Güneşli Bir Mart Sabahında Geçmişe Yolculuk Hikayesi - Handan Akbaş Yazıları - Handan Akbaş - Mart Hikayeleri
Güneşli bir Mart sabahına ,evimizin camlarını titretecek kadar yüksek, gürültülü,konuşma seslerine, müzik karışan,sözleri anlaşılamayan anonslarla uyandım.Sonra bu günün 21Mart olduğu hatırıma geldi.Büyük ihtimalle, oturduğumuz semtin(KocaMustafaPaşa) otobüslerinin
son duraklarının bulunduğu meydanda, Nevruz kutlamalarının yapılabileceği hatırıma geldi.
Balkon panjurlarını açıp bir süre ne olduğunu anlamaya çalıştım.En sonunda içeri girip,edebiyat defteriyle ilgilenmenin,sabahın erken saatinde, eskileri yadedmenin,insana tatlı bir huzur verdiği kanısına vardım.
Çocukluğumdaki törenler ne kadar nadir,ne derece görkemli olurdu, onları andım.Nerde bizim küçüklüğümüzün bayram kutlamaları,nerde şu an dışardan gelen rahatsız edici,ekosu yüksek kutlamalar !Dini ve resmi bayramlar gibi özel günlerde,kutlamalar büyük ölçüde Taksim,Aksaray ve Beyazıt meydanlarının süslenmesiyle,caddelere günler öncesinden taklar kurulmasıyla başlardı.Tak, caddenin,bir kaldırımından karşı tarafa,ışıklandırılmış çiçeklerle süslenmiş,küçük bir üstgeçit şeklinde kurulan ,arabaların, insanların altından geçip gittiği,şimdilerin otoyol tabelalarının süslenmiş,çiçekli dallı,bayraklarla süslenmiş hali.Yalnız tören için bir kaç gün önceden kurulur,törenden sonra sökülürdü.En güzel kutlamalar, rengarenk havai fişek gösterileriydi.Gökyüzündeki renk cümbüşü,izleyenleri mutlu eden görsel şölene dönerdi.Eskilerden günümüze gelen sadece havai fişek gösterileri kaldı zaten!Kış aylarıysa,macuncular,kebap kestane satıcıları,çekirdekçiler,yaz aylarında,içine buz doldurarak serinlettikleri limonataları satanlar,kos helvacılar
Herkes,çoluğunu çocuğunu gönül rahatlığıyla yanına alıp,bu kutlamaları izlemeye giderdi.
Şimdi hangi aile babası,karısını kızını yanına alıp kutlama için böyle kalabalık mekanlara, bilhassa Taksi'me gidebilir.Gelen turistlerin her birini,potansiyel fahişe olarak görüp rahatsız eden gençlik,o dönemin delikanlıların yanından bile geçmemiş.Mahallenin kızlarını,kendi kız kardeşleri gibi koruyup,kollayan mert delikanlılar,onları görse kahırlarından ölürdü.Şu an ,çok edepli,saygılı gençliğimiz elbette ki var.İyiler her dönem var,sözüm onlara değil.Fakat her kutlama ardından,haberlerde izlediğim taciz görüntüleri,bizleri bunu yapacak kadar alçalan gençlikten utanır hale getirdi.Her şeyi eritip,yozlaştırıp bitirdiğimiz günümüzde,çocukluk ve gençlik günlerimizi,düşlemeye başladım!!!
İstanbul'un sessiz sakin pazar sabahlarını nasıl özlemem!Semtin, çepeçevre sur diplerini kaplayan bostanlarından yükselen salatalık,domates fidelerini,mutasyona uğramamış ipek gibi yapraklarıyla,hakiki kıvırcık ve marullarını;arnavut kaldırımlı sokaklarında,ardından gelen beygirinin sırtına yüklediği güğümlerle,mahallenin sütünü dağıtan sütçü amcalarını;şimdilerde pastane,lüks ekmek evlerine dönen ,o zaman renk renk akide şekeri kavanozlarının dizili olduğu,kaynana şekeri lohusa şekeri ,galete ,bilhassa rengi uçuk sarı,fazla kızarmamış halkalarını satan şekercileri;
-Gevrek simiiit ,diye kendini duyurup,mis gibi kokusu,çıtır çıtır gevrekliğiyle,yiyene büyük keyif veren simitlerini ,genelde çocuk olan satıcılarını
-Kaymak yoğurt diye, gerçek kaymaklı yoğurtları satan sokak yoğurtçularını
Bugünlerde marketlere yenik düşen,mahalle bakkalımızı;
Güler yüzle,birbirlerine hatır soran,birbirinin halinden anlayıp derdini paylaşan,duyduğu bilgileri,içinde saklayıp, gerçek anlamda komşusuna yardımcı olmaya çalışan komşu teyzeleri
Bayramlarda mahalle aralarına kurulan,dönme dolaplı, salıncaklı, kaydıraklı,ip üzerinde yürüyen cambazlı, bayram yerlerini
Elle çırparak gerçek sütten yapılmış,mis kokulu dondurmaları satan ,dondurmacıları
Korkmadan çocuklarını alışverişe gönderebildikleri mahalle esnafınıKısaca her halini özledim çocukluğumun İstanbul'unun.
Şimdiki futbol fanatiklerini görünce,eski futbol tutkunlarını hayırla yad diyorum.Kuledibi'ne
Avusturya kız lisesine giderken,Fatih-Karaköy hattında, o dönem dolmuşçuluk yapan karıncaezmez Şevki lakaplı bir Galatasaray fanatiği şoför vardı.Üzerindeki bütün kıyafetleri sarı kırmızı olduğu gibi,arabasının bütün ön panelini sarı kırmızı süslerle ve Galatasaray resimleriyle kaplamıştı.Ben oniki onüç yaşlarındaydım,şimdi Karaköy iç hat vapurların yanaştığı yerden, Fatih dolmuşları kalkardı.İnsanlar sırada bekliyor,ben de en önde olduğum için, hücum edip atlamıyorlar,benim binmemi bekliyorlar.Ben çekinerek şoförün yanına oturdum.
-Eyvah diyorum,şimdi bana sorarsa,sen hangi takımı tutuyorsun diyeO zaman, yaşı bana yakın dayımdan dolayı Fener'liyim,yalan da söylersem anlaşılır.Utana sıkıla oturuyorum.
-Gel bakalım,küçük abla gibi kibarca söylediği sözlerle karşılıyor.O günün fanatiği karıncaezmez Şevki ile, şimdi birbirlerine bıçak çeken gençleri karşılaştırdığımda,acaba ecdadımız neyi yanlış yaptı.Yahut da biz çocuklarımızı yetiştirirken,neleri yanlış yaptık ki,günümüz gençliği bu hale geldi, diye düşünmeden edemiyorum.Şimdi hala pırıl pırıl,terbiyeli, ahlaklı, çalışkan,saygılı gençlerimiz yine de var,yeryüzünde iyiler her zaman var.Fakat,genelde konuşma bozuklukları,Türkçemizi güzel konuşup,kullanmama gibi arazlarla kendini belli eden ,yabancı özentisi konuşmalar kulaklarıma gelince,rahatsız olup ,
ne oluyor bu gençliğimize diyorum .İki arkadaş vedalaşıyor kaldırımda:
-Haydi ben kaçanzi,diyor biri diğerine,ben dönüp bakınca :
Ne oldu gibilerden onlar da bana bakıyor.Türkçemizi bu kadar katlederek konuşan gençlik ,
ayrı bir yazı konusu olur.
Dışarıda güzel, güneşli bir ilkbahar günü başladı.Her sabah,sitemizin bahçesindeki ağaçların dallarında ötüşen billur sesli kuşlarımız suskun.Büyük bir ihtimal,yüksek perdeden her yeri inleten gürültülü müzikten ürkmüşler,sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar, sabırla
Geçmişle olan yolculuğumu noktalayıp,güne dönüyorum.Bir çay demleyeyim de,ince belli bardakla sabah keyfi yapayım,ev halkı uyanana kadar.