Erdoğan Türkler’den Özür Dilemeli

Son güncelleme: 06.01.2011 19:54
  • Tayyip Erdoğan, önümüzdeki seçimlerde türban gibi konuların dışında kullanacağı malzemeyi tespit etti: Milliyetçilik!
    Erdoğan'ın, milliyetçiliği AKP'ye oy getiren bir algılamaya dönüştürebilmesi için mevcut milliyetçi partiyi, halka "kafatasçı" olarak kabul ettirebilmesi gerekiyor. Bunu yapmak için de milletin ortak değeri olan tarihi şahsiyetlerden yararlanıyor.
    Mesela Mehmet Akif Ersoy'un Arnavut olduğunu gündeme getirip "Hiçbir zaman Mehmet Akif Ersoy'da ırkçılık göremezsiniz" diyerek Türk Milliyetçileri'nin ırkçı olduğunu ispatlamaya çalışıyor.
    Bu konuda bir iki satır yazmış ve "Erdoğan, kendisinin de belirttiği gibi bir kültür birliği olan Türklüğü, Mehmet Akif kadar benimsese, zaten mesele kalmayacak, bütün hatalarını anlayacak!" demiştik. Hakverdi Murat Merdamert, 16 Eylül 2007'de mirhaber adlı sitede yayınlanan "Mehmet Akif'in Türklüğe bakışı" başlıklı incelemesini gönderdi.
    * * *
    Merdamert, "Arnavut asıllı olduğunu belirten Akif'in anne tarafından da Buharalı olduğunu bilmekteyiz. Eserlerinde devamlı 'millet'e vurgu yapan Akif'in, bahsettiği bu millet kimdi?" diye sorduktan sonra şöyle diyor:
    "Osmanlı Devletinden gayrimüslim milletler bir bir ayrılırken, Müslüman olanlar da kavmiyetçilik adına, bütünden kopmak için yer yer isyan ediyordu. Akif'in isyanı buna idi. Osmanlı Devleti için kurtuluş reçetesinin, ümmet bilinci olduğunu savunuyordu. Peki Akif'in ırka ve Türklüğe vurgu yaptığı eserleri yok mudur?
    Mesela İstiklal Marşı'ndaki,
    "Kahraman ırkıma bir gül,ne bu şiddet bu celâl
    dizesinde ya da,
    "İhtiyar amcanı dinler misin oğlum Nevruz,
    Ne büyük söyle, ne çok söyle, yiğit işte gerek,
    Lafı bol karnı geniş soyları taklit etme,
    Sözü sağlam, özü sağlam adam ol ırkına çek!"
    dörtlüğünde vurguladığı ırk hangi ırktır? Bu sorunun cevabı o kadar aşikârdır ki, şüphe dahi edilemez. O, kendisini Türk kabul etmektedir: "Türk eriyiz, silsilemiz kahraman,
    Müslümanız Hak'ka tapan Müslüman.
    Putları Allah tanıyanlar aman,
    Mescidimin boynuna çan asmasın."
    (Ordunun Duası)
    Yine Akif'in Türk'ü yücelttiği şiirleri mevcuttur:Bir Hintli'nin ağzından;
    "Ah biz hayra yorar unsuru iman değiliz,
    Hind'in İslâmını pek Türk'e kıyas etmeyiniz.
    Onların Ruh-u şahametle coşan kanları var,
    Bizde yok öyle samimi asabiyet, o damar."
    (Süleymaniye Kürsüsünde)
    Osmanlı Devleti sınırlarını aslında kimin yurdu olarak telakki ediyordu? Bakalım:
    "Yurdu baştan başa viraneye dönmüş Türk'ün,
    Dünkü şen şatır ocaklar yatıyor yerde bugün"
    "Nerde Ertuğrul'u koynunda büyütmüş obalar,
    Hani Osman gibi, Orhan gibi babalar?"
    "Sıtmadan boynu bükülmüş de o dimdik Türk'ün
    Düşünüp durmada öksüz gibi küskün, küskün."
    "Hocazadem, ne sülükmüş o meğer vay canına,
    Diş bilermiş senelerden beri Türk'ün kanına."
    (Asım'dan)
    Görüldüğü üzere Akif'in bahsettiği millet, mensubiyet hissi ile bağlı olduğu Müslüman Türk Milleti'ydi.
    * * *

    Akif'in "ırkına çek" dörtlüğünü de zaman zaman okuyan, ama hangi ırkı kastettiği anlaşılamayan Tayyip Erdoğan ise "Türklük" yerine "Türkiyelilik" icat etmeye kalkışan, böylelikle Başbakanı olduğu milleti tarih sahnesinden silmek isteyen bir konumdadır!
    Tayyip Erdoğan'ın Türk milliyetçisi olabilmesi için önce Türklük kavramına karşı giriştiği bu savaşta hata ettiğini ve ülke ekonomisini küresel denilen şirketlere devretmenin Müslüman Türk Milleti'nin istiklâlini Hıristiyan Siyonistlere devretmek olduğunu kabul etmesi; milletten 72 milyon defa özür dilemesi gerekir!
    72 milyon özür de yetmeyebilir; çünkü tarihe Türk damgasını vuran nesiller 72 milyondan ibaret değildir.

    Arslan BULUT(Yeniçağ)
    KAYNAK:http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=15662
#04.01.2011 21:28 0 0 0
  • Türkiye'yi kuran irade olan Türk Milliyetçiliği, "Türklük" deyince, Türkmen, Tatar, Kazak, Kırgız ve Müslüman olmak kaydıyla Kürt, Çerkez, Gürcü, Arnavut gibi bütün etnik alt birimleri, Türk Milleti'nin mensubu kabul etmektedir.
#04.01.2011 21:29 0 0 0
ChE ChE foto
  • gözünü MHP ye fena dikti ;)
    referandumdada MHP nin etkin oldugu yerlerde EVET'i çıkardı bol bol,MHP tabanındada kafatasçı terimini vede heryerde dillendirdiği MHP ANKETLERDE %10 BARAJINA TAKILACAK yalanıyla, MHP tabanını kendine çekmeye çalışıyor vede bunda bir nebze başarılı olmaya başladı bile ( örnek referandum )...

    önümüzdeki günlerde bol bol MHP-AKP tartışması yaşayacağız orası garanti ;)

    bu arada TÜRK'mü dediniz ;),yakında ulusça KÜRT'lerden özür dilettirecek tayyip bize...
#04.01.2011 21:46 0 0 0
  • burda sadece bir fikrine karşi cıkıyorum oda;Tayyip Erdoğan, önümüzdeki seçimlerde türban gibi konuların dışında kullanacağı malzemeyi tespit etti:
    tayyip erdoğan veya bi baskasi türbanı savunan her kim olursa olsun bana göre sonuna kadar haklıdır..Türban sorunu asla bu ülkede malzeme değildir sadece malzeme olarak gören ve kullananlar karşi çıkanlardir! türban sorunu başli başina ülkemizin ayıbıdır ve cözülmediği sürecede tayyip veya bi başkası bunu sizin deişinizle malzeme yapmaya bizim görüşümüzle savunmaya devam edecektir ,
#04.01.2011 21:49 0 0 0
  • mhp nin şu anda başında bulunanlar gerçek milliyetçi değil sahte milliyetçi
    ve taban bunun farkında.
    ççok yakında hepsi uyanacak (:
#04.01.2011 21:50 0 0 0
  • bu arada TÜRK'mü dediniz ,yakında ulusça KÜRT'lerden özür dilettirecek tayyip bize... ama eksik ermenilerden de


    mhp nin şu anda başında bulunanlar gerçek milliyetçi değil sahte milliyetçi
    ve taban bunun farkında.
    ççok yakında hepsi uyanacak (:

    senin bu yazıdan okuyup anladığın buysa TEBRİK ederim
#04.01.2011 22:03 0 0 0
  • ben che nin yazdığına yorum yaptım.
    madem bi konu açtın bütün yorumları oku iki gözüm
    işte böle insanlar siyasetle uğraşıyor, yazık ülkenin haline (:
#04.01.2011 22:11 0 0 0
  • Türkiye'yi kuran irade olan Türk Milliyetçiliği, "Türklük" deyince, Türkmen, Tatar, Kazak, Kırgız ve Müslüman olmak kaydıyla Kürt, Çerkez, Gürcü, Arnavut gibi bütün etnik alt birimleri, Türk Milleti'nin mensubu kabul etmektedir.

    Tamam sen öyle kabul ediyor olabilirsin
    ama Adamlar 1913 londra antlaşması ile "Biz Arnavutluğuz" demişler.Neden öyle demişler peki

    Mehmed Akif in babası arnavuttur.
    Ha bunu nedenmi dedim?
    boşver..
    Aramızdaki fark bu işte sen osmanlı torunusun
    Ben de osmanlı yı kurup yücelten TÜRKLERDENİM.

    anladığım bi ironi vardıya ."Saraylı değiliz" demiştim.
    Osmanlıyı satan Türklerde olmuştur tarihte
#04.01.2011 22:16 0 0 0
  • Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk Milleti denilir bunun içinde yukardaki ırkların hepsi vardır
    NE MUTLU TÜRK OLANA veya TÜRK DOĞANA DEMİYORUZ dikkat edersen
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE DİYORUZ

    Satılmışlar her toplumda hermeslekte vardır
    ben TÜRK için tüm hatalardan veya eksikliklerden arınmış bir ırk demiyorum ki zaten .
#04.01.2011 22:37 0 0 0
  • bu tarih profuna sormak lazım o zaman neden Fatih Sultan Mehmed tahta geçtikten sonra TÜRK kökenli çandarlı Halil paşanın kafasını vurdurdu da yerine bir hıristiyan devşirmesi olan Zagaros paşayı yerine getirdi Fatihin tahta olduğu sürece ve fatihten sonrada ikiyüzyıl boyunca TÜRK kökenliler veziriazam,şeyhülislam gibi önemli görevlere neden getirilmediler.?

    iyide arkadaşım işimize geldimi bu adamlar Türk diyecez ;Ama maksat Osmanlıya dil uzatmak olunca bunlar devşirme diyecez..

    Şu bahsettiğin sadrazamları bi yazsana..İçlerinde kaç ARNAVUT var görelim..


    tarihte Osmanlıyı satan Türklerde olmuştur dedik ya hani.
    günümüzdede varmış deyip düzeltelim



    ___________________________________________

    Sadrazam Başl. Bitiş Notlar
    Lala Kara Mustafa Paşa 28 Nisan 1580 7 Ağustos 1580 Boşnak

    Koca Sinan Paşa (1. sadareti) 7 Ağustos 1580 6 Aralık 1582 Arnavut. 5 dönem sadrazamlık yapmıştır.

    Kanijeli Siyavuş Paşa (1. sadareti) 24 Aralık 1582 25 Temmuz 1584 Hırvat veya Macar. Kanijeli. 3 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Özdemiroğlu Osman Paşa 28 Temmuz 1584 29 Ekim 1585 Mısırlı / Çerkes Memluk
    Hadim Mehmed Mesih Paşa 1 Kasım 1585 14 Nisan 1586
    Kanijeli Siyavuş Paşa (2. sadareti) 14 Nisan 1586 2 Nisan 1589 Hırvat veya Macar. Kanijeli. 3 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Koca Sinan Paşa (2. sadareti) 14 Nisan 1589 1 Ağustos 1591 Arnavut. 5 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Serdar Ferhat Paşa (1. sadareti) 1 Ağustos 1591 4 Nisan 1592 Arnavut. 2 dönem sadrazamlık yapmıştır.

    Kanijeli Siyavuş Paşa (3. ve son sadareti) 4 Nisan 1592 28 Ocak 1593 Hırvat veya Macar. Kanijeli. 3 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Koca Sinan Paşa (3. sadareti) 28 Ocak 1593 16 Şubat 1595 Arnavut. 5 dönem sadrazamlık yapmıştır.

    Serdar Ferhat Paşa (2. ve son sadareti) 16 Şubat 1595 7 Temmuz 1595 Arnavut. Azil ve sonradan idam edilmiştir.

    Koca Sinan Paşa (4. sadareti) 7 Temmuz 1595 19 Kasım 1595 Arnavut. 5 dönem sadrazamlık yapmıştır.

    Lala Mehmed Paşa 19 Kasım 1595 28 Kasım 1595
    Koca Sinan Paşa (5. ve son sadareti) 1 Aralık 1595 3 Nisan 1596 Arnavut. Ecelinden ölmüştür.

    Damat İbrahim Paşa (1. sadareti) 4 Nisan 1596 27 Ekim 1596 Boşnak. 3 dönem sadrazamlık yapmıştır.

    Cığalazade Yusuf Sinan Paşa 27 Ekim 1596 5 Aralık 1596 İtalyan (Venedikli). Ecelinden ölmüştür.
    Damat İbrahim Paşa (2. sadareti) 5 Aralık 1596 3 Kasım 1597 Boşnak. 3 dönem sadrazamlık yapmıştır.

    Hadim Hasan Paşa 3 Kasım 1597 9 Nisan 1598 Bazı kaynaklarda Arnavut, Uzunçarşılı'ya göre meçhul. Azil ve sonradan idam edilmiş, malı haczedilmiştir.
    Cerrah Mehmed Paşa 9 Nisan 1598 6 Ocak 1599
    Damat İbrahim Paşa (3. ve son sadareti) 6 Ocak 1599 10 Temmuz 1601 Boşnak. Ecelinden ölmüştür.
    Yemişçi Hasan Paşa 22 Temmuz 1601 4 Ekim 1603 Arnavut. Azil ve sonradan idam edilmiştir.
    Malkoç Yavuz Ali Paşa 16 Ekim 1603 26 Temmuz 1604 Türk, Malkoçoğlu ailesi

    Lala Mehmed Paşa 5 Ağustos 1604 21 Haziran 1606 Boşnak

    Boşnak Derviş Mehmed Paşa 21 Haziran 1606 9 Aralık 1606 Boşnak. İdam edilmiştir.
    Kuyucu Murat Paşa 11 Aralık 1606 5 Ağustos 1611 Hırvat. Ecelinden ölmüştür.
    Gümülcineli Damat Nasuh Paşa 5 Ağustos 1611 17 Ekim 1614 Hırvat, (Gümülcineli). İtalya'ya kaçma planları yaparken yakalanarak idam edilmiştir.
    Öküz Kara Mehmed Paşa (1. sadareti) 17 Ekim 1614 17 Kasım 1616 Türk. 2 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Damat Halil Paşa (1. sadareti) 17 Kasım

    1616
    18 Ocak 1619 Zeytunlu Ermeni. 2 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Öküz Kara Mehmed Paşa (2. ve son sadareti) 18 Ocak 1619 23 Aralık 1619 Türk

    İstanköylü Çelebi (Güzelce) Ali Paşa 23 Aralık 1619 9 Mart 1621 Türk (İstanköylü)
    Ohrili Hüseyin Paşa (1. sadareti) 9 Mart 1621 17 Eylül 1621 Arnavut (Ohrili). 2 dönem -ikincisi sadece bir gün- sadrazamlık yapmıştır.
    Dilaver Paşa 17 Eylül 1621 20 Mayıs 1622 Hırvat. Linç edilmiştir.
    Ohrili Hüseyin Paşa (2. ve son sadareti - 1 gün) 20 Mayıs 1622 20 Mayıs 1622 Arnavut (Ohrili). Linç edilmiştir.
    Kara Davut Paşa 20 Mayıs 1622 13 Haziran 1622 Boşnak
    Mere Hüseyin Paşa (1. sadareti) 13 Haziran 1622 8 Ağustos 1622 Arnavut. Türkçe bilmeyen tek sadrazamdır. 2 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Lefkeli Mustafa Paşa 8 Ağustos 1622 21 Eylül 1622 Türk, (Orhanelili -eski adıyla Lefke-)
    Gürcü Hadim Mehmed Paşa 21 Eylül 1622 5 Şubat 1623 Gürcü. İdam edilmiştir.
    Mere Hüseyin Paşa (2. ve son sadareti) 5 Şubat 1623 30 Ağustos 1623 Arnavut. Azil ve sonradan idam edilmiştir.
    Kemankeş Kara Ali Paşa 30 Ağustos 1623 3 Nisan 1624 Türk (Ispartalı). İdam edilmiştir.
    Çerkes Mehmed Ali Paşa 3 Nisan 1624 28 Ocak 1625 Çerkes.
    Müezzinzade Filibeli Hafız Ahmed Paşa (1. sadareti) 8 Şubat 1625 1 Aralık 1626 Türk (Filibeli). 2 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Damat Halil Paşa (2. ve son sadareti) 1 Aralık 1626 6 Nisan 1628 Zeytunlu Ermeni.
    Gazi Ekrem Hüsrev Paşa 6 Nisan 1628 25 Ekim 1631 Boşnak
    Müezzinzade Filibeli Hafız Ahmed Paşa (2. ve son sadareti) 25 Ekim 1631 10 Şubat 1632 Türk (Filibeli)
    Topal Recep Paşa 10 Şubat 1632 18 Mayıs 1632 Boşnak
    Tabanıyassı Mehmed Paşa 18 Mayıs 1632 2 Şubat 1637 Arnavut (muhtemelen Dıramalı). Azil ve sonradan idam edilmiştir.
    Bayram Paşa 2 Şubat 1637 26 Ağustos 1638
    Tayyar Mehmed Paşa 27 Ağustos 1638 23 Aralık 1638 Türk
    Kemankeş Kara Mustafa Paşa 23 Aralık 1638 31 Ocak 1644 Arnavut veya Macar. Azil ve sonradan idam edilmiştir.
    Civankapıcıbaşı Sultanzade Semiz Mehmed Paşa 31 Ocak 1644 17 Aralık 1645 Türk (babası Abdurrahman Bey Osmanoğlu ailesinden). Azledilmiş ve ecelinden ölmüştür.
    Başdefterdar Salih Paşa 17 Aralık 1645 16 Eylül 1647 Boşnak (Nevesinli). İdam edilmiştir.
    Kara Musa Paşa 16 Eylül 1645 21 Eylül 1647
    Hezarpare Ahmed Paşa 21 Eylül 1647 7 Ağustos 1648 Rum (Hammer'e göre). Linç edilmiştir (tarihlerin kaydettiği ismi "bin parça" anlamına gelir.
    Sofu Mehmed Paşa veya (Mevlevi Mehmed Paşa) 7 Ağustos 1648 21 Mayıs 1649 Türk
    Kara Dev Murat Paşa (1. sadareti) 21 Mayıs 1649 5 Ağustos 1651 Muhtemelen Arnavut. 2 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Melek Ahmed Paşa 5 Ağustos 1651 21 Ağustos 1651 Abaza

    Siyavuş Paşa (1. sadareti) 21 Ağustos 1651 27 Eylül 1651 Abaza. 2 dönem sadrazamlık yapmıştır.
    Gürcü Mehmed Paşa 27 Eylül 1651 20 Haziran 1652 Gürcü
    Tarhuncu Sarı Ahmed Paşa 20 Haziran 1652 21 Mart 1653 Arnavut (Mat kasabasından). İdam edilmiştir.
    Bıyıklı Koca Derviş Mehmed Paşa 21 Mart 1653 28 Ekim 1654 Çerkes. Ecelinden ölmüştür.
    İpşiri Mustafa Paşa 28 Ekim 1654 11 Mayıs 1655 Abaza. İdam edilmiştir.
    Kara Dev Murat Paşa (2. ve son sadareti) 11 Mayıs 1655 19 Ağustos 1655 Arnavut. Kendi tercihiyle istifa etmiş ve ecelinden ölmüştür.
    Ermeni Süleyman Paşa 19 Ağustos 1655 28 Şubat 1656 lakabına rağmen Türk (Malatyalı Akağalar ailesinden İsmail'in oğlu)
    Gazi Deli Hüseyin Paşa 28 Şubat 1656 5 Mart 1656
    Zurnazen Mustafa Paşa (4 saat sadrazamlık yapmıştır) 5 Mart

    1656
    5 Mart 1656 Arnavut. Akli dengesi bozuk olduğundan azledilmiş ve ecelinden ölmüştür.
    Siyavuş Paşa (2. ve son sadareti) 5 Mart 1656 25 Nisan 1656 Abaza
    Boynuyaralı Mehmed Paşa 26 Nisan 1656 15 Eylül 1656 Türk (Samsunlu)
    Köprülü Mehmed Paşa 15 Eylül 1656 Ekim 31, 1661 Türk (Vezirköprülü), bazı kaynaklara göre Arnavut (Rudnikli) Köprülü ailesinden ilk sadrazamdır. Ecelinden ölmüştür.
    Köprülü Fazıl Ahmed Paşa Ekim 31, 1661 Ekim 19, 1676 Türk (Köprülü ailesi). Görev başında ecelinden ölmüştür.
    Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Ekim 19, 1676 14 Aralık, 1683 Türk (Merzifonlu) Köprülü ailesi evlatlığıdır. İdam edilmiştir
#04.01.2011 23:34 0 0 0
  • Yukarda verdiğiniz tarihleri sizde inceleyince 1600 yıllara kadar olmadığını zaten görüyorsunuz
    Orda bahsedilen ikiyüzyıllık süre yaklaşık olarak verilmiştir 1450 ve1600 yıllar arasında ki(150yıl eder)
    Malkoç Yavuz Ali Paşa 16 Ekim 1603 26 Temmuz 1604 Türk, Malkoçoğlu ailesi ne kadar.Verebileceğin bir örnek yok .Dolayısıyla bu yazdığımın doğruluğunu ispat ediyor hem benim fikrim değil tarihcilerin düşünceleri.

    iyide arkadaşım işimize geldimi bu adamlar Türk diyecez ;Ama maksat Osmanlıya dil uzatmak olunca bunlar devşirme diyecez..

    Devşirme kimdir:Maddi durumu kötü olan hıristiyan ailelerin küçük yaştaki erkek cocuklarının alınıp kabiliyet ve yetenekerine göre yetiştirilmesidir bunların içindeki Üstün yetenikli olanlar padişah tarafından seçilip saraya alınıp orda yetiştirilirmiş

    DEVŞİRME bunlara Osmanlının verdiği bir lakap veya unvan hani ben biryerimden uydurup söylemiyorum ki.. Osmanlıdaki karşılığı bu

    Osmanlı da DEVŞİRME denilince ayıp olmuyor, ben söyleyince mi abes veya dil uzatma oluyor.Eğer bu sana göre bir hata ise hatayı bende arama çünkü!!!ben devşirmedim
    Kaldıki biz Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk Milleti denilir DERKEN
    Bu ülkeyi kuran tüm halkları kabul ediyoruz çünkü biz milli mücadeleyi hep birlikte verdik
    Omuz omuza savaştık bu ülkeyi kurduk.

    Aslında biz sizin "DEVŞİRME" dediklerinizi "TÜRK" olarak kabullendik ortak bir kültür kurarak
    TÜRK CUMHURİYETİ DEĞİL
    Tarihe TÜRKİYE CUMHURİYETİ olarak geçtik.
    Bilmem anlata bildim mi arkadaşım?

    kanunname-i al-i osman'a şu derkenarı da düşesiz: her kimesneye ki bundan böyle saltanat müyesser ola, nizamı alem için kardeşlerini katleylemek münasiptir. ekseri ulema dahi bunun böyle olmasına razı olup tasvip etmiştir.Şimdi ben Fatih Sultan Mehmed in Al-i Osman kanunu yazınca osmanlıya dilmi uzatmış oldum kendi kardeşini öldürtmesinin arkasındaki gerceği...halbuki
    o günün şartları içinde bunu yapmak gerekiyordu devlettin bekası için amaca giden her yol meşrudur şehzadeler sürekli padişah olacağım diye birbirlerinin
    kuyusunu kazarken padişah saraydaki entrikalarla uğraşırken BÖYLE BİR KANUNA İHTİYAÇ VARDI
    Şimdi biz Fatih Sultan Mehmed in oğullarının taht yüzünden birbirleri ile savaşmıştır derken Osmanlılyı satan Türklerdenmi olacağız..
#05.01.2011 20:04 0 0 0
  • Türkiye'yi kuran irade olan Türk Milliyetçiliği, "Türklük" deyince, Türkmen, Tatar, Kazak, Kırgız ve Müslüman olmak kaydıyla Kürt, Çerkez, Gürcü, Arnavut gibi bütün etnik alt birimleri, Türk Milleti'nin mensubu kabul etmektedir

    fatihten sonrada ikiyüzyıl boyunca TÜRK kökenliler veziriazam,şeyhülislam gibi önemli görevlere neden getirilmediler


    Fatih Sultan Mehmet (1432 - 1481) ..
    senin verdiğin bu hesaba göre 1681 yılına kadar hiçbir Türk kökenli sadrazam göreve gelmemiştir.

    Ben zaten işime geleni alıp gelmeyeni silmiş değilim yukarda verdiğim listeden.Dikkat edersen macar da var hırvatta rum da.Hem o bahsettiğin 200 yıllık sürenin tamamını buraya taşımadım.

    Senin bu konuyu bilerek çarpıtmana seyirci kalmamak adına SADECE BİR KISMINI buraya taşıdım.Diğer kısmınıda buyur sen taşı..
    Bakalım oradada bahsettiğin gibi fatihten sonrada ikiyüzyıl boyunca TÜRK kökenliler veziriazam,şeyhülislam gibi önemli görevlere neden getirilmedilerbir durum varmı yokmu HEPİMİZ GÖRELİM .

    listeyi paylaşmanı bekliyoruz..
#05.01.2011 20:52 0 0 0
  • iki gündür iyi tarih çalıştırdım ama
    olmamış o liste listeyi
    fatih
    beyazıt
    I.selim
    I.süleyman v.s düzenle

    ayrıca kaynak belirt kafana göre sağdan soldan kopyalıyıp yapıştırıyon
    bu devşirmelerde bir cevap ver
    2010 refarandumda neden osmanlıya sürekli sataşıp durdun onada bir cevap ver
    senin cevaplar yarını bulur değil mi oturup benim iki ikidakikada yazamıyon
#05.01.2011 21:44 0 0 0
  • Aramızdaki fark bu işte sen osmanlı torunusun
    Ben de osmanlı yı kurup yücelten TÜRKLERDENİM.




    sen sadece bir ZAVALLISIN..

    Osmanlıyı kurup yücelten Türklerden miş(!)

    Osmanlının sizin gibi zavallılar elinde Osmanlı olması MÜMKÜN DEĞİLDİ..

    Sen olsa olsa Osmanlıyı SATAN TÜRKLERDEN OLABİLİRSİN..

    BENİ TARİH ÇALIŞTIRMIŞTIN YA HANİ..
    Buyur birazda sen çalış ve o kaynaklar nelermiş gör..
#05.01.2011 22:44 0 0 0
  • kendini türk sanan milleti sadıkoturup sağdan soldan bilgi araklıyıyncaya kadar tarih oku
    bukadar cehalet ancak hiç tarih okumamakla mümükündür

    MİLLETİ SADIK:) İYİ OKU

    Sonunda bana kitabıda buldurdun
    Ben demişimki
    bu tarih profuna sormak lazım o zaman neden Fatih Sultan Mehmed tahta geçtikten sonra TÜRK kökenli çandarlı Halil paşanın kafasını vurdurdu da yerine bir hıristiyan devşirmesi olan Zagaros paşayı yerine getirdi Fatihin tahta olduğu sürece ve fatihten sonrada ikiyüzyıl boyunca TÜRK kökenliler veziriazam,şeyhülislam gibi önemli görevlere neden getirilmediler.?

    Sıgınak arkadaş demişki
    aslınfa burada faydalı şeylerde oluyor
    şaka deyil ilk defa böyle bir şey duyuyorumm bilgisi olan varsa paylaşsın

    yine ben demişimki

    yukarda bahsettiğim konu rahmetli A.Taner KIŞLALI nın ismini şimdi hatırlamıyorum bir kitabında geciyordu 8-10 yıl önce okumuştum
    tarih bilimcilerde bu konuyu aralarında tartışıp fikir yürütüklerinde geneli şu görüşü benimsiyor
    OSMANLI hep işi ehline vermiştir

    tabi bu kadar uzun bir dönemde hiçmi işin ehli çıkmamıştır oda başka bir konu
    o dönemde demekki öyle gerekiyordu osmanlı çok uluslu bir güçtü mutlaka bunun nedenleri vardır .yoksa Fatih sultan Mehmet gibi askeri bir dehayı
    bir çağ acıp bir cağ kapatan komutanı yargılamak değil

    Aslında şimdi hafızamı yoklayınca 10 yıldan da fazla olmuş ama harbiden çok başarılı
    öğrenciymişim kendimle gurur duyuyorum NERDEYSE tamamı aklımda kalmış

    Türklerde "ulus bilinci"nin gerilemesinin 1453'lerden, yani İstanbul'un fethinden başladığını söylemek yanlış olmaz. Artık çok-uluslu bir yapı içinde "devşirme sistemi" egemen olacak, Türk öğesi, bilinçli bir çaba ile geri plana itilecekti. Fatih Sultan Mehmet'in Çandarlı Halil Paşa'nın boynunu vurdurup, yerine devşirme Zağanos Paşa'yı sadrazam yapması bir dönüm noktasıydı. Bu olaydan sonra, iki yüzyılı aşkın bir süre, doğuştan Türk olan hemen hiçbir kimse Osmanlı İmparatorluğu'nda sadrazam konumuna yükselemedi. Bülent Ecevit'e göre; "Türk kökenlileri yönetimden olabildiğine uzak tutma politikası, sınırsız iktidar isteğinden doğuyordu. Çokuluslu Osmanlı imparatorluğunu oluşturan pek çok unsur içinde sadece doğuştan Müslüman Türkler iktidarı denetleyip sınırlayabilecek durumdaydılar. O yüzdendir ki, Fatih Sultan Mehmet, bu yetkiye sahip olan ulusu devlet yönetiminin tamamen dışına itmek istemiş ve bunu başarmıştır."
    Öte yandan, Osmanlılar ele geçirilen topraklarda yönetimi kolaylaştırmak ve imparatorluğun devamını sağlamak amacıyla, ulus ayrımını ortadan kaldırmaya çalıştılar ve din ayrımını ön plana çıkardılar. Çeşitli din ve mezheplerin önde gelenlerine önem verdiler, yetkiler tanıdılar. Ama bu hoşgörü ve dokunulmazlık, kilisenin güçlenmesi ve ulusal kültürleri canlı tutması gibi bir sonuç verdi. Avrupa'da milliyetçiliğin gelişmesini kilise engellemeye çalışırken, Osmanlı İmparatorluğu'nda tersi oldu; kilise, milliyetçilik akımının önemli bir kaynağını oluşturdu. Türkler ise, Ali Engin Oba'nın anlatımıyla; "İslamiyet içinde eriyerek kendi benliklerini kaybettikleri gibi, kendi kültürel değerlerini canlı tutabilecek ne kilise gibi örgütlere ne de liderlere sahip olmuşlardır". Balkanlar'da milliyetçilik akımının gelişiminde yabancı egemenliğine duyulan tepkiyle, genellikle azınlıklarda görülen bir tür "savunma, korunma içgüdüsü" de rol oynamıştı. Oysa Türkler açısından bu etkiler de söz konusu değildi.
    Bazı tarihçilere göre, Türk öğesinin geri plana itilmesinde, milliyetçi tepkilerin oluşması ve dolayısıyla imparatorluğun parçalanmasının önlenmesi amacı rol oynamıştı. Neden ne olursa olsun, Osmanlılarda Türk dil, tarih ve kültürünün ihmal edildiği açıktır. On dokuzuncu yüzyıl başlarına gelinceye kadar, Türklerin Müslümanlığı kabul etmeleri öncesindeki tarihlerine hiçbir ilgi gösterilmemiştir. Sultan ikinci Abdülhamit, işi, Türkçe (yani Arapça ve Farsçadan arınmış bir dille) makale yayınlamasını yasaklamaya kadar götürmüştür.
    15. yüzyıl ortalarına gelinceye değin, bazıları Orta Asya'da yapılmış birçok Türkçe Kuran çevirisi vardı. Bu tarihten sonra Türkçe Kuran yasaklandı ve günah sayıldı. Bu tutumun, Fatih'in Türk öğesini devlet yönetiminden dışlamasına koşutluğu dikkat çekicidir. Türklerde milliyetçilik akımının gecikmesinin bir nedeni olarak, kentsoylu (burjuva) sınıfın yokluğunu gösterenlere de rastlıyoruz. Batı Avrupa'da olduğu gibi, Balkanlar'da da milliyetçilik hareketlerinin öncülüğünü tüccarlar üstlenmişlerdi. Oysa Osmanlı İmparatorluğu'nda, 17. yüzyıldan başlayarak ticaret Müslüman olmayan azınlıkların eline geçti. Elle üretime dayalı Osmanlı sanayisi de, hızla gelişen Avrupa sanayiinin 19. yüzyıl ortalarından başlayarak Osmanlı pazarına girmesiyle gerilemeye yüz tuttu. Padişahların "el koyma" yoluyla özel servetleri yok etmesi de Batı'daki benzeri bir kentsoylu girişimci sınıfın ortaya çıkmasına izin vermemişti. Bu durumdan kaçmak isteyenler servetlerini vakıf haline getirmişlerdi. Ama vakıf kaynakları yatırıma dönüştürülmeye ve bir kentsoylu sınıf yaratmaya elverişli değildi. Batı'dakinin ve Balkanlar'dakinin tersine, gecikmeyle doğan Türk milliyetçiliğine öncülük etme görevini aydınların üstlenmesi gerekti.
    Yusuf Akçora, 1911 yılında şu satırları yazmıştı: "Vatan ve milliyet idealini biz mekteplerimizden değil, tesadüfen elimize geçen ecnebi kitaplardan, yahut etrafımızda, içimizde yasayan yabancı milletlerin faaliyetlerinden öğrendik." Gerçekten de, Türk milliyetçiliği bir iç gelişmeden çok dış etkilerin sonucu filizlendi. Bu dış etkileri, Rusya'dan, Balkanlar'dan, Batı Avrupa'dan ve Macaristan'dan kaynaklananlar olarak dörde ayırabiliriz.
    Kırım ve Kazan Türkleri başta olmak üzere, Çarlık Rusyasında yaşayan Türk topluluklarında "ulus bilinci" Osmanlı Türkleri'nden önce gelişti. Bunda, özellikle Çar 3. Aleksander ile başlayan milliyetçi baskıların önemli rolü vardı. Ruslar ve Ortodokslar dışındaki ulus ve dinlere hoşgörü gösterilmemesi, bu ülkede yaşayan Türkleri milliyetçi tepkilere itmekte gecikmedi. Kendi benliklerini koruma çabası ilkin Kazan ve idil Boyu Türkleri'nde başladı. Din adamı, öğretmen ve esnaf kesiminin öncülüğünde gelişen hareket, giderek Sibirya, Kazakistan ve Türkistan'daki Türkleri de etkilemeye çalıştı. Rusya'dan İstanbul'a gelen Türk aydınları, Osmanlı Imparatorluğu'nda Türk milliyetçiliğinin doğuşuna katkıda bulundular. Ali Engin Oba'nın deyimiyle, "Türk milliyetçiliği Panislavizme bir tepki olarak" doğdu. Rusya ile yapılan savaşların çoğunlukla yenilgi ile sonuçlanmaya başlamasıyla da, bu milliyetçilik akımı, bir "öç alma" duygusu içinde giderek "Turancılılık"a dönüştü.
    Zengin Kazan Türkleri'nin masraflarını karşıladığı "Rusya Müslümanlar"ının kongrelerinin, Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. 1906 yılında toplanan Üçüncü Kongre'de alınan kararlar arasında, bütün Rusya Müslümanlarının benzer bir okul sistemine sahip olmaları ve bu okullarda "edebi Türk dili"nin okutulmasına başlanması isteği de vardı. Kırımlı İsmail Gaspıralı'nın 1883'te çıkardığı "Tercüman" gazetesinin savunduğu düşüncelerin bu oluşumdaki rolü ise yadsınamazdı. Gaspıralı, Türk ulusunun kendi dilini koruyarak batılılaşması gerektiğine inanıyordu. Türk dili, Arapça, Farsça ve diğer yabancı dillerden geçmiş sözcüklerden giderek arındırılmalıydı. Rusya Türkleri arasında ilk aşamada dilde ve düşüncede birlik sağlandıktan sonra, sıra eylemde birliğe, yani bağımsızlık hareketine gelecekti. Türk kadınına özgürlük ve erkeklerle eşit haklar vermek de Gaspıralı'nın hedefleri arasında yer alıyordu.
    Bir Azeri Türkü olan Hüseyinzade Ali Bey de, Türk milliyetçiliğinin doğuşunda önemli yeri olan isimlerdendir. 1908'den sonra İstanbul'a gelen Ali Bey, Ziya Gökalp ve arkadaşlarına Turancı düşünceler aşılamayı başarmıştır. Türkçülük akımını bir düşünce sistemi haline getiren kişi, daha sonraları Ziya Gökalp olacaktır.
    Türk milliyetçiliğinin gelişmesinde ikinci etkiyi Rumeli'nin kaybının yaptığını söyleyebiliriz. Evlerini, topraklarını terk ederek anayurda gelmek zorunda kalan Rumelili Türkler, kendilerine yapılan eziyeti dile getirerek, milliyetçi duyguların doğmasında rol oynamışlardır. Büyük devletlerin baskısıyla, çoğunluğu Balkanlar'da yaşayan Hıristiyan halklara tanınan haklar da, milliyetçi tepkinin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
    Uzaktaki yurtlarına "Turan" adını vererek, bir bakıma Turancılık akımının başlatıcısı olanlar Macarlar'dır. Germenler'le Slavlar arasında sıkışmış oldukları halde, ne Germen ne de Slav olduklarının farkına varan Macarlar, kendi geçmişlerini araştırdıklarında, Atilla Hunları ile aynı soydan geldiklerine inanıyorlardı. Turan Derneği, Kont Teleki Pal'ın başkanlığında 1910 yılında kurulduğunda, üyeleri arasında ünlü tarihçi ve ozanlar da vardı. Dernek, 1913'te Turan adını taşıyan bir dergi çıkarmaya başladı. Derginin ön kapağı Macarca, arka kapağı eski yazı Türkçe basılıyordu. Turan kavramı ise, ilk sayıda Fransızca olarak yer alan bir makalede açıklanmıştı: "Turan sözcüğü ile biz, eski ortak yurdumuzu, büyük geçmişimizin anılarını, daha büyük hir geleceğin umutlarını anlıyoruz. Üstlendiğimiz görev çok büyük ve zordur; ama onu yerine getirmek biz Macarlar'a düştüğü için de mutluyuz." (Turancılık giderek Türk milliyetçileri arasında da yayılacak ve Cumhuriyet Türkiyesi'nde de, "aşırı milliyetçilik" olarak nitelendirilen bir akım olarak sürecektir. "Hedefimiz Turan, rehberimiz Kuran" sloganı, 12 Eylül öncesinde bir grup tarafından kullanılmıştır.)
    Macar Turan Derneği Üyelerinden Zempleni Arpad bir şiirinde şöyle diyordu: "Doğuya Macar, doğuya bak; şerefli büyük akrabanı sen orada bulacaksın - Kahraman ulusum, dostunu doğudaki kardeşlerinin arasında ara..."
    Sırp, Yunan, Romen, Bulgar ve Arnavut milliyetçilik akımlarının ortaya çıkışında, bu toplumlarda "ulus bilinci"nin doğmasında, tarihleriyle, yazınlarıyla, kısacası kültürleriyle ilgili araştırma ve yayınların önemli rolü olmuştu. İşte Türk milliyetçiliğine Avrupa'nın katkısı da bu noktada görüldü. Bir yanda Türkoloji bir bilim dalı olarak doğmaya, 19. yüzyıl ikinci yarısında Eski Türklere yönelik araştırmalar yapılmaya, Türklerin kurduğu büyük devletler ve uygarlıklar gün ışığına çıkarılmaya başlandı. Öte yanda Türk elişi ve sanat ürünleri Avrupa'da değerlenmeye yüz tuttu. Bazı zengin evlerinde Türk odası, Türk köşesi oluşturulur oldu. Lamartine'den Auguste Comte'a, Pierre Lafayette'den Pierre Loti ve Claude Farrere'e kadar bazı ünlü isimler Türkler hakkında övgü dolu yazılar yazdılar. Yabancı dil öğrenen, Avrupa'ya giden Türk aydınları bunlardan etkilendiler. Kendilerinde bir "Türklük bilinci" doğmaya başladı.
    Gecikmiş Türk milliyetçiliği, kuşkusuz ki sadece dış etkenlerin dolaylı bir ürünü, bir tür tepki ideolojisi değildir. Ali Engin Oba'nın da değindiği gibi, aynı zamanda, "Osmanlı İmparatorluğumun yıkılmak üzere olduğunun Türk aydınlarınca hissedilmeye başlandığı bir dönemde, bu çöküşü engellemek için aranan çarelerden biri olarak ortaya çıkmış"tır. Kemalizmle ilgili sayfalarda da göreceğimiz gibi, Türk milliyetçiliği, Atatürk ile birlikte ırkçı düşlerden arınmış ve çağdaş bir bağımsızlık ve kalkınma ideolojisine dönüşmüştür.
    Doğu Ergil, milliyetçiliğin amaçlarını ulusal ekonomiyi yaratmak, bağımsız bir ulusal devlet yaratmak ve ulusal bir kültür (ortak değer sistemi ve beklentiler) yaratmak biçiminde sıraladıktan sonra şöyle diyor: "Ulus ve ulusçuluk, ne Batı'nın dağınık feodal siyasal ve ekonomik örgütlenişi içinde, ne de Doğu'nun çokuluslu ve çoğu teokratik imparatorlukları bünyesinde gelişebilirdi. Pazar ekonomisinin bu iki yapıyı dağıtıp, bireyleri ve yöresel toplulukları ortak bir ulusal pazar içinde örgütlemesi, ulusal topluluğun oluşumunun temelinde yatan en önemli etmendir."
    Milliyetçilik, öncelikle her ulusun kendi yazgısına egemen olma, kendi devletini kurma hakkını içerir. Kurulan devletin daha çağdaş olmasını istemek de bunun doğal uzantısıdır. Ama çok güçlenen bir devletin başka ulusları egemenliği altına almak için harekete geçmesini istemek, artık başka bir milliyetçilik anlayışıyla ilgilidir (Saldırgan milliyetçilik). Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Milliyetçilik, aynı topraklar üzerinde benzer koşulları paylaşan insanların, dışa karşı korunma ve dayanışma gereksinmelerini karşılayan bir ideolojidir. Toplum içinde çıkar çatışmalarına alet edildiğinde tutucu, toplumun dışa karşı ortak yararlarını savunmak için kullanıldığında ilericidir. Başka bir deyişle, toplumdaki bir kesimin başka bir kesimi sömürmesini gözden saklamak ve kolaylaştırmak amacıyla kullanıldığında tutucudur; ama o toplumun başka toplumlar veya başka toplumların içindeki bir kesim tarafından sömürülmesine karşı başvurulduğunda ilericidir.
#05.01.2011 22:56 0 0 0
  • hadi arkadaşım daha fazla b.k'a batmadan bırak


#05.01.2011 23:41 0 0 0
  • Sen sıkışınca herzamanki gibi işi seviyesizliğe vuran bir tipsin
    bu saaten sonra ciddiye alınanacak bir tarafın yok
    8 kelime 2 cümlelik hacminle ancak umumi hela kapısı karalarsın forum senin neyine
#06.01.2011 12:23 0 0 0
  • Levis-501 ilgilininceye kadar konu kilitlenmiştir
#06.01.2011 12:47 0 0 0
  • @gamLı adlı üyeden alıntı:
    hadi arkadaşım daha fazla b.k'a batmadan bırak



    Orijinali Göster...


    31.03.2011 tarihine kadar Siyaset Meydanı bölümünden men edildiniz.


    @baytesaduf2 adlı üyeden alıntı:
    Sen sıkışınca herzamanki gibi işi seviyesizliğe vuran bir tipsin
    bu saaten sonra ciddiye alınanacak bir tarafın yok
    8 kelime 2 cümlelik hacminle ancak umumi hela kapısı karalarsın forum senin neyine
    Orijinali Göster...


    31.03.2011 tarihine kadar Siyaset Meydanı bölümünden men edildiniz.

    Belliki sen çok seviyeli hallediyorsun işi...
#06.01.2011 13:56 0 0 0