Zirve-i Hiçtir Aşk Sırdır

Son güncelleme: 07.02.2012 09:05
  • İslami Güzel Sözler - Mevlana Sözleri - Filistin Mesajları - Dualar - Dualara Güzel Örnekler - İslami Resimler - İslami şiirler - İslami Menkıbeler - Duaların Anlamları - Allah Aşkı - Peygamberimize Övgü Sözleri - Ayet Ve Hadisler - Tebrizi Sözleri - Resimli Aşk Sözleri - Hz.Muhammed Şiirleri - Gül Muhammed


    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

    noimage
    "...Gel Gör benİ AŞK\'( In) Neyledİ...! "

    " "Bir Günlük Saltanatın Bitecek Taht Misali Sandığınn Hayat , Musalla Taşında...! " "



    noimage


    İbnu Yesâr (radıyallahu anh) anlatıyor:

    "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kim sabaha erdiği zaman üç kere "Euzubillahi's-semi'il-alim mineş-şeytâni'r-racim" der ve Haşr suresinden üç âyet okursa, Allah onun için yetmiş bin meleği vekil tayin eder de onlar, akşam oluncaya kadar kendisine rahmet okurlar.


    Şâyet o gün ölecek olsa şehid olarak ölür.

    Akşam vaktinde aynı şekilde okuyacak olsa, (keza sabaha kadar aynı şeyler söz konusudur).


    Tirmizî, Fedâilu'l-Kur'ân 22, (2923).







    noimage




    noimage

    Ey yüreklerinde rahmet denizleri kabaranlar
    Ey saflarda omuzları birbirini saranlar
    Ey savaşı, sabrı ve takvayı kuşananlar
    Ey tek yürek geceleri aralayan secdeler...
    Uzatın ellerinizi Allah'ın rahmetine...
    Zincirler kıracak, şafaklar ağartacak
    Kutlu ellerin üstünde
    Sonsuza dek Kardeşlerim...


    Bİsmillahirahmanirrahim


    "Gerçekten onlar Rabb'lerine iman etmiş genç yiğitlerdi... Biz de onların hidayetlerini arttırdık." Kehf

    noimage

    Hz. Mevlana : ' Beni de kendin gibi yak! "

    ve bunun üzerine Hz. Şems :

    ' Sen teslimiyeti kabul ettiğin andan beri yanıyorsun..

    Başlı basınca bir Sevda gizli yüreğinde..

    O gizli Sevdaya canlar Kurban.. '



    noimage


    noimage


    Gözyaşlarımı tutamadım..Ağlamayı ayıp sayanlara inad..Ya Rab sana ne kadar şükretsem azdır..Beni kulluğuna kendine muhatap kabul edip İSLAMA layık gördüğün için binlerce şükür binlerce hamdüsenalar olsun. .


    noimage


    Ey gönül bir derde düş kim anda derman gizlidir...

    Gel eriş bir katreye kim anda umman gizlidir....

    Terk edip canı cihanı giy feragat cübbesin

    Bu feragat cübbesinden sırr-ı sultan gizlidir...



    noimage

    "Arifler yol alırlar cahiller yolun başında beklerler ta ki

    birisi gelsinde kendisini götürsün"

    Hz.Mevlana

    noimage


    [main-arkaplan-muzik]140[/main-arkaplan-muzik]
#02.05.2011 15:31 0 0 0
  • noimage

    Hala yanağımda gözyaşımın izleri
    Savruk bir eldim ben.. tutamadım.. aktın.
    Güzçsüz bedendim ben..
    Ardından yokluğuna baktım..

    noimage



    Bir gün bunaldım. Kendimde bir heyecan oldu. Bana şöyle bir sual soruldu:

    - "Ne istiyorsun?"

    Buna karşılık şöyle dedim:

    - "Öyle bir hayat istiyorum ki onda ölmek olmaya ve öyle bir ölüm istiyorum ki onda dirilmek olmaya."

    Bunun üzerine bana:

    - "Ölümsüz hayat ve dirilmesi olmayan ölüm nasıldır?"

    Denince devam ettim:

    - "Dirilmesi olmayan ölüm halkı unutmam, onların hayrını, şerrini görmemle olur. Bundan sonra nefsim, iradem, dünya ve ahiret arzularımın hepsi yok olmalıdır. Bu türlü hislerimin benden yok olmasıdır.

    Ölümü olmayan hayat ise Hakk'ın (CC) varlığı ile var olmamdır Bu varlıkta benim hiçbir şeyim kalmamalı. Buradaki benim ölümüm var olmaktır. İradem burada Hakk (CC) iradesi ile birleşmiştir. Bu irade, iradelerin en güzelidir."



    Kaynak: Gavsulazam Abdulkadir-i Geylani (KSA), Fütûh-ul Gayb (Gizliden Sesler)

    noimage
#02.05.2011 15:39 0 0 0
  • çok süper alah razı olsun
#02.05.2011 17:39 0 0 0
  • noimage
#02.05.2011 23:37 0 0 0
  • Dedi/


    Git de dolan gel şu dünyanın seyrinde...


    Hele bir bak/gör hele/ne var imiş gayrımda...

    Korkma...

    Elbet sonunda döneceğin yer benim...

    ...
    Korkma

    Herkes bıraksa tutacağın YAR benim...

    Korkma...

    Herkes konuşsa,


    susacağın YAR benim...


    noimageSanki sustu" dedim.


    "Aşk hiç susar mı" dedi.


    "Sen susuyorsun ya" dedim.


    "Ben aşk mıyım" dedi.


    "Aşksın..." dedim.


    ...Sustu...

    OYSA SENDEN EVVEL /susmanın sana yakışan

    halini sevdim/
    ,,,,,,,,,,,,
    Sırrı tutandı..

    Söylemeyen konuşmayan..

    Tıpkı Meryem gibi

    MAHREM
#02.05.2011 23:40 0 0 0
  • noimage



    Derdimi ummana döktüm, asumana inledim
    Yare de ağyare de hal-i derunum söyledim
    Aşina yok derdime ben söyledim ben dinledim
    Gözlerim yollarda kaldı gelmedin çok bekledim

    (Süleyman Nazif)


    noimage



    "Her canlı ölümü tadacaktır"


    (Al-i İmran Suresi 185)



    Ölmeden önce yapmanız gereken on şey, yüz şey gibi listeler çok yerde
    karşınıza çıkar, çıkmıştır.
    Yeme, içme, gezme, görme vs. Listelerde hep
    bunlar olur. İlginç ve anlamlı olan şu ki, biri çıkıp da "ölmeden önce
    yapılacak bir şey" diye başlık atıp altına "ölmeden önce ölünüz" hadîs-i şerifini yazmaz.


    İbrahim Tenekeci

#03.05.2011 16:21 0 0 0
  • ÖLSEK DE RAVZA'NI RUHUMUZ BEKLER

    noimage

    ÖLSEK DE RAVZA'NI RUHUMUZ BEKLER


    Rivayet edilir ki cennetten dünya topraklarına gönderildiğimiz o günlerde, Âdem ve Havva Mekke topraklarında birbirlerine kavuştular.

    Kur'an'ın ifadesiyle bir müddet sonra "(Havva) Hafif bir yük yüklendi."

    Ve böylece, Âdem'le Havva'nın çocukları oldu.


    Mekke toprak


    Âdem toprak...


    Havva da aynı özdendi


    Bu yüzden Âdem ve Havva Mekke'den ayrılmayı hiç düşünmediler.


    Zira onlar zaten Cennet Muhacirleri idi.


    Aslında her insan özünde bir muhacir


    Belki de bundan, Âdem'in çocukları, rivayete göre yeryüzüne dağılmak ve başka yerleri de tanımak için babalarından izin istediler


    "Gidin!" demiş baba. "Ama söz verin, yılda bir kez bu toprakları ziyaret için geri geleceksiniz."


    " Söz!" demiş ve ayrılmışlar.


    İşte insanlığın Mekke sevdası o gün başlamış.


    Binlerce yıl Zilhicce'de 'baba'sına ve 'vatan'ına gidemeyen her 'evlat', "Ben gidemedim bari ya Rabbi, dualarımı Arafat'a götür, oradakilerin duasına kat!" diye dua edip yalvarmış.


    Gidemeyenler, neden gidemediklerini bilir ve bir süre sonra da mecburen bu durumu kabullenirmiş.


    Oysa Âdem'in evlatları içinde öyleleri varmış ki, her türlü teknik ve maddi imkâna sahip olmalarına rağmen, önlerine dikilenler, onları bu topraklara, hele de İstanbul'a görünmez zincirlerle bağlamışlar.


    Kâh ümmetin işleri demişler,
    Kâh devlet-i ebed müddet!
    Kâh devlet-i İslam'ın bekası için demişler,
    Kâh fitneyi bertaraf için
    Velhasılı kelâm, bırakmamışlar onları


    Tarih onların adına " Hâdimü'l Haremeyni'ş Şerifeyn" Osmanlı sultanları demiş.


    Karşılarına dikilenler, Allah'ın Kitabı'nı koymuşlar önlerine.


    Elleri kolları bağlanmış.


    Mekke sevdası, Medine aşkı, bir yumruk olmuş, takılı kalmış boğazlarına!


    İçlerinde öyleleri varmış ki bu sevda, ölümlerine uzayan yolun başı olmuş.


    Gencecik bir delikanlı imiş Sultan Osman, "İlle de Mekke'ye gideceğim, hacı olacağım." diye tutturduğunda.


    Karşısına dikilen de, Aziz Mahmut Hüdâi derler, Allah'ın bir has kulu imiş.


    "Yerine adam göndermen caizdir ama kendin gidemezsin." demiş.


    Devlet demiş, ümmet demiş, ama on yedi yaşındaki gencecik yüreğe söz geçirememiş.


    Okuyanlar bilir, sevdasının sonu ölümle bitmiş.


    Şimdi bu fakir size nasıl anlatsın; Fahrettin Paşa'nın "Vallahi seni asla terk etmem ya Resûlallah!" dedikten sonra imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sultan'ın Medine'yi terk etmesine dair emir ve ricasını aldığı andaki halini?


    Nasıl anlatsın dünya tarihinin en uzun süren seferlerinden birini gerçekleştirip Mısır'a gittiği halde yanı başındaki Mekke'ye, Medine'ye gidememesinin Yavuz'a verdiği acıyı?


    " Ben bu toprakların hâkimi değil ancak hadimi-hizmetçisiyim." dedikten sonra, aslında son derece sade ve mütevazı giyinmesine rağmen, kavuğuna sorguç takan ilk hükümdar olmasındaki sırrı


    Süpürge biçiminde yaptırdığı o sorguçlarla, " hayatındaki en büyük anlamın" Mekke ve Medine hizmetçiliği olduğunu ifade ettiğini


    Bu toprakların hâkimi değil hizmetçisi olduğumuzu laf olsun beri gelsin diye söylemediğimizi; bu yüzden 19. asrın sonuna kadar Mekke - Medine'nin kale ve burçlarına Osmanlı hâkimiyetini sembolize eden bayrak ve sancakların asılmadığını

    Mekke ve Medine idarecilerine sırf bu yüzden 'vali' sıfatı verilmediğini, onlara Medine veya Mekke Muhafızı dendiğini...


    Bütün topraklarımızda hutbeler Osmanlı padişahı adına okutturulurken, sadece Mekke ve Medine'deki hutbelerde hem Osmanlı hükümdarı, hem Mekke emiri, hem de Medine naibinin isimlerinin zikredildiğini


    Nasıl anlatsın surre alaylarını, Mekke-Medine fukaralarını?


    Gönderdiğimiz surrelerdeki para, eşya ve zahireleri dağıtırken, dağıtacağımız şeyleri ola ki seyyid veya şeriftir diye Mekke veya Medine halkına taşıtmadığımızı, surre ile gelenleri kendi gençlerimize yüklediğimizi...


    İstanbul'u ve diğer İslâm şehirlerini, Mekke-Medine'nin yanı başına getirmek için yapılan Hicaz demiryolunu


    Ta Kanuni devrinden itibaren bu iki şehrin avarız, öşür, tekalif-i örfiyye gibi vergilerden ve askerlikten muaf tutulduklarını


    Zor zamanlarımızda bütün topraklarımızdaki halkımıza ek vergiler konulurken, bu şehirlere konmadığı gibi, bin bir sıkıntı içinde ödenen bu vergilerin bir kısmının öncelikle Haremeyn'e gönderildiğini...


    Resûlullah (sas) ve komşuları gürültüden rahatsız olmasın diye Hicaz demiryolunun şehrin 1 km dışında bitirildiğini...


    Vasiyetlerinde, miraslarını Mekke-Medine fukarasına bırakan hükümdarları...


    Hasta yatağındayken, Medine'den gelen tezkireyi ayağa kalkıp, abdestli bir şekilde dinleyen Osmanlı padişahlarını...


    Ömrü boyunca edindiği 5404 adet nadide el yazma eserini Medine'ye gönderen Şeyhu'l İslâmları...


    Medine'den gelen postaları "Bunlarda peygamber şehrinin tozu var." diye öpüp koklayan sonra açıp okuyan Abdülazizleri...


    Kendisine "Çaker-i Fahri Resûl" (Resûlullah'ın kölesi) diyen Abdülmecit'i...
    " Ne diliyorlarsa derhal yapınız!" dedikten sonra, Medine halkının gönderdiği dilekçeyi okutturan, ama bunu kulakları şereflensin diye yaptıran hükümdarları...


    "Dü-âlemde kıl istishâb hân-ı Mahmûd-i adlîyi, Senindir evvel ve âhirde devlet yâ Resûlallah!" (İki âlemde de beni yanına al, evvelde de devlet Senindi, ahirde de Senindir.) diyen Sultan Mahmutları...


    Resûlullah (sas)'ın alnının değdiği yere değil, ayağının değdiği yere alnımız değsin diye, sırf bu yüzden, Mescid-i Nebevî'nin mihrabını daraltan muhteşem Kanunîleri


    Velhasılı kelâm ne bu sevgi biter, ne de bu cümleler
    noimage


    Aslında muhabbet bereket demekmiş meğer


    Yıllardır çözememiştim, Osmanlı hükümdar ve valide sultanlarının neden Ravza'ya ısrarla şamdan gönderdiklerini...


    Vakit hicret vakti


    Kubâ'dan Medine'ye gelmiş O gül yüzlü.


    Ensar-muhacir-Nebî el ele bir mescid inşa etmişler ilk olarak.


    Sonra o mescidi kuru hurma dalları ile aydınlatmışlar ihtiyaç olduğunda.


    Aradan yıllar geçmiş.


    Tam dokuz yıl sonra Medine'ye Filistin'den bir papaz çıkagelmiş.


    Adı, Temim ed-Dari imiş.


    Bir zaman sonra Müslüman olmuş.


    Mescidin kuru hurma dalları ile aydınlatıldığını görünce, Şam'dan getirdiği birkaç zeytinyağı kandilini mescide asmış.


    Bir akşam vaktiymiş.


    Resûlullah (sas) mescide gelince gül yüzünde güller açmış:


    " Mademki sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da seni nurlandırsın."[1] demiş.


    Yani bu kandillerle Mescid-i Nebevî'yi aydınlatmak, Resûlullah duasına mazhar olabilme ümidinin hal diline yansıması imiş.


    Acaba bundan mıydı Sultan Bayazıt-ı Veli'nin, elinin emeği ile kazandığı parayı Ravza'nın kandillerine yağ alınsın diye göndermesi?


    Borcumuzun boyumuzu aştığı dönemde Peygamber mescidini ilk defa elektrikle aydınlatan II. Abdulhamid, bu duadan nasibini almamış olabilir mi?

    " el Meded ey Maden-i Nur-ı Hûdâ" demişti Yavuz.


    Sen tam 492 yıl önce çağırmıştın onu ya Resûlallah:
    " Haremeyn'in hizmeti Selim'e verilmiştir. Durmasın gelsin!" demiştin.


    O da: " Emrin olur ya Resûlallah!" demişti.


    Şimdi biz şairin ifadesi ile diyoruz ki:


    Gelmemiş Türkçe'de Lebid, Hassan'ın,
    Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka.
    Yolunda baş veren Al-i Osman'ın,
    Lâl ile yazdığı tarihten başka.
    Yapamaz Ertuğrul evladı Sensiz,
    Can verir cânânı veremez Türkler.
    EBEDÎ HÂDİMU'L HAREMEYNİNİZ,
    ÖLSEK DE RAVZA'NI RUHUMUZ BEKLER.

    [1] İbn Sa'd



    Oya Kaycıoğlu
    Siyeri-Nebi Dergisi Mart 2010
#03.05.2011 16:51 0 0 0
  • noimage

    Sanma şahım,herkesi sen sadıkâne yâr olur,
    Herkesi sen dostun sandın, belki ol ağyâr olur sadıkâne,
    Belki ol cihâna serdâr olur
    yâr olur, ağyâr olur, serdâr olur, didâr olur...
    *Yavuz Sultan Selim*
#04.05.2011 23:45 0 0 0
  • noimage




    noimage



    Şu rahmete bakın ki,

    insanlar bütün azalarıyla günah işlerken,
    sadece diliyle yaptığı tövbeyle af olunuyor..


    Aziz Mahmud Hüdai Hz.
    noimage
    Leyla değilim dost, lakin çağırırsan çöllere gelirim..
    Sana yalan halde gelmem, toplarım özümü yalın halde gelirim..
    Kapıyı çaldığımda kim o dersen, ben olmam kapında sen olur gelirim..
    Sen gel de yeter ki, yola yük olmam, yol olur gelirim..

    noimage
    Ey kalbim!
    Aşk mezhebinde yanıp da yakılan uslu kalbim!
    Sen benim Yusuf'umsun, ben ise ağlamaktan gözleri görmez olmuş Yakup'um.
    Sen benim sabrımsın, ben yaralar içinde Eyyub'um.
    Sen Tur-i Sina'sın, ben elinde yorgun bir asayla Tuva vadisinde dolaşan Musa'yım.
    Sen Azer'sin, ben İbrahim'im.
    Sen İsmail'sin ey kalbim.
    Ben seni kurban etmeye geldim.
#04.05.2011 23:47 0 0 0
  • noimage


    Gördükçe hal-i zarını Mahbub eder ihsan sana

    Terket heva-yı ıyşını, lütfeylesin canan sana
    Sarf etme zayi vaktini, vermez şifa seyran sana.
    Ey derde derman isteyen, yetmez mi dert, derman sana.
    Ey rahat-ı can isteyen, kurban olan candır sana.





    ...


    Şeyh Es'ad Erbilî K.s.



    "Bir sızı var kalbinde;ALLAH (c.c.)sevgisinden gayrı şeylerin dindiremediği...Bir açlık var içinde; O(c.c.)'nun zikrinden başkasının doyuramadığı...Bir susuzluk var dudağında;O (c.c.)'na yakarış dışındakilerin gideremediği..."
#06.05.2011 11:40 0 0 0
  • harikasın nivarana ellerine sağlık..
#06.05.2011 11:53 0 0 0
  • harikasin
#08.05.2011 02:47 0 0 0
  • Çok teşekkür ederim gönlünüze sağlık olsun arkadaşlar..
#08.05.2011 22:09 0 0 0
  • noimage

    Aşkına yandığı inci gözlerini gördü Zeyd'in gözleri...


    O an geçti anadan babadan yardan..


    Taif'te ve Akabe'de sımsıkı tuttu ellerini..


    Heyhat..Olamadık Zeyd'in gözleri ve elleri..
#09.05.2011 19:15 0 0 0
  • noimage
    hayatt..
    sen hep mi zordun
    insanlar gittikçe çoğaldığı için mi yoruyorsun
    yoksa büyüdüm diye mi
    sorun nerde?
    sen de mi / bende mi
    nereye döneceğimi şaşırdım
    dursam böylece
    daha ne kadar barındırırsın beni içinde
    bu çıktığım
    yokuş mu
    karanlıklar içindeyim
    göremiyorum
    ayağımı yanlış yere bassam düşeceğim değil mi
    ürperdim iyice
    anladım sen yokuş değilsin
    dikkatli ol..
    ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
    ..

    - şems -

#10.05.2011 15:25 0 0 0
  • noimage
    Günahın külleriyle kararmış bir yüz,
    Mahcubiyet deryasında kapanmış bir göz,
    Şirazesi düşmüş bir ömürle,mahşerin meydanına
    Geldiğimde Ey Nebi,ben de ümmetinden bir garibiim..
    Ne olur unutma beni..
    Unutma beni..
#10.05.2011 15:35 0 0 0
  • Fakirlik, hâline şükredip kimseye şikâyet etmeyerek ihtiyacını gizlemektir.* İbrahim Havvâs (Rahmetullahi aleyh)
#11.05.2011 10:34 0 0 0
  • Namaz kılmak, yalnız Allahü teâlâdan korkan müminlere, kolay gelir.* İmâm-ı Rabbânî (Rahmetullahi aleyh)
#11.05.2011 10:37 0 0 0
  • noimage

    Bir elif gibi yalnızım...

    ne esrem var ne ötrem...

    ne beni durduran bir cezmim,

    ne bana ben katan bir şeddem var...

    ne elimi tutan bir harf,

    ne anlam katan bir harekem...

    kalakaldım sayfalar ortasında...

    bir okuyan bekledim, bir hıfz eden belki...

    gölgesini istedim bir dostun, med gibi...

    sızım elif sızısı.....

    ..Alıntı..

    noimage
#11.05.2011 23:06 0 0 0