Uluslararası İlişkiler

Son güncelleme: 15.01.2011 17:33
  • aöf uluslararası ilişkiler konu anlatımı - açık öğretim uluslararası ilişkiler konu özetiUluslararası ilişkiler en geniş anlamıyla bağımsız politik birimler arasındaki ilişkileri ifade eder; bu bağımsız birimler milletlerdir. Burada söz konusu olan millet ortak kimliği, ortak mirası paylaşan ve aynı duygu atmosferinde yaşayan insanlar grubunu anlatır. Bunun için bir toprak ve hükümet gerekmeyebilir. Bugün her devlet mutlaka bir millete (ya da kavme) dayanmaktadır. Bütün milletlerin (ya da kavimlerin) bir devleti olmayabilir, yani hakimiyetini kuramamış milletler (ya da kavimler) çoktur.

    Burada devlet ile millet kavramları arasındaki münasebeti de kısaca belirtmek yararlı olabilir. Yukarıda her millet (ya da kavmin) devleti olmadığını belirtmiştik. Özellikle 20. asırdan önce bu böyleydi. Bugün sınırlan belirleyen, özellikle yüzyılımızda, kavimler ve etnik gruplardır. Bunun yanında çok millet ve çok kavimli devlet de sozkonusudur. Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği, Çin Halk Cumhuriyeti böyle çok milletli devlet örnekleridir. Yine etnik grublann sınırlarla ayrıldığı ve bölündüğü durumlar da vardır. Bir lalını ine göre günümüz devletlerinin % 90′ından fazlası çeşitli etnik gruplardan vatandaşlar barındırmaktadır. Aynı geçmişe sahip olmakla birlikte devlet düzeyinde farklılaşan halklar da vardır. ABD-Kanada, Avustralya-Yeni Zelanda'da durum budur.

    Uluslararası ilişkiler, faaliyetleri ve durumları kendi dışındakiler! etkileyen ya da birbirini etkileyen aktörlerin ilişkileridir. Etkileşim karşılıklı bir etki doğurma demektir. Yani bir ilişki vuku bulmadan önce İki tarafın en azından varlığına ihtiyaç duyulur. Bu aktörlerin uluslararasında etkilediği ya da etkilendikleri faaliyetlerin tamamı uluslararası ilişkiler kapsamına alınabilir. Bu ilişkiler sadece milletler arasında resmi düzeyde değil bazan çok önemli kişiler tarafından da etkilenir. Uluslararası ilişkileri milletlerden ziyade bu alanda ondan daha geniş bir kavram olan aktörlerin etkileşimi olarak görmek mümkündür. Uluslararası organizasyonlar (Birleşmiş Milletler, NATO, Varşova Paktı gibi). Politik hareketler (Filistin Kurtuluş Örgütü, İrlanda

    Cumhuriyeti Ordusu, Ulusal Hürriyet Cephesi). Çok uluslu şirketler (General Motor, Exxon, ITT ve daha niceleri). Özel kişiler (Jımmy Carter gibi) hepsi aktör durumundadır; bunların faaliyet ve görüşleri başkalarını etkilemektedir.

    Fakat uluslararası ilişkilerde bir aktörün önemi kararlan etkiliyebilme gücüne sahip olup olmadığına;kendi kararlarını kendi basma alıp alamadığına; uluslararası sorunlara etkisinin olup olmadığına; bu etkinin sürekli olup olmadığına bağlı olarak değişir. Bütün bu boyudan dikkate aldığımız zaman uluslararası ilişkilerde hakim aktörler olarak devletler karşımıza çıkmaktadır. Devletler uluslararası ilişkilerde tek aktör değildir, ama en etkili aktördürler. Batıda, Katoliklerle Protestanlar arasındaki Otuzyıl savaşları sonuna doğru modern devletler doğmaya başladı. Otuzyıl savaşlarını sona erdirmek için Weslphalia Antlaşması, Avrupa'daki Kral ve prenslere dini konularda karar verme hakkını verdi. Bu Batıda devlet hakimiyeti nosyonunun ilk defa su yüzüne çıkmağa başladığı tarihi bir olaydır. Bu olayla devletin fonksiyonlarında bir genişleme olmuştur. Daha önceki devletler vergi artırma ve silah temin etme problemleriyle ilgilenirken modem devletin ilgi alanı genişlemiştir. Gelir temin etme ve savunma yanında ticaretin teşviki ve düzenlenmesi, refahın ve adaletin sağlanması, çevre sorunları gibi konular da devletin düzenlediği alanlar olmuştur. Devletler, uluslararası ilişkilerde daha otonom aktörlerdir. Hakimiyetlerine dayanarak kanun yaparlar ve diğerlerinin buna uymasını beklerler. Vatandaşlanmn güvenini merkezileştirirler. Toprak bütünlüğünü sağlayan tek güç olma özelliğine sahiptirler.

    Uluslararası politika, dış politika ve uluslararası ilişkiler kavranılan arasındaki kapsam farkına da bu arada değinilebilir. Bütün bu ilişkiler ayrı toplumların etkileşimi olarak karşımıza çıkar. Uluslararası ilişkiler daha kapsamlı bir terim olarak ulusla-rarasındaki politika süreç ve analizlerini de içine almaktadır. Bunun yanında uluslararası sendikalarla ilgili çalışmalar, Kızıl Haç Teşkilatı, turizm, uluslararası ticaret, taşımacılık, haberleşme, uluslararası değer ve ahlâkın geliştirilmesi de uluslararası ilişkilerin içine dahildir. Uluslararası politikanın kapsamı bu kadar geniş değildir. Resmi hükümetlerin amaçlarına dayanan veya askeri ve politik amaçlan başarmak için yaptırım aletleri olarak hükümet tarafından kullanıldıkları yerler hariç, yukarıda söylenen çoğu alanlar uluslararası politika kapsamına girmezler.

    Uluslararası ilişkiler insan gruplarının hakimiyet alanı oluşturmalarından bu yana vardır. Monarşiler, site devletleri, kıta im-paratorluklan, kavim devletlerin hepsi sabit ilişki ve politika kalıplarına riayet etmişlerdir. Fakat uluslararası ilişkilere yön veren temel değişken, güçtür. Aktörlerin faaliyetleri (savaşmak, ithalatı sınırlamak, diğer ülkeleri ziyaret etmek) ve şartlan (nüfus ve toprağın büyüklüğü, iktisadi kalkınması, askeri etkinliği) gücün gösterilmesinde önem arzetmektedir. Bu faaliyet ve şartlar aktörlerin birbirlerini etkilemelerini sağlar. Aktörler faaliyete girerken durumlarına bakarlar. Aktörün hareket serbestiyeti objektif şartlanyla sınırlıdır. Mesela Fransa'ya nükleer saldırıda bulunamaz. Buna muktedir değildir. Peru, Belçika ile savaşa muhtemelen girmez çünkü aradaki mesafe buna müsait değildir, Nepal, Japon oto sanayiine meydan okuyamaz, çünkü aradaki mesafe bunu engeller. Ama ABD geniş bir askeri imkânlar yelpazesi içinde oynama imkânına sahiptir. Yine eğer şartlar öyle gerektiriyorsa Japonya elindeki imkânlarla ihracatını otomobil ve çelikten elektronik ve kom-putüre kaydırabilir. Diğer ülkelerin böyle bir lüksü yoktur. Demek ki eldeki imkânlar ve içinde bulunulan şartlar gücün belirleyicileri durumundadır.

    Uluslararası ilişkilerde, güce bağlı olarak geçmişten günümüze uluslararası ilişkilerin sistemleşmesine de tanık oluyoruz. Bu sistemleri dört ana türde toplamak mümkündür.

    Bunlardan biri gücün tek elde toplandığı, merkezileştiği sistemdir ki, Roma İmparatorluğu ve bir dönem Osmanlı devleti döneminde durum bu idi. Zamanlarının tek hakim gücü olan bu devlet ve İmparatorluklar, dönemlerinin şartlarına ve olaylarına hakim durumda idiler.

    İkinci sistem türü 19. yy. Avrupa'sında olduğu gibi güçleri birbirine çok yakın devletlerin hakim olduğu ilişkiler tarafından belirlenir. Devletlerin hiçbiri ötekiler üzerinde aktif baskı kuramaz ve üste geçemez.

    Üçüncü sistem türü iki kutuplu sistemdir. Hem askeri güç hem de diplomatik otoriteyi elinde bulunduran ABD ve SSCB İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bu sistemi oluşturmuşlardır. Diğer devletler bu iki süper gücün etrafında kümeleşmiş ve çeşitli Antlaşma ve ittifak hareketleriyle bu güçleri merkez edinmişlerdir. İlişkiler uydulardan çok liderler arasında cereyan eder. Hatta denebilir ki uyduların arasındaki ilişkiler çok anlam ifade etmez. Bu iki kutuplu modelin bir örneğini de 1789-1815 yıllan arasında Fransa ile Avrupa'nın diğer devletleri arasındaki ilişkilerde görüyoruz.

    Uluslararası ilişkilerde dördüncü sistem türü çok kutuplu sistemdir. 1950′lerden sonra Çin'in güçlenmesi ve Sovyetler Birliği ile zıtlaşması üçüncü bir güç olarak dikkate alınmasını zaruri kılmıştır. Böylece üç kutuplu bir güç dünyası ortaya çıkmış bulunuyor. Bu tür sistemlerde bloklararası ilişkilerin esnekliği yanında blok içi dayanışma da iki kutuplu sisteme göre daha gevşektir

    Uluslararası ilişkilerde gücün ortaya konmasının çeşitli yollan vardır. Bun lan n hangisinin uluslararası ilişkilerde devreye sokulacağını belirleyen, içinde bulunulan şartlar ve muhatabın durumudur. İlişkilerde kullanılan araçlar çeşitli olabilir.

    Uluslararası ilişkilerde kullanılan birinci araç diplomasidir. Diplomasi bir devletin icra organının belli konulardaki görüşlerini diğer devlet nezdinde takdim sürecidir. Bu sürece diplomasi; süreci takip eden kişiye de diplomat denir. Diplomasi sanattır, onun için de özel yetenekler ister. Osmanlı Devleti ilk diplomatını III. Selim zamanında 1793 yılında İngiltere'ye göndermiştir. Daha Önce bu yola başvurulmamasının sebebi ihtiyaç duyulmamasıdır. Bunun da arkasında Osmanlı Devleti'nin uluslararası ticarette söz sahibi olmağa istekli olmayışı ve sahip olduğu güç yatmaktaydı.

    Uluslararası ilişkilerde etkili olabilecek ikinci araç propagandadır. Burada bir yandan propaganda yapıcısını bulmak, kullanılacak sembolleri olduğu gibi, haberleşme araç ve vasıtalarım seçmek; öteyandan hedefi belirlemek son derece önem arzeder. Propaganda her zaman istenen sonucu vermeyebilir. Onun için gerçeklerden uzak

    propaganda araçlarından uzun süre istifadeye kalkmak ters sonuçlar doğurabilir. Diplomasi nasıl görüşleri iletme süreci ise, propaganda da aynı amaca hizmet eden bir kitleleri avlama tekniğidir. Uluslararası ilişkilerde propagandaya barış zamanında olduğu gibi savaş zamanında da başvurulmaktadır. Barış zamanında propagandayı ilk kullanan ülkeler Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya1 sidir. Propagandanın temel amacı kişilerin belli biçimde düşünmelerini ve davranmalarını sağlamaktır. Hedef olarak kendi devletinin vatandaşlarını belli istikamette düşündürme, dost ülke vatandaşlarının dostluklarını sağlama, tarafsız devletlerin vatandaşlarının desteğini sağlama ve nihayet düşman devletin, vadandaşlany-la olan bağlarını gevşetme, ittihaz olunabilir.

    Ekonomik ilişkiler, uluslararası ilişkilerin en büyük kısımlarından birini oluşturur. Bugün ise bu daha da Önem kazanmış durumdadır. Ekonomiyi politikadan ayırmak artık zordur. Uluslararasında gücün kullanılmasında ekonomik şartlar bakımından da güçlü olmak büyük önem arzetmektedir. Nitekim günümüzde bu güçten yararlanmak sadece ABD ile Rusya'nın değil diğer ülkelerin de temel amaçlarından biri haline gelmiştir. Uluslararası iktisadi ilişkiler bunun en çarpıcı örnekleriyle doludur. Almanya'nın güçlü bir ülke olarak ortaya çıkması 1871′de gümrük birliğini sağlamasıyla mümkün olmuştur. ABD'nin 20. yüzyıla büyük bir ekonomik güç olarak girmesi Kuzey ile Güneyin birleşmesi sayesindedir. Aynı birleşme İtalya'da da yaşanmıştır. Ama bugün için daha farklı birleşme hareketlerine de tanık olmaktayız. Ekonomik entegrasyon hareketleri olarak ifade edeceğimiz bu gelişmelerin temel amacı iktisadi çevre şartlarını güçlendirmek ve ortaya hatırı sayılır güç olarak çıkmaktır. Bu bazan savunma bazan da saldırı şeklinde cereyan eder. Mesela OPEC'in kuruluşu bir savunmadır. Avrupa Topluluğu'nun oluşturulmasının temel amaçlarından biri "Avrupa Fikri"nİ beslemek ve eski güçlü Avrupayı ortaya koymaktır.

    iktisadi imkânların dış politika ve uluslararası ilişkilerde araç olarak kullanılması, doğrudan değil dolaylı müdahale özelliği taşır. Ülkeler ekonomik güçlerini kullanarak ödüllendirme, cezalandırma, ekonomik uydular oluşturma ya da etki alanları yaratmaktadırlar. Bunun da çeşitli yöntemleri vardır. En fazla uygulananlar "Ambargo," "Abluka", "Boykot" ve "Karalistedir." Türkiye'ye 1974′de uygulanan ABD silah ambargosu, Türkiye'nin başka alternatifi olmadığı için bir cezalandırma olmuştur. Abluka ise hem savaş hem de banş zamanında uygulanabilir. Mesela savaşan bir devletin düşman kıyılarının bir kesimine yaklaşılmasını ve buradan açık denize çıkılmasını önlemesi tam anlamıyla ablukadır. Boykot ise bir ülke vatandaşlarının, düşmanca davranışlar içinde bulunan bir başka devletin mallarını satınalmaması durumudur. Arap ülkelerinin vatandaşlarına İsrail menşeli malları dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, almamalarının öğütlenmesi bunun güzel bir örneğini teşkil eder. Karalisteye gelince; bu da bir devletin iktisadi ilişkiye girmeyeceği kişi ve kuruluşların üstesini açıklaması durumudur. Yine buna en çarpıcı örnek olarak Arap Ülkeleri vatandaşlarının yaşadıkları yere bakmaksızın kendi vatandaşlarına yahudi firmalarıyla ticari ilişki kurmalarının yasaklanması verilebilir. Bütün bu yöntemlerin etkili olabilmesi yöntemi uygulayan ülkenin veya ülkelerin ağırlıklarıyla doğru, yöntemin tatbik edildiği ülkenin alternatif üretme kabiliyetiyle ters orantılıdır. Mesela ABD ambargosu büyük ölçüde hissedilmiştir. Fakat yukarıda verdiğimiz örneklerde Arap ülkelerinin İsrail'e uyguladıkları "boykot" ve "karaliste"nin pek etkili olduğu söylenemez.

    Ekonomik tedbirlerden biri de dış yardımdır. Dış politika aracı olarak dostun düşman karşısında desteklemesi durumunda olduğu gibi, olumlu; düşmanı bağımlı hale getirme amacına yönelikse olumsuz etkileme amacıyla kullanılabilir. ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kullanılan bu dış politika aracının Avrupa'nın imarında büyük yardımı olduğu gibi, Avrupa ekonomilerine ABD'nin nüfuzunu da kolaylaştırmıştır. Truman doktrini ve Marshall yardımı adı altında başlatılan bu program Doğu blokuna karşı Batının yeniden imarını amaçlamıştı; bu yardımdan Türkiye de 100 milyon dolar almıştır. ABD'nin yardım programına benzer programlar SSCB tarafından da uygulanmaktadır.

    Dış yardımların türleri de önemlidir. Bazen insancıl amaçlarla yapılır; bu yardımlar siyasal amaç taşımazlar. Bazen varlığını sürdürmek için yapılan dış yardımlar da vardır ve ülkede statükonun korunmasına yöneliktir; politik amacı sessiz ve derindedir. Dış yardım bazen rüşvet şeklinde verilir; gelişmekte olan bir ülkedeki çıkarlarının korunması ve devam ettirilmesi amacıyla belli kişi ve programlara para verilmesi bu şekildedir. Prestij temini amacıyla yapılan yardımlar ise daha ziyade askeri yardım şeklinde görülmektedir.

    Uluslararası ilişkilerde dış politika aracı olarak kullanılan bir başka unsur iç işlere müdahaledir. Yardımlarda ileri sürülen Şartlar bir nevi içişlere karışma niteliği taşımaktadır. Karışmaya kültürel unsur farklılıkları meydan verebildiği gibi, bu nükleer dengelerden de kaynaklanabi im ektedir. Ancak belirtelim ki içişlere müdahale diplomatik niteliği olmayan kuruluşlar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. CIA, KGB gibi kuruluşlar ülkelerinde bile kontrolü zor kuruluşlardır. İçişlere karışma sadece devlet kuruluşlarıyla değil çok uluslu özel kuruluşlarla da gerçekleşmektedir. İTT'nin Şili'deki faaliyetleri buna örnek verilebilir. Nihayet içişlere karışmanın da çeşitli yöntemleri vardır. Bunlar da sırasıyla diplomatik müdahale, yeraltı faaliyetleriyle müdahale, güç gösterileri yoluyla müdahale, gerilla savaşı başlatma, askeri müdahale gibi biçimlerde olmaktadır. Rusya'nın Afganistan'a müdahalesi, ABD'nin Vietnam'a müdahalesi gibi içişlere müdahale düzenli ordular şeklinde de olabilmektedir.

    Başka şekilde çözümü mümkün olmayan uluslararası sorunlar nihai safhada savaşa dönüşmektedirler. Savaş hem toplumsal hem de maddi maliyeti itibariyle kolay göze alınacak bir iş değildir. Devleüerara-rası ilişkilerde ortaya çıkan meseleler ya pazarlıklarla ya ikna ederek veya Ödüllendirerek çözülmeğe çalışılmaktadır.

    Günümüz uluslararası ilişkileri üç temel üzerinde oturmaktadır. Bunlardan biri nükleer silahların onaya koyduğu "dehşet dengesi", ikincisi Üçüncü Dünya Ülkelerinin, bir başka deyimle bağlantısızların ortaya çıkması, üçüncüsü de uluslararası ilişkilerdeki eski dini çatışma ve telkinlerin yanında ideolojik çatışma ve telkinlerine yerlerini almış olmasıdır. Bolşevik devriminin

    1920′lerden bu yana ihraç edilme çabalan, İslam Ülkelerinde bir kendine dönüş temayülünün ortaya çıkması ve özellikle İran İslâm Devrimi uluslararası sisitemde dikkat edilmesi gereken önemli değişkenler ve ge-lişmeler olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar askeri güçleri yoksa da siyasal ve ekonomik güçleri küçümsenemiyecek durumda olan bağlantısız ülkelerin her biri süper-güçlerce kendi yanlarına çekilmeğe çalışılmaktadır. Bu durum ideolojik tırmanmaların da hoşgörü ile karşılanmasına sebep olmakta hatta bazı durumlarda, zıt da görünse bu tırmanma tercih edilmektedir.

    Bugün görünen şudur. 1970′lerden önce Doğu ile Batı arasındaki detant politikası yerini büyük ölçüde Kuzey Güney diyalogu dediğimiz iktisadi kalkınma ve dengesizlik problemlerine bırakmakta ve gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkelerin ilişkilerine dönüşmekteyse de temel güç dengesi meselelerinden fazla uzaklaşmamaya dikkat edilmektedir.


    alıntı
#10.01.2011 00:44 0 0 0
  • cnm sana ne kadar teskür etsem azdır cok teskür edrim
#15.01.2011 17:33 0 0 0