası o kadar aşırı
    nüfuslanmış demektir. Burada ölçüt, km2 ye düşen insan sayısının az veya
    çok olması değildir. Tanımı iyi kavrayabilmek için dünyanın üç ülkesini
    karşılaştıralım: Hollanda'da 1 km2 ye 443 kişi, Türkiye'de 82 kişi, Somali'de
    13 kişi düşmektedir. Şimdi soruyoruz: Bu üç ülkeden acaba hangisi aşırı
    nüfuslanmışttr? Tanımımızı bir daha okuyarak cevaplayınız. Tanımdaki
    kriterimiz "harekete geçiri lebilen, insanlığın hizmetine sunulabilen.
    kaynakların yetmeyip, ekonomik ve sosyal sorunlann yaşanması veya
    hissedilmesi"dir. Hangi ülkede daha çok sorun yaşanıyorsa, o ülkede aşın
    nüfuslanma daha fazla olacağından, sorumuzun cevabı Somali'dir. Çünkü bu
    ülkede insanlar açlıktan ölüyorlar. Hollanda'da km2 ye 443 kişi düşmesine
    rağmen açlıktan ölen olmadığı gibi, ekonomik ve sosyal sorunlar da azdır.
    Ülkemizde çok şükür açlıktan ölen yok. Fakat sorunlarımız
    Hollanda ile karşılaştınlamayacak kadar ağır ve fazladır. Türkiye ile
    Hollanda'yı karşılaştırdığımızda Türkiye, Türkiye ile Somali'yi
    karşılaştırdığımızda Somali daha aşırı nüfuslanmıştır. Buna karşılık, bu üç
    ülkenin nüfus artışı sıralamasında Somali ilk sırayı almaktadır

    İnsanoğlu aklı ve teknolojisi sayesinde yukarıda saydığımız
    şartlarda meydana getirdiği değişikliklerle dünyanın taşıma gücünü arttırmaktadır. Fakat bunu sonsuza kadar arttırma gücü ve bilgisine daima
    sahip olabilecek miyiz? Yani dünyanın taşıma gücü acaba sınırsız mıdır?
    Eğer bir sınırı varsa ne kadar insanın yaşamasına elverişlidir?
    Bu sorulara cevap bulma çalışmaları M.ö. 4000'li yıllarda
    Mısırlılarda (Mısırlı rahipler "insanlar, üzerinde yaşadıkları arazilerin
    yetmemesi durumunda gebeliği önleyici tedbirler almalıdır." demişlerdir.)
    başlamış, Konfiçyüs (Konfiçyüs ve bazı Çinli filozoflara göre, fazla nüfus
    artışı, işgücü verimliliğini kısıtlayan ve kitlelerin yaşama düzeyini olumsuz
    etkileyen bir faktördür. Bu itibarla nüfusu yoğun yerlerden az yoğun yerlere
    doğru nüfus aktarılmalıdır. Bu dengeyi sağlamak devletin birinci derecede
    görevidir, Platon, Aristo ( Bu iki filozof, toplumların kendilerini
    savunmaları ve ekonomik yeterliliklerini sağlamaları için belirli bir nüfusa
    sahip olmaları gerektiğini savunmakla beraber, anayasal bir hükümet
    biçiminin uygulanabilmesi için nüfusun fazla büyümemesi ve ailelerin nüfus
    sayısının sınırlanmasını istemişlerdir, İbn Haldun bu konuda görüşlerini
    belirtmişlerdir.

    Fakat 1970'li yıllardan sonra dünya nüfusunun çok hızlı artması,
    Malthus gibi düşünenlerin sayısının artmasına da neden olmuştur, "Yeni
    Malthusçular" adı verilen Ehrlich, Meadovvs, Mesaroviç gibi düşünürler,
    Malthus'un kısa sürede yanıldığını, ancak uzun sürede haklı olabileceğini,
    dünyanın eninde sonunda üzerindeki nüfusu besleyemeyeceğini ileri
    sürmektedirler.

    1965 yılında 3,3 milyar olan dünya
    nüfusu aradan sadece 25 yıl geçmesine rağmen 1990 yılında 5.2 milyara,
    2000 yriında da 6 milyara yükselmiştir. Bu artışın yanı sıra sorunun bir başka
    boyutu dünya nüfusunun dağılışıdır. Günümüzde dünya nüfusunun sadece
    bir milyar kadarı gelişmiş ülkelerde yaşarken, geri kalan 5 milyardan fazla
    insan az gelişmiş veya geri kalmış ülkelerde yaşamaktadır. İşin garip yanı,
    gelişmiş ülkelerde nüfus artışı ortalama %0,5-l arasında değişirken, az
    gelişmiş ülkelerde %2, geri kalmış ülkelerde %2.5-3 civarında
    gerçekleşmektedir. Bu gelişme dünyayı içinden çıkılması ve çözülmesi zor
    sorunlarla karşı karşıya bırakıyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerdeki hızlı
    nüfus artışı kalkınma çabalarını silip süpürmekte, hatta bazı ülkelerin geriye
    gitmesine bile neden olmaktadır. Var olan ekonomik ve sosyal sorunların
    çözümü bir yana daha da artmasına yol açan bu gelişme dünyayı tehdit eden

    bir sorundur. Buna karşılık, zengin ülkelerde sorunlar zaten azdır, bir de
    düşük nüfus artışı sebebiyle fert başına düşen gelir daha çok artmaktadır. Yılda
    97 milyon artan dünya nüfusundaki artışın 81 milyonunu az gelişmiş ülkeler, 16
    milyonunu da gelişmiş ülkeler sağlamaktadır. Dünyada her dakika 235, her
    gün 334.000 insan doğmaktadır. Buna karşılık dakikada 93, günde 134.000
    insan ölmektedir. Buna göre doğumlar ölümlerin iki mislidir. Doğumların
    %74'ü az gelişmiş ülkelerde meydana gelmektedir .

    Yrd.Doç.Dr. Hayri ÇAMURCU'nun yazısından alıntı
#28.10.2010 14:34 0 0 0