Zeliha o hale gelmişti ki çörekotundan ödağacına kadar, her şeyin adı Yusuf'tu onun için..
Yusuf'un adını başka adlara gizlemişti; mahremlerine bu sırrı söylemişti.
"Mum ateşten yumuşadı" dese; "Sevgili bize alıştı, yüz verdi" demek olurdu.
"Bakın ay doğdu" dese; "Söğüt ağacı yeşerdi" dese,
"Başım ağrıyor" dese; "Başımın ağrısı geçti, iyi...
yim", dese hep ayrı mânâları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi; birinden şikâyet etse, onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüzbinlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de...
Gönlümüze bak da şaşır kal! Çünkü gönül, senin güzel yüzünü siper ederken heyecandan eriyip yok olduğu halde, seni siper etmeye doyamadı. Bırak gönül senin uğrunda erisin yok olsun. Ama ey ay yüzlü güzel! Senin ömrün uzadıkça uzasın!..
Gölge, bazen nürun yanında olur. Bazen de onda yok olur, gider. Yanıbaşında ise, onunla beraberdir. Onunla bir sıradadır. Onda yok olmuşsa, onunla buluşmuştur, ona kavuşmuştur
Fazla Uzatmayı istemedim
ilk Çalışmam. Bu tür işlerde iyi degilim.
Gönlümüze bak da şaşır kal! Çünkü gönül, senin güzel yüzünü siper ederken heyecandan eriyip yok olduğu halde, seni siper etmeye doyamadı. Bırak gönül senin uğrunda erisin yok olsun. Ama ey ay yüzlü güzel! Senin ömrün uzadıkça uzasın!..
Sen bu yazdıklarına acemilik diyorsan bende sana birşey demiyorum be arkadaşım.Emeğine yüreğine sağlık.