aşırı nüfus artışı - nüfus artışının getirdiği sorunlar - dünyanın taşıma kapasitesi - aşırı nüfuslanma sorunuBu konuda nüfus uzmanı Carlo M.
Cipolla "The Economic History of World Population (Dünya Nüfusunun
Ekonomik Tarihi)" adlı eserinde şunları yazıyor: " Birleşmiş Milletler
İktisadî ve Sosyal İşler Şubesi'nin belirttiği gibi, dünya nüfusunun 2,5
milyara ulaşabilmesi için 100.000 yılın geçmesi gerekmiştir. Oysa bu sayıya
2 milyar kişinin daha eklenmesi için sadece 30 yıl yeterli olmuştur. Bu artış
hızı devam ettiği taktirde 600 yıl sonra yeryüzünde kişi başına sadece
İm2 lik yer düşeceği hesaplanmıştır. Böyle bir sonuca ulaşmanın mümkün
olmadığı, dünyamızın bunu kaldıramayacağı açıktır. Binanealeyh bunu
önleyecek bir şeylerin vuku bulması mukadderdir." demektedir. Gerçekten
ilk insanlardan 1950'lere kadar dünya nüfusu 2,5 milyara yükselmiştir.
Fakat, 1980'li yıllarda dünya nüfusu 4,5 milyar, 1990'lı yılların sonlarında 6
milyara ulaşmıştır.
Cipolla'ya göre vuku bulması mukadder olan şeyler nelerdir? Bu
konuda herkes değişik senaryolar yazabilir. Fakat, yazılacak bütün
senaryoların karamsar bir tablo çizeceği muhakkaktır.
Dünya nüfusunun ortalama artış hızı olan %1,7'lik artışla dünya
nüfusuna her yıl yaklaşık 97 milyon insan eklenmektedir. Şekil l'de
görüldüğü gibi nüfus artışını gösteren eğri adeta " J " harfini andırmaktadır.
Grafiklerde böyle bir artış çok fazla ya da anormal kabul edilir. Nüfus
artışının kontrolden çıkmış olduğunu ifade edebilmek için demograflar buna
"Deli J" adını vermektedirler. Bu artış dünya ekonomistleri, ekologları,
demografları ve siyasetçileri arasında endişe, hatta korku yaratmaktadır.
Dünya nüfusu nereye kadar artabilir? Dünya ne kadar insanı besleyebilir?
Acaba her şeyde olduğu gibi dünyamızın da taşıma gücünün bir sınırı var
mıdır, varsa ne kadardır? Her şeyin aşırısı olduğu gibi nüfusun da aşırısı var
mıdır? Aşın nüfuslanma noktasına vardığımızı nasıl anlayacağız?
Anladığımız anda ne gibi tedbirler alabilir, çareler üretebiliriz?Bu gibi
birçok soruya cevap bulmak, sanırız ki hiç de kolay değildir.
Burada iki tanımın açıklanmasına ihtiyaç var. "Aşırı nüfuslanma"
ve "Taşıma gücü".
Bu iki kavramın tanımına geçmeden önce ekologların bir adada
yaptığı deneyi anlatalım: Daha önce geyiklerin bulunmadığı bir adaya
erkekli dişili bir grup geyiği bıraktılar. Amaç geyiklerin artış hızını tespit
etmektir. Adadaki geyik nüfusu başlangıçta çok yavaş arttı. Sonra giderek
hızlandı. Geyiklerle insanlar arasında bir benzerlik olmamasına rağmen
artışları insanın artışına benzer "Deli J" artışı şeklindeydi. Ancak bu hızlı
çoğalış da devam etmedi. Bir zaman sonra nüfus artışı "geometrik dizi"den
ayrılarak yavaşladı ve sonunda durdu. Böylece adada yıldan yıla pek
değişmeyen bir geyik nüfusu kaldı. Bunun nedeni konusunda ekologlar şöyle
diyorlar: "Başlangıçta bol yiyecek bulan geyikler çoğalma kapasitelerine
uygun şekilde çoğaldı. Nüfus arttıkça baştaki yiyecek bolluğu azaldı. Yem
azaldıkça beslenmek ve hayatı devam ettirmek zorlaştı. Yiyecekler ve su
(kaynaklar demek de mümkün) güçlülerin inisiyatifine girdi, onların
ayrıcalığı haline geldi. Kaynaklar azaldıkça geyiklerde saldırganlık arttı,
kıtlık başladı. Bu kıtlıktan nasibini önce yavrular, sakatlar, güçsüz
yetişkinler ve dişiler aldı. Annelerin sütü azaldı. Kısırlık ve ölü doğumlar
arttı. Bireylerin vücut dirençleri düştü ve hastalıklardan ölümler çoğaldı.
Sonuçta nüfus artışı yavaşladı ve adada ancak kaynakların yettiği kadar
geyik kaldı.
Bu konuda doğada birçok örnek yaşanır. Karadeniz'deki hamsiler ile
insanlar, fareler ve yılanlar, tavşanlar ve vaşaklar arasındaki ilişki gibi.
Şimdi kavramlarımıza dönelim, önce aşırı nüfuslanmayı
tanımlayalım: Herhangi bir ülke veya bölgede harekete geçirilebilmiş olan
kaynakların orada yaşamakta olan nüfusa yetmemesi, birtakım ekonomik ve
sosyal sorunların yaşanması durumuna "aşın nüfuslanma" denir. Tanımı
iyi kavrayabilmek için, içinde geçen iki terimin ne anlama geldiğini bilmek
gerekiyor.
a)Kaynakların harekete geçirilebilmesi: Herhangi bir yerde
varolan kaynakların insanların hizmetine sunulabilmiş olmasıdır.
Kaynaklardan insanlar faydalanamıyorsa, o kaynakların harekete
geçirilebildiği söylenemez. Zengin nükleer hammaddeleri (uranyum,
toryum) olan bir ülke bunları işleyecek teknolojiye sahip değilse, kaynaklan
harekete geçiremediği için enerji sorununun çözümünde bu kaynaklardan
faydalanamayacaktır.
b)Ekonomik ve sosyal sorunların şiddeti: Herhangi bir ülke veya
bölgede ekonomik ve sosyal sorunlar ne kadar fazla ise, orası o kadar aşırı
nüfuslanmış demektir. Burada ölçüt, km2 ye düşen insan sayısının az veya
çok olması değildir. Tanımı iyi kavrayabilmek için dünyanın üç ülkesini
karşılaştıralım: Hollanda'da 1 km2 ye 443 kişi, Türkiye'de 82 kişi, Somali'de
13 kişi düşmektedir. Şimdi soruyoruz: Bu üç ülkeden acaba hangisi aşırı
nüfuslanmışttr? Tanımımızı bir daha okuyarak cevaplayınız. Tanımdaki
kriterimiz "harekete geçiri lebilen, insanlığın hizmetine sunulabilen.
kaynakların yetmeyip, ekonomik ve sosyal sorunlann yaşanması veya
hissedilmesi"dir. Hangi ülkede daha çok sorun yaşanıyorsa, o ülkede aşın
nüfuslanma daha fazla olacağından, sorumuzun cevabı Somali'dir. Çünkü bu
ülkede insanlar açlıktan ölüyorlar. Hollanda'da km2 ye 443 kişi düşmesine
rağmen açlıktan ölen olmadığı gibi, ekonomik ve sosyal sorunlar da azdır.
Ülkemizde çok şükür açlıktan ölen yok. Fakat sorunlarımız
Hollanda ile karşılaştınlamayacak kadar ağır ve fazladır. Türkiye ile
Hollanda'yı karşılaştırdığımızda Türkiye, Türkiye ile Somali'yi
karşılaştırdığımızda Somali daha aşırı nüfuslanmıştır. Buna karşılık, bu üç
ülkenin nüfus artışı sıralamasında Somali ilk sırayı almaktadır
İnsanoğlu aklı ve teknolojisi sayesinde yukarıda saydığımız
şartlarda meydana getirdiği değişikliklerle dünyanın taşıma gücünü arttırmaktadır. Fakat bunu sonsuza kadar arttırma gücü ve bilgisine daima
sahip olabilecek miyiz? Yani dünyanın taşıma gücü acaba sınırsız mıdır?
Eğer bir sınırı varsa ne kadar insanın yaşamasına elverişlidir?
Bu sorulara cevap bulma çalışmaları M.ö. 4000'li yıllarda
Mısırlılarda (Mısırlı rahipler "insanlar, üzerinde yaşadıkları arazilerin
yetmemesi durumunda gebeliği önleyici tedbirler almalıdır." demişlerdir.)
başlamış, Konfiçyüs (Konfiçyüs ve bazı Çinli filozoflara göre, fazla nüfus
artışı, işgücü verimliliğini kısıtlayan ve kitlelerin yaşama düzeyini olumsuz
etkileyen bir faktördür. Bu itibarla nüfusu yoğun yerlerden az yoğun yerlere
doğru nüfus aktarılmalıdır. Bu dengeyi sağlamak devletin birinci derecede
görevidir, Platon, Aristo ( Bu iki filozof, toplumların kendilerini
savunmaları ve ekonomik yeterliliklerini sağlamaları için belirli bir nüfusa
sahip olmaları gerektiğini savunmakla beraber, anayasal bir hükümet
biçiminin uygulanabilmesi için nüfusun fazla büyümemesi ve ailelerin nüfus
sayısının sınırlanmasını istemişlerdir, İbn Haldun bu konuda görüşlerini
belirtmişlerdir.
Fakat 1970'li yıllardan sonra dünya nüfusunun çok hızlı artması,
Malthus gibi düşünenlerin sayısının artmasına da neden olmuştur, "Yeni
Malthusçular" adı verilen Ehrlich, Meadovvs, Mesaroviç gibi düşünürler,
Malthus'un kısa sürede yanıldığını, ancak uzun sürede haklı olabileceğini,
dünyanın eninde sonunda üzerindeki nüfusu besleyemeyeceğini ileri
sürmektedirler.
1965 yılında 3,3 milyar olan dünya
nüfusu aradan sadece 25 yıl geçmesine rağmen 1990 yılında 5.2 milyara,
2000 yriında da 6 milyara yükselmiştir. Bu artışın yanı sıra sorunun bir başka
boyutu dünya nüfusunun dağılışıdır. Günümüzde dünya nüfusunun sadece
bir milyar kadarı gelişmiş ülkelerde yaşarken, geri kalan 5 milyardan fazla
insan az gelişmiş veya geri kalmış ülkelerde yaşamaktadır. İşin garip yanı,
gelişmiş ülkelerde nüfus artışı ortalama %0,5-l arasında değişirken, az
gelişmiş ülkelerde %2, geri kalmış ülkelerde %2.5-3 civarında
gerçekleşmektedir. Bu gelişme dünyayı içinden çıkılması ve çözülmesi zor
sorunlarla karşı karşıya bırakıyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerdeki hızlı
nüfus artışı kalkınma çabalarını silip süpürmekte, hatta bazı ülkelerin geriye
gitmesine bile neden olmaktadır. Var olan ekonomik ve sosyal sorunların
çözümü bir yana daha da artmasına yol açan bu gelişme dünyayı tehdit eden
bir sorundur. Buna karşılık, zengin ülkelerde sorunlar zaten azdır, bir de
düşük nüfus artışı sebebiyle fert başına düşen gelir daha çok artmaktadır. Yılda
97 milyon artan dünya nüfusundaki artışın 81 milyonunu az gelişmiş ülkeler, 16
milyonunu da gelişmiş ülkeler sağlamaktadır. Dünyada her dakika 235, her
gün 334.000 insan doğmaktadır. Buna karşılık dakikada 93, günde 134.000
insan ölmektedir. Buna göre doğumlar ölümlerin iki mislidir. Doğumların
%74'ü az gelişmiş ülkelerde meydana gelmektedir .