Dinlerarası dialoğu tartışalım

Son güncelleme: 27.12.2012 01:48
#28.05.2011 14:51 0 0 0

  • Dinler arası diyalog kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır.Bu misyon aslında Mesihi ve incili bilmeyenlere ve diğer dinlere messup olanlara yöneliktir.
    Birinci bin yılda Avrupa hristiyanlaştırıldı.
    İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı.
    Üçüncü bin yılda Asyayı hristiyanlaştıralım.
    (papa II. Paul)


    Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki, bu faliyeti, kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilisenin bütün faliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesihin sevgisini ve Mesihin sözlerini nakletmeye yöneliktir.
    Bu sebeple diyalog, kilisenin incili yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır..
    (pietro rossano Vatikan konsül sekreteri)


    Bütün insanlar hz. İsasya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak kilisede birleşmeli ve onun vucudu olan kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir; ama bu hedef hiç degişmez:
    Bütün insanları hristiyanlık dinine sokmaktır nihai maksadımız
    (towards a pastoral approach to culture- Vatikan yayini)

    Adamlar Niyetlerini bu kadar açık belirtmişken hala ne diye diyaloga girmenin derdindeyiz.

    1-) Hak din ,semavi din (İslam)

    2-) Aslı bozulmuş dinler (Hırsitiyanlık , Yahudilik gibi asılları semavi olmakla beraber günümüzda tahrif olmuş dinler)

    3-) Batıl dinler (asılları itibariyle de semavi olmayan Budism , Mecusilik gibi dinler)
#28.05.2011 15:12 0 0 0
  • Üç Büyük Tehlike Nedir ?

    Üç büyük tehlike,islam alemi üzerinde ve özellikle vatanımızın toprakları üzerinde ki müslümanlara oynanan itikadımızı bozmaya yönelik oyunlardır.Üç Büyük Tehlike şunlardır ;

    1 . Diyologçuların misyonel faaliyetlere yol açıp,insanların Hıristiyanlaşmasına ve neticede Türkiye'nin bölünmesine sebep olması.

    DİYALOG bir Vatikan Projesidir ve bu üç tehlikeden en büyüğü budur.Bu proje ; Vatikan tarafından projelenen ve Türkiye'den bir takım hocaları,ilahiyatçıları ve cemaat liderlerini kullanarak ; "Yahudi ve Hristiyanların'da cennete girebileceği" görüşünü topluma empoze etme amaçlı yapılan bir projedir.Bu şekilde müslüman halkı 'ne de olsa hepimiz cennetliğiz' düşüncesine sokarak,Hristiyanlaştırmaya çalışmaktır. Halbuki bu konuda pek çok açık ayet ve hadisler mevcuttur.DİYALOG'çulara karşı yapılan reddiyeleri,yazıları sitemizde bulabilirsiniz.

    2 . Ehl-i Beyt mezhebi adı altında sünnî Müslümanların Şî'ileştirilmesi.
    3 . Selefî düşünce adı altında Vehhâbiliğin aşılanması

    Bu üç projenin ayrıntılarını,verilen cevaplar ve karşı açıklamalarla sitemizde bulabilirsiniz.
#28.05.2011 15:17 0 0 0
  • Hakikaten de bizler büyük bir imtihanın içindeyiz.

    Artık İslam'ı değil imanı kurtarma zamanı gelmiştir.Dinlerarası dialog; imanın kalpten uçup giderilme çabasıdır.Gavurun teslis inancıyla müslümanın tevhid inancını birbirine çorba edip karıştırarak saçma ve sapık bir amentüde buluşma noktasının temellerini atmaktır.Bunun başka izahı da yoktur.Müslümanlar kayıtsız şartsız Allah'a teslim olmadığı müddetçe bu badirelerden asla kurtulamayacaklardır,ve yaptıkları amellerini boşa çıkaracaktır.Bu gidişat çok kötüdür. Dinlerarası dialog şimdi ki adı "MEDENİYETLER İTTİFAKI" olmuştur.Şimdi bu isimle müslümanlar aldatılmaktadır.Uyanık olalım İslam'ın neresinde olduğumuzu idrak edelim...
#29.05.2011 14:12 0 0 0
  • Diyalogcular, Nursi'nin Yakasından Düşün! (ALINTI)


    Bediüzzaman'la Papa'nın görüşlerini benzer addedecek kadar savrulan bir akademisyenin, Risale talebelerinin belli bir kısmından kabul ve tasvib görüşünün hazin hikayesi...

    Bediüzzaman'a zulmediyorsunuz!

    1953'te Fener Patriği Athenagoras ile görüşen Üstad Bediüzzaman, ona, Kur'an'ı Allah kitabı, Resulullah Efendimizaleyhissalat u ves selam'ı da, Allah'ın tüm insanlığa gönderdiği son peygamber olarak kabul etmesini ve bunu ilan etmesini salık (tavsiye) vermişti. Bu görüşmeye yer veren kaynaklardan hiçbiri, Bediüzzaman'ın, Hıristiyan muhatabıyla herhangi bir 'asgari müşterek' (en küçük bir ortak nokta) arayışına girdiğine dair en ufak bir ayrıntıdan söz etmiyor.

    Tekrarlamaktan dilimizde tüy bitti, yine de söyleyelim:

    Biz şehadet ederiz ki; İslam yegane (biricik) Hak Din'dir

    Hıristiyanlık ve Yahudilik muharreftir (değiştirilmiş ve bozulmuştur) Salikleri (tabileri), müşrik olduklarından ve Allah Resulü aleyhissalat u ves selama iman etmediklerinden dolayı asla ve kat'a ehl-i necat değillerdir Onlarla itikadi bağlamda hiçbir ortak noktamız, hiçbir ittifak alanımız, hiçbir asgari müştereğimiz yoktur

    Hep kesişme noktası olarak lanse edilip durulan 'ortak Allah inancı' terkibi de, çok ucuz bir aldatmacadan ibarettir. Çünkü onların zihinlerinde yaşatıp durdukları teslise (üçlemeye) dayalı Tanrı akidesinden, Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) münezzehdir, beridir.

    Kainatı Var Eden'e and olsun; üçü birleyip, biri üçleyenler kafir olmuşlardır

    Biz bunların tümünün hak olduğuna şehadet ederiz.

    Biz ederiz de, Üstad'ımız Bediüzzaman'ın ilmi terekesine (mirasına) ve dasitani (destansı) hayatına baktığımızda da bundan farklı bir hususa rastlamayız. O, Ehl-i Kitab'a yaklaşım noktasında, katiyyen ve katıbeten, bugün duruşlarını kendisiyle refere eden bir takım zatların yaşadığı türden bir bakış bulanıklığına düçar olmamıştır. Bu fikri şaşılık bizim meselemizdir.

    Soralım kendimize: Onun, ahir zamanda ihtida ederek (hidayete ererek) İslam'a dehalet edeceklerini (gireceklerini) müjdelediği bir kısım Ehl-i Kitab için kullandığı ifadeleri, -tümüyle mesnedsiz usüllerle- bugünün müşrik Hıristiyanlarına teşmil ediyorsak, can sıkıcı bir çarpıtmanın faili olduğumuzu artık anlamalı değil miyiz?

    "Herkesi kendi konumunda kabul" tekerlemesini dilimize doladığımız halde, maksadımızı aşıp batılı meşrulaştırıyor olabileceğimiz endişesini hiç taşımıyor oluşumuzda bir tuhaflık yok mu gerçekten? Devrin hakim cereyanları neler ise onların rüzgarında yelkenlerimizi şişirmeyi itiyad (alışkanlık) edinmişken ve her inanç pozisyonunu 'muhterem' saymak gibi nevzuhur (yeni türeme) saplantılara sahipken, hakikati izafileştirdiğimizi hatırlatanlara "Söyletmen, vurun!" hoyratlığıyla mukabele edişimizin akli ve mantıki bir izahı var mıdır?

    At izinin it izine bu ölçüde karıştığı bir içtimai vasatta, Hakk ile batılın aynı tezgahta satıldığı bu keşmekeş çağında, asli vazifemiz ayrım noktalarını öne çıkarıp ehl-i imanı teyakkuza sevk etmek iken, farklılıkları yok sayan ve ümmetin itikada müteallik (inançla alakalı) kırmızı çizgilerini buharlaştıran sade suya tirit sulh manifestoları döşenmenin neye mal olacağını hesap ediyor muyuz sahiden?

    Bugün sokaklarda akıp giden gayr-ı müslim hayatların, modern tasallutun (bastırmanın) iğvasıyla (ayartmasıyla) bu hale geldiğini bile bile, hala bu tahripkar (yıkıcı) jargonun ağzıyla konuşuyor oluşumuzu, Huzur'da izah edebileceğimizden bu kadar emin olmalı mıyız acaba?

    Peki, bu meyanda (arada) ortaya konan hakkaniyetli ve halisane (samimi) uyarılara kulak tıkıyor oluşumuzun mukni (ikna eden) bir açıklaması var mıdır? "Eleştirinin karşısına muvaffakiyetlerle çıkmak" türünden illüzyonların dışında, fikri muhalefete değer verdiğimizi, bırakınız değer vermeyi, tahammül ettiğimizi izhar eden kaç örnek gösterebilmekteyiz?

    Yoksa müşriklere coşkuyla açılan kollarımızı, mü'minlere sille vurmak için mi kullanıyoruz?

    *

    Bunları yazmama ne mi sebep oldu?

    Risale-i Nur okuyanlara hitap eden bir internet sitesinde, sırf Bediüzzaman'a olumlu atıfları var diye muteber biri imiş gibi el üstünde tutulan bir profesörün, Thomas Michel'in, artık duymaya çok alıştığımız, tahşidatına maruz kalmaktan sıdkımızın sıyrıldığı beyanlarına takıldım. Bu batıl yordama, ehl-i Risale nezdinde hüsn-ü kabul görecek çok değerli sözler muamelesi yapılmasındaki garabet canımı sıktı.

    Önce, Hıristiyanlığı hak din olarak pazarladığı intibaı veren mezkȗr akademisyenin sözlerine baktım; sonra ömrü tevhidi ikame etme mücadelesi ile geçmiş Üstadımı tahattur ettim (hatırladım). Böyle devasa bir imani cehdin, bu türden sade suya tirit uzlaşma türkülerine meze yapılması, kanıma dokundu. Onun Ehl-i Kitab'a müteallik hakikatli tahlillerinin, bugünkü çarpık diyalog yorumuna mesned kılınmasında ifadesini bulan ucuzculuk fazlasıyla ağrıma gitti.

    İşte şu satırlar, 'esef edilesi' o konuşma ve sunumundan:

    Diyarbakır Dicle Ünirversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen "Kültürlerarası Diyalog ve Önemi" konulu konferansa konuşmacı olarak Prof. Dr. Thomas Mıchel katıldı.

    Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi'ndeki konferansa bilim adamları ve öğrenciler büyük ilgi gösterdi. Chicago İlahiyat Birliği tarafından Din Bilimleri Doktora'sı ile ödüllendirilen Thomas Mıchel'i onlarca kişi ayakta dinledi. Mıchel, Ankara'da öğretim görevlisi olarak çalışırken öğrencilerinin kendisine verdiği küçük notları daha sonra Said-i Nursi'nin eserlerini okuduğunu ve çok etkilendiğini dile getirdi. Michel, "Nursi'nin eserlerinden edindiğim ilhamla çok sayıda makale ve eser yazdım." dedi.

    Diyaloğun eski defterleri açıp yaraları kaşımak olmadığına dikkat çeken Michel, "Diyalog Müslümanlık ile Hıristiyanlık arasında etkileşimi sağlamak, birbirini anlamaktır. Benim düşünce tarzım Said-i Nursi'nin öğretilerinden alınan ilhamlardır. İki dinin kültürü sadece ekonomik ya da siyasal anlamda değil, sevgi ve kardeşlik konusunda birbirinin yanına gelme ve birbirini anlamayı ister. İki dinde de ibadet ve bu ibadetlerin nasıl yapılacağı konusunda birer rehber gönderilmiştir. Bu bağlamda bize öğretilen insanın kendi nefsiyle dünyayı yaşamayı değil, Allah'ın verdiği öğütlerle yaşamasıdır." dedi.

    Bediüzzaman Said Nursi'nin yıllar önce insanların gerçek düşmanının cehalet ve ayrımcılık olduğunu söylediğini belirten Michel, "Bugün bize düşen tek şey düşmanı karşımıza almaktır; yani cehaleti. Bunun için de diyalog gereklidir. Diyalog, sadece gerekli değil aynı zamanda büyük bir ihtiyaçtır. Hayatımın son 40 yılını çok sayıda İslam ülkesinde geçirdim. İki din arasında faklılıklar değil büyük benzerlikler var. Hatta modern çağda bile büyük benzerlikler var. Öncelikle bu iki dinin de mensubu Allah inancı dışında kalamayacak bir yaşam ister. Her ikisi de hem ekonomik hem de sosyal yolda Allah'ın gösterdiği yolda ilerlemek zorunda kendisini hisseder. Günümüzde iki din arasındaki farklılıklar kasıtlı olarak abartılmaktadır. Benzerlikler dile getirilmemektedir. Aynı şekilde Türkiye ve ABD vatandaşlarının da ortak yönleri çoktur. İkisi de aç gözlü değil sadece daha refah bir ortamda yaşamayı istiyor." şeklinde konuştu

    Said-i Nursi'nin eserlerinde çizdiği haritaya göre kötülüklere karşı mücadele etmeleri gerektiğini anlatan Michel, iki dinin de bu anlayışı kabul görmesi gerektiğini iddia etti. Hristiyanlara göre Müslümanların zararlı insanlar olmadığını belirten Michel sözlerini şöyle sürdürdü: "Ancak ABD'nin bazı yerlerinde Müslümanları terörist olarak görenler var. Allah'ın insanlara verdiği değerleri kazanmak için bu zararlı düşüncelerden bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor. Kesinlikle Müslümanlar açısından da Hıristiyanlar zararlı değiller. İki tarafın savaşta olduğu dönemde bile eserler yazan Said-i Nursi bu konuda böyle şeye değinmemiştir."

    İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdülkerim Ünalan ise üniversite olarak halkla olan ilişkilerine büyük önem verdiklerini söyledi. Ünalan, "Dinimiz ve peygamberimiz diyaloğa büyük önem vermektedir. Bunun en küçük parçası ailedir. Dinimiz diyalog için selamlaşmayı tavsiye eder. Onun için 3 günden fazla küs durmayı haram kılmıştır." diye konuştu.

    *

    Bir de bu haber metninin altına yazılan şu yorumu buraya dercedelim:

    Üstadımın, Müslüman İseviler tabiratını porf. dr. Michelle ne güzel, yerine oturuyor. Aziz üstadımı rahmet ve minnetle anarken değerli kardeşimi de bütün samimiyetimle tebrik ediyorum. Bu tükenmez hazine olan Risale-i nuru dünyaya duyurmasını fakir ve zayıf bir kardeşi olarak tavsiye etmeyi bir görev biliyorum.

    Bu yorumdaki, 'değerli kardeşim' terkibi, mezkȗr profesörün müslüman olduğunu ima ediyor; Thomas Michel'i çok iyi tanımıyorum; kendisi ihtida etti de, haberimiz mi yok! [1]

    *

    Her neyse, yazıyı bir itiraf ve ilanla (!) bitirsek iyi olacak:

    Tamam kardeşim, en çok işi siz yapıyorsunuz! Müslümanları terörist olarak yaftalayan tezviratı, stratejik hamlelerinizle, yalnız siz önlüyorsunuz! Terennüm ettiğiniz barış türküleri sayesinde, müslüman coğrafyada cari zulmü siz durduruyorsunuz!

    Kafire uzattığınız zeytin dalıyla, İslam dünyasından yükselen iniltilere siz son veriyorsunuz! Müslümanların önünü en çok siz açıyor, hareket alanımızı en fazla siz genişletiyorsunuz! Hepsine tamam! Hepsine eyvallah!

    Ama artık çekin elinizi Bediüzzaman'ın üzerinden! Artık büyüdünüz; her yerde sözünüz geçiyor, her yerde sazınız çalınıyor Üstad'a ne hacet? Onu anmasanız da kabul görüyor, ondan bahsetmeseniz de takdir ediliyorsunuz Hal böyleyken ne diye onun adını batıl sözlerinizle aynı çerçeve içine yerleştiriyorsunuz!? Düşün yakasından! Hatırasına zulmetmekten vazgeçin!

    Onu rahat bırakın!

    Burak Ertürk,
    http://www.darulhikme.org.tr

    [1] Risale-i Nur okurları arasında mebzul miktarda hayranı olan bu batıl fikirli adamın kendi adıyla anılan internet sitesinde yer alan şu sözleri, ne tür bir zihniyeti sena ettiğimizi ve nasıl bir projeye muhatap olduğumuzu tesbit adına ibretle okunmalı:

    "Risale-i Nur'u incelemeyi sürdürdükçe, Said Nursi'nin yaklaşımları ile Hristiyan yoldaşlarımın yaklaşımları arasında var olan benzerlikler ve paralellikler karşısında hayrete kapıldım! Bir Katolik olarak, Said Nursi ve Papa VI. Paul ile Papa II. John Paul'ün fikirlerinin ne denli yakın olduğunu keşfetmek beni derinden etkiledi
#30.05.2011 02:11 0 0 0
  • Dinlerarası dialoğunun sakıncalı olduğuna dair işaret eden ayetler...

    ÂL-İ İMRAN SURESİ

    98. De ki: Ey ehl-i kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?
    99. De ki: Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
    100. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden kafir yaparlar

    101. Size Allah'ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah'a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
    102. Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
    103. Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
    104. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.
    105. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibiolmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
    I06. Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü (düşünün.) İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanızyüzünden tadın azabı! (denilir).
    107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler; orada ebedî kalacaklardır.

    108. İşte bunlar, Allah'ın, sana hak olarak okuduğumuz âyetleridir. Allah hiçbir kimseye haksızlık etmek istemez.
    109. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İşler, dönüp dolaşıp Allah'a varır.
    110. Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız: Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi önceleri ) içlerinde iman edenler vardı; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.
    111. Onlar (ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardımda edilmez.



    NİSA SURESİ
    59. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatınagöre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.
    60. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.
    61.Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

    62. Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince hemen, biz yalnızca iyilik etmek ve arayı bulmak istedik, diye yemin ederek sana nasıl gelirler!
    63. Onlar Allah'ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle.
    64. Biz her peygamberi -Allah'ın izniyle- ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Resûl de onlar için istiğfaretseydi Allah'ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.
    65. Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.
    66. Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.
    67. O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükâfat verirdik.
    68. Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.

    69. Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîkler, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!
    70. Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.
    71. Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (gerektiğinde) topyekün savaşın.
    76. İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.
    82. Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.
    83. Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun neolduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.
    84. Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası (sebebiyle) sorumlu tutulmazsın. Müminleri de teşvik et. Umulur ki Allah kâfirlerin gücünü kırar (güçleriyle size zarar vermelerini önler). Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.
    85. Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.
    88. Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüştür). Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!
    89. Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.

    89-Bu mübarek ayet, kâfirlerin müslümanlar hakkındaki kötü maksatlarını ve onların dost tutulmaya lâyık olmadıklarını bildiriyor, İslâm varlığını korumak ve savunmak için şarttan mevcut olunca onlara karşı cihadda bulunulmasını emrediyor ve onlardan kimlere karşı savaşta bulunulmamasını tayin ederek bu husustaki pek yüksek dinî siyaseti şöylece göstermiş bulunuyor. O münafıklar (Arzu etmişlerdir ki) temennide bulunmuşlardır ki, (kendilerinin kâfir oldukları gibi siz de kâfir) olasınız, ve temennide bulunmuşlardır ki, siz de kâfir (olup onlar ile) küfürde (eşit bıılıınasınız) artık ey mü'minler!. Onların bu kötü maksatlarını anlayınız, (o halde onlar Allah yolunda) sizin gibi sahih, imanlarını kuvvetlendiren bir hicret ile (hicret edinceye kadar onlardan dost edinmeyiniz) onlar imân ettiklerini açıklasalar da yapmacıktır, ona ehemmiyet vermeyiniz. (Eğer yüz çevirirlerse) Allah'ın birliğine imândan kaçınır, öyle münafıkça bir hâl üzere durmak isterlerse (artık) cezayı hak etmişlerdir, (onları her nerede) gerek harem bölgesi dışında ve gerek içinde (bulursanız tutunuz) esir alınız, (ve öldürünüz) haklarında diğer kâfirlere yaptığınız muameleyi yapınız (ve onlardan ne bir dost) bir yaran, bir ahbap (ne de) onlardan sizin için düşmanlarınız üzerine (bir yardımcı edinmeyiniz.) Bilakis onlardan tamamen uzak durunuz.

    90. Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.
    150. Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip "Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız" diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu;
    151. İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
    152. Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara (gelince) işte Allah onlara bir gün mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
    170. Ey insanlar!Resûl size Rabbinizden gerçeği getirdi (bunda şüphe yoktur), şu halde kendi iyiliğinize olarak (ona) iman edin. Eğer inkâr ederseniz, göklerde ve yerde nevarsa şüphesiz hepsi Allah'ındır. (O'nun sizin inanmanıza ihtiyacı yoktur). Allahgeniş ilim ve hikmet sahibidir.
    171. Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesîh, ancak Allah'ın resûlüdür, (o) Allah'ın, Meryem'e ulaştırdığı "kün: Ol" kelimesi(nin eseri)dir, O'ndan bir ruhtur. (O'nun tarafından gönderilmiş, yahut teyit edilmiş, yahut da Cebrail tarafından üfürülmüş bir ruhtur). Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. "(Tanrı) üçtür" demeyin, sizin için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancakbir tek Allah'tır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
    172. Ne Mesîh ve ne de Allah'a yakın melekler, Allah'ın kulu olmaktan geri dururlar. O'na kulluktan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakında huzuruna toplayacaktır.
    174. Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.
    175. Allah'a iman edip O'na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendinden bir rahmet ve lütuf (deryası) içine daldıracak ve onları kendine doğru (giden) bir yola götürecektir.

    EVET KARDEŞLERİM... İŞTE APAÇIK KUR'AN AYETLERİNDE BU ŞEKİLDE MÜSLÜMANLARI UYARIYOR.HEM SONRA, BİZ MÜSLÜMANLARIN YAPABİLECEĞİMİZ TEK ŞEY; ONLARLA İYİ GEÇİNMEYE ÇALIŞMAK, TEKNOLOJİLERİNİ ALIP KULLANMAK,İYİLİKLERDE BULUNMAK,ONLARA İKRAM ETMEK, KENDİ KÜLTÜRMÜZÜ ONLARA TEBLİĞ ETMEK, ONLARLA İSLAM'A UYGUN TİCARET YAPMAK,ONLARA KARŞI HOŞGÖRÜLÜ OLUP DİNDEN TAVİZ VERMEMEK BAŞLICA GÖREVİMİZDİR.HELEDE ONLARIN MEDENİYETLERİNİ ALIP D AİSLAM MEDENİYETİNİ ARKA TARAFA ATMAK İSLAM'A EN BÜYÜK İHANETTİR.

    TESLİS İNANCIYLA TEVHİD İNANCI ASLA EŞİT VE BİR DEĞİLDİR.DİNLERARASI DİALOGTA TESLİS İNANCIYLA TEVHİD İNANCINI ORTAK BİR AMENTÜ GİBİ GÖRMEK ALLAH'A YEMİN EDERİM Kİ O KİMSE DİNDEN ÇIKMIŞTIR.BU YÜZDEN BİZİM DİNLERARASI DİALOĞA DEĞİL, MÜSLÜMANLARARASI DİALOĞA İHTİYAÇ VARDIR.MÜSLÜMANLAR BİRBİRİNDEN KOPUK OLDUĞU HALDE GAVURLARLA DİALOG KURMAMIZ GELECEK NESİLLERİMİZ İÇİN EN BÜYÜK KAYIP VE TEHLİKELERDENDİR.HÜLASA, BİZ ONLARIN DİNLERİNİ KABUL EDECEĞİMİZE, EN GÜZEL BİR ŞEKİLDE İSLAM'I ONLARA ANLATARAK ONLARI DİNİMİZE DAVET EDERSEK İŞTE ALLAH'IN RIZASI BUNDADIR.YOKSA GAVURLARIN İSTEDİĞİ BİR İSLAM ANLAYIŞI ASLA KABUL EDİLEMEZ.ILIMLI İSLAM, ILIMLI MÜSLÜMAN SAFSATASI MÜSLÜMANLARIN DÜNYA ÜZERİNDE HAKİM OLMASINI ONLARA KORKULARI ATIP KENDİ İDEOLOJİSİNE KATMAKTIR.YANİ KENDİLERİNİ BENİMSEYEN KABUL EDEN BİR MÜSLÜMANLIK ANLAYIŞIDIR. KAFİRLERİN İSTEDİKLERİ DE BUDUR.

    EY MÜSLÜMANLAR!.ŞUNU İYİCE BİLİN Kİ GAYRİ MÜSLİMLER ASLA SÖZÜNDE DURMAZLAR.BUNLARA HİÇ GÜVENİLMEZ.

    BİZ ÇANAKKALE HARBİNİ NİYE YAPTIK, BİZ İSTİKLAL HARBİNİ NİYE YAPTIK? BUNLARI BOŞUNA YAPMIŞ OLMUYOR MUYUZ?? NEDEN?ÇÜNKÜ MADEM DİNLERARASI DİAOLGLA GAVURUN UŞAĞI, İŞÇİSİ, KÖLESİ ONLARIN BATIL YOLLARINI BEĞENECEKTİK 2 DİNLİ OLACAKTIK BU HARPLERİ NİYE YAPTIK O ZAMAN.BOŞUNA ŞEHİTLER VERMİŞ OLMUYOR MUYUZ?.

    HAÇLI SEFERLERİNİN MAKSADINI HER HALDE BİLİYORSUNUZ.O HALDE MÜSLÜMAN SAF OLMAMALI, UYANIK OLMALI VE TEDBİRLERİ ELDEN BIRAKMAMALIDIR. KİM 2 DİNLİ OLURSA YANİ DİNLERARASI DİALOG SAFSATASINI KABULLENİRSE O İNSAN DİNDEN ÇIKMIŞ OLUR MAAZALLAH, VESSSELAM...
#01.06.2011 07:55 0 0 0
  • Papa: Dinler arası diyalog mümkün değil
    Roma Katolik Kilisesi lideri Papa 16. Benediktus, dinler arası diyaloğun gerçek anlamda mümkün olamayacağını, ancak kültürler arası diyalogdan söz edilebileceğini belirtti ve ekledi:
    23 Kasım 2008 16:20

    16. Benediktus, İtalya'nın eski Senato Başkanı Marcello Pera'nın yeni kitabıyla ilgili yazdığı mektupta, dinler arası diyaloğun "kişinin kendi inancını parantez içine alması" anlamına geleceğini savunarak, "Dar anlamda dinler arası diyalog mümkün değildir" görüşünü dile getirdi.

    Papa, Pera'nın iki gün sonra piyasaya çıkacak "Perche Dobbiamo Dirci Cristiani" (Hristiyan Olduğumuzu Neden Söylemeliyiz) başlıklı yeni kitabıyla ilgili yazdığı mektupta ilginç görüşleriyle dikkati çekti. Pera'nın kitabında önsöz olarak da yer alacak mektubun metni, bugün İtalyan gazetelerinden Corriere della Sera tarafından yayımlandı.

    Çok kültürlülüğün de mümkün olmayacağını savunan 16. Benediktus, Pera'ya hitaben, "Eserinizdeki özgürlük ve çok kültürlülüğe ilişkin çözümlemelerinizden de etkilendim. Eseriniz, çok kültürlülük kavramındaki iç çelişkiyi, bunun siyasi ve kültürel açıdan mümkün olamayacağını da gözler önüne seriyor" ifadelerini kullandı.

    Pera'nın dinler arası diyaloğun gerçek anlamda mümkün olamayacağı biçimindeki görüşüne hak veren Papa, bu konuda şu görüşe yer verdi:

    "Dinler arası ve kültürler arası diyaloğa ilişkin çözümlemeleriniz de benim açımdan son derece anlamlı. Eseriniz, dar anlamda bir dinler arası diyaloğun mümkün olamayacağını, esas itibariyle dinsel kararın kültürel uzantılarını irdeleyen kültürler arası diyaloğun ise geliştirilmesi gerektiğini son derece iyi açıklıyor. Bu sonuncusuyla ilgili olarak, kişinin kendi inancını parantez içerisine almadığı sürece gerçek bir diyalog mümkün olmayacağı gibi, esas itibariyle dinsel inanca dayanan kültürel uzantıların da kamu önünde ele alınması gerekiyor. Diyalog, karşılıklı düzeltme ve zenginleşme de ancak bu çerçevede mümkün ve gereklidir."

    Mektubunda, liberalizmin Hristiyanlığın Tanrı anlayışından bağımsız biçimde ele alınamayacağını da savunan Papa, "Eseriniz, liberalizmi temellerinden hareketle irdeleyerek, liberalizmin özünün köken itibariyle Hristiyanlıktaki Tanrı anlayışına uzandığını gösteriyor. Eseriniz, liberalizmin bu esası inkarı durumunda kendi temelini kaybettiğini ve kendi kendini ortadan kaldırdığını da ortaya koyuyor" dedi.

    AA

    Eee, şimdi bizim kardeşlerimiz bu dinlerarası dialog meselesine ne diyecekler bakalım?..Bu sözler hıristiyan aleminin en büyüğünden çıkıyor...
    Artık düşünme vaktiniz gelmedi mi?...Biz, bir kez daha haklı çıktık...Defalarca yazdık, dinlerarası dialog bizim için olmaz diye!...Ha bre dayatmanın artık anlamı kalmamıştır.Geçmiş olsun .Uyanın artık!
#01.06.2011 08:53 0 0 0
  • noimage

    Sonunda bu da oldu. Dinlerarası diyalogcular ve Avrupalılaşıyoruz deyip kafirleşenler muradlarına erdi. Fener Rum Patriği Bartholomeos, İzmir Alaçatı`da 88 yıldır Müslümanlar tarafından ibadethane olarak kullanılan Pazar Yeri Camii`nde ayin yönetti!

    AŞAĞIDA Kİ LİNKİ TIKLAYIN

    Nihayet iş gerçekleşti


    Fethullahçılar ne diyecekler buna?....

    BİZ BOŞUNA KONUŞMUYORUZ.
#01.06.2011 12:14 0 0 0
  • Bu bir isyandır, kimse buna karşı çıkmasın bu mesele bizi ilgilendirir.

    Ey müslüman Türkler ve kürtler ve diğer ırklara mensup olan müslüman kardeşlerimiz!..

    Sayfalar dolusu dinlerarası dialogla ilgili birçok şeyler yazdık.Lakin bizim sözümüzü dinlemek istemeyen Fethullahçıların içyüzünü böylece piyasaya çıkarmış olduk.Daha bunlar ne ki?Dinde taviz verilirse olacağı olan budur. :

    Gavurların camii ziyaretlerine bir şey demiyoruz ancaaak, camiilerimizde ayin yapmalarına asla müsamaha gösteremeyiz.
    Ey dinlerarası dialoğu hararetle savunanlar! Sizler kiliseye gidip orada namaz kılsanız bu Allah katında makbul mü olur?.Asla olmaz, zira kiliseler müşriklerin yeridir.Bir müşrik, hıristiyan, yahudiler camilerimizi bu şekilde kendilerine ibadete açıyorsalar o zaman bizde deriz ki "Ayasofya Camiisini de biz yeniden açalım" diyoruz.Bakalım bu kafirler ne diyecekler?.

    Binlerce yazıklar olsun bu dialogculara!Yazıklar olsun yazıklar olsun.İşte meyveleriniz ve verdiğiniz tavizler....

    Merak etmeyin bunlar daha hiçbir şey değil.Yarın kendi mahallenizde ki camiilere girip de ayin yaparlarsa ne yapacaksınız.Gelsinler bizim camii de yapsınlar bakalım nasıl cesaret edebiliyorsa gelsinler, görsünler bakalım dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğiz onlara.

    Diyalogcuları Allah'a havale ediyoruz.Allah nasıl diliyorsa size öyle muamele yapsın, başka birşey demiyorum...
#01.06.2011 12:48 0 0 0
  • Dialogçuların burada haklı tarafı yoktur.Onlar ancak büyük bir gaflet veyanılgı içinde boçalıyorlar.Gelsinler burada bizimle tartışsınlar bakalım meselenin içyüzünü detaylarıyla birlikte irdeleyelim diyorum.
#06.02.2012 18:21 0 0 0
  • Fethullah Gülen Soruya Cevap Vermek Yerine Kaçmayı Tercih Etti... Gülen'e Şok Soru;


    Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir'in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen'i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.

    Gülen ABD Pensilvanya'da yaşadığı 110 dönümlük göletli çiftliğinde, Türkiye'den dört gazeteci ile görüştü. Haber Türk gazetesi yazarı Serdar Turgut, CNN Türk Yayın Danışmanı Ferhat Boratav, 5N+1K programı yapımcısı Cüneyt Özdemir ile Zaman gazetesi yazarı Bejan Matur.

    Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir'in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen'i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.

    Fethullah Gülen'in yaşadığı çiftlik daha önce Hiristiyan yaz kampı olarak kullanılıyormuş. Şimdi Fethullah Gülen cemaati kullanıyor..!

    Time dergisinde Nisan 2010'da yayımlanan bir yazıda Fethullah Gülen'in ilk çalışanlarının da Hıristiyan misyonerler tarafından eğitildiği açıklanmıştı.

    İşte o satırlar:

    "Gülen'in metodu Katolik Cizvitler'in dini iyi bir eğitim ile yaymasına benziyor. Zaten Gülen'in ilk çalışanları da, Afrika ve Güney Amerika'da deneyim kazanmış Hıristiyan misyonerler tarafından eğitildi."

    Fethullah Gülen'in Hrsitiyanlığı,Yahudiliği ve Müslümanlığı birleştirerek, hoşgörü-diyalog ayakları ile dünya üzerinde yeni bir din oluşturma ve bu dinin lideri olma amacında olduğu akla geliyor, yürüttüğü faaliyetlere bakınca. Özellikle "Diyalog" ve "Hoşgörü" kapsamında İslama zarar verici radikal adımlar atması, bu hevesini açıkça ortaya koyuyor. Maalesef bu konuda kendisini destekleyen ve gaz veren de çok. Bugünlere de böyle geldi.

    Cüneyt Özdemir'in çiftlik ile ilgili izlenimleri, daha önce basına yansıyan görüntülerle aynı.

    "Fethullah Gülen Pensilvanyanın hemen yakınında 110 dönümlük bir çiftlikte yaşıyor. Türkiye'den ayrıldığında cemaatin öğrencilere eğitim amacı ile aldığı bir çiftliğe gelmiş yerleşmiş. Çiftliğin girişinde basit bir kulübe var. Arazinin içinde yaklaşık 10-15 müstakil ahşap bina dağılmış. En büyüğü üç katlı kahverengi bir bina. Bugün Gülen Cemaatine evsahipliği yapan bu çiftlik eskiden bir hristiyan okulunun yaz kampı olarak kullanılıyormuş. Ağaçların arasında yürürken karşınıza araziye ait bir göl çıkıyor. Şaşırıyorsunuz"


    Mavi Marmara ile ilgili daha önce "İsrail'den izin alınmalıydı" sözleri büyük tepki çekmişti. Bu defa daha çok tepki çekecek bir şey söyledi. Evet..Mavi Marmara'da hunharca katledilenler şehit değilmiş..! Cüneyt Ülsever anlatıyor:

    "Sohbetimiz sırasında konu İsrail ve Mavi Marmara gemisine geliyor. Fethullah Gülen Mavi Marmara'da pek çok gönüllünün sürekli tekrar ettiği "şehit olmaya gidiyoruz" retoriğine şiddetle karşı çıkıyor. Böylesine bir şeyin şehitlik bile kabul edilemeyeceğini söylüyor."

    İsrail aleyhindeki kısımlar sebebiyle STV'de yayınlanan Tek Türkiye dizisine bile ayar vermiş:

    "Bir ara konu STV'de yayınlanan Tek Türkiye dizisine geliyor. Hatırlayacaksınız bu dizi Stv'nin Kurtlar Vadisine alternatif olarak çektiği bir dizi. Gülen'in daha önce İsrail ile Türkiye arasında çeşitli diplomatik krizlere neden olan bu dizinin sıkı bir takipçisi olduğunu anlattıklarından anlıyoruz. Hatta dizinin içindeki kimi radikal bölümlerinin bizzat değiştirilmesini istediğini de söylüyor."
    Türkiye deki her şeyi yazarları bile tek tek internetten takip ediyormuş. Yani cemaat'in Türkiye'de yedikleri naneden ve ülkeye verdikleri zarardan, haberi yok değil..! Cüneyt Özdemir bunu şu cümleleri ile anlatıyor:

    "Bir gün once New York'dan yaptığım yayını seyretmiş. 'Arasıra arkadaşlar internet üzerinden gösteriyorlar yayınlarınızı takip ediyorum' diyor. Şaşırıyorum"

    Ve işte Fethullah Gülen'i kahvaltı masasından kaçırtan soru Hanefi Avcı'nın yazdığı kitapla ortaya çıkan ve yıllardır Türkiye'yi geren olaylar... Türkiye'deki cemaatin tüm operasyonlarını 35 yaşındaki Kozanlı bir gencin yönetiyor olması Orduya karşı yürütülen operasyonlar, polis ve adliyedeki yapılanmalar vesaire.. Cüneyt Ülsever bir kitap yazıyor ve bu konuları çok merak ediyor. "Önemli İşler Dairesi" isimli kitabını yayına hazırlarken çok şey öğreniyor. İşte tüm bunları düşünerek o şok edici soruyu soruyor:

    "Sohbet ilerledikçe Fethullah Gülen daha rahat konuşuyor. O konuştukça biz de rahatlayıp sorularımızı daha net bir şekilde sormaya başlıyoruz. Lafı hiç dolandırmadan soruyorum.

    "Türkiye'da çok tartışılan konulardan bir tanesi cemaatin içindeki yöntemler. Sizin rahatsız olduğunuz olmuyor mu? Siz cemaat adına cemaatçilerin yaptıkları herşeyin farkında mısınız? Rahatsız olduğunuz var mı?" diye kafadan soruyorum.

    Hafif bir sessizlik oluyor ama Fethullah Gülen kendinden emin. Bazen kendi iradesine rağmen aşırı davrananlar olabileceğini söylüyor. 'Bana rağmen benden daha çok uğraşanlar olabilir" diyor. Onlara uyarıları direk 'Şunu neden böyle yaptın?' ya da 'Bunu böyle yapma!' şeklinde değil sohbet toplantılarında telkinlerle bildirdiklerini söylüyor.

    Söyler söylemez de rahatsızlığı nedeni ile içeriye gitmesi gerektiğini söylüyor. Masadan kalktığında yardımcıları tatlı tatlı da olsa net bir şekilde 'Daha fazla siyaset konuşulmamaması gerektiğini ve başka soru sorulmaması gerektiğini' vurguluyorlar.

    Ve bu gazetecilerin kahvaltı masasındaki son konuşmaları oluyor.
    Daha sonra ağaçlarla kaplı göletli villalardan oluşan malikanenin patika yollarında dolaşırken cemaatin önde gelenlerinden biri lafı ağzından kaçırıyor:

    "Mesela senin sorduğun soruyu başkaları alıp 'Bakın Gülen kendi cemaatini bile kontrol edemiyor' diye aleyhimize kullanabilirler. Oysa böyle bir durum yok."

    Görüşme sırasında Fethullah Gülen, Türkiye'ye dönerse yaşamak istediği yer olarak ise hiç çekinmeden İzmir olduğunu söylemiş. İzmir halkı, ABD'de göletli villalar içinde çiftlikte yaşayarak, arkasına dış güçleri alarak Türkiye'nin altını üstüne getirenleri, değil İzmir'de Türkiye'de bile yaşatmaz. Bu ülkenin düşmanlarını, Kurtuluş savaşında düşmanları denize döktüğü gibi döker..!

    Görüşmeyi yapan gazetecilerin şaşırtan yönü ise, görüşmeyi ballandıra ballandıra ve çok olağanüstü bir şeymiş gibi anlatmaları. Büyülü bir hava varmış gibi vermeleri. Türkiye'den uzakta ABD'de göletli villalardan oluşan bir çiftlikte ünlü bir kişi ile karşılaşınca böyle oluyor galiba Yavaş yavaş alışırlar, ünlülerle konuştukça, onların da sıradanlaştığını

    Görüşmeyi sitesinde yayınlayan Cüneyt Özdemir'e cemaatin destekçileri yorumları ile müthiş gaz vermişler. Talimat üzerine yazıldığı belli olan tek tip yorumlar oldukça belirgin ve yağ damlıyor!

    KAYNAK: dipnot.tv
#06.02.2012 18:22 0 0 0
  • Kuran-ı Kerimin bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kuran-ı Kerimin gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevratın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)

    noimage

    noimage

    Fethulah Gülen'in bir siyonist olduğunu defalarca söyledik Fethullahçılar veya dinlerarası dialogçular bana fitnebaz demişlerdi.Buyursunlar bakalım şimdi bu kitabında ki ifadelere açıklık getirsinler bekliyorum onları...

    Başka sitelerde de tartışmalarımız devam ediyor.
#06.02.2012 18:26 0 0 0
  • AL-İ İMRAN SURESİ-64."De ki Ey Ehl-i Kitap!
    Sizinle bizim aramızda ortak olan kelimeye gelin; Allah'tan başka mabud
    tanımayalım, O'na hiçbir ortak koşmayalım, birimiz bir diğerimizi de
    Allah'tan başka rabler edinmesin! -Eğer bundan yüz çevirirlerse- deyin
    ki: Şahit olun biz muhakkak ki ona teslim olanlar (Müslümanlar)ız

    BU AYETİ BAZ ALARAK YOLA ÇIKAN DİALOGÇULAR ORTAK NOKTADA TEVHİD
    İNANCINI HIRİSTİYAN VEYA YAHUDİLERE ANLATABİLİYORLARSA BUNA KARŞI
    ÇIKAMAYIZ.ANCAK TESLİS İNANCINI KENDİSİNE ŞİAR EDİNEN HIRSİTİYANLARLA
    AMENTÜDE ASLA BİE DEĞİLİZ.BU MÜBAREK AYETİ KENDİ KAFALARINA GÖRE TE'VİL
    EDİP DE BURADA KİMSEYİ KANDIRAMAZSINIZ.TEVHİD İNANCINI KABUL ETMEYEN
    HIRİSTİYAN VEYA YAHUDİLERLE BİZİM DİNLERARASI DİALOG KURMAMIZ MÜMKÜN
    DEĞİLDİR.ŞAYET BU TEVHİD İNANCINI KABUL EDENLER ZATEN MÜSLÜMAN OLMUŞ
    OLURLAR.ONLARIN DİNİ ONLARA BİZİM DİNMİZ BİZEDİR.BAŞKA LAFI EVELEYİP
    GEVELEMEYE DE GEREK YOKTUR.
#06.02.2012 18:27 0 0 0
  • [video=youtube;eCw2SFTmMvQ]http://www.youtube.com/watch?v=eCw2SFTmMvQ[/video]

    Bu videoyu izleyen dinlerarası diyalogçular bir kez daha iyi düşünsünler.Kimlerin art niyetli oldukları apaçık meydana çıkmıştır.
#17.12.2012 08:19 0 0 0
  • Diyaloğu başlatan kim?

    İki asıra yakın zamandan beri Papalık, Misyonerlik faaliyetleri ile Hıristiyanlığı Ortadoğu’ya yaymaya, cahil Müslümanları Hıristiyanlaştırmaya çalışmaktadır. Fakat, Afrika ülkeleri gibi, dinden haberi olmayan sadece isimleri Müslüman olan ülkelerde başarı elde etmelerine rağmen, İslamiyetin aslına uygun bir şekilde bilindiği ve yaşandığı, Müslüman ülkelerde istedikleri neticeyi alamadılar. Bunun neticesinde, Misyonerlik faaliyetlerine destek verilmesi için Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü projesi gündeme geldi.

    Bu çalışmaları yapan Konsil ilk defa 1962'de bu konuyu görüşmek için toplandı. Daha sonraki toplantılarla da misyonerlik faaliyetinin bir parçası olmak üzere “Diyaloğa” önem verilerek devam ettirilmesi kararlaştırıldı. II. Paul'ün 1991 yılında ilan ettiği Redemptoris Missio (Kurtarıcı Misyon) isimli genelgesinde aynen şöyle diyordu: “Dinlerarası diyalog, Kilise'nin bütün insanları Kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. “

    1964 yılında 2. Vatikan Konsilinde kurulan 'Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası'nın 1973 yılında, sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano, Sekreterya'nın yayın organı Bulletin'deki bir yazısında şunu belirtiyordu: "Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki bu faaliyeti, Kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil'i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise'nin bütün faaliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesih'in sevgisini ve Mesih'in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilise'nin İncil'i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır."

    Pietro Rossano, ayrıca diyaloğun şartlar gereği ortaya çıktığını, İseviliği ilk yayan Havarilerin metodu olduğunu şöyle ifade etmektedir:

    “Kilisenin henüz bulunmadığı yerlerde tesis edilmesi için yapılan bir faaliyet olarak anlaşılan misyon, artık diyalog olmadan başarıya ulaşamaz.”

    Diyalog Kilise Misyonunun bir parçası

    1984 yılından beri "Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası"nın başkanlığını yapan Kardinal Francis Arinze ise, geçmişten bugüne gelinen noktayı anlatırken bunun Kilisenin bir misyonu olduğunu ifade etmektedir: "Papa VI. Paul'ün vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinlerarası diyalog, Kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir" (Bulletin, 59/XX - 2, 1985, 124).

    Papa’yı ziyaretinde Fethullah Gülen de bu konuyu vurgulamıştır:

    “Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz.” (F. Gülen’in Papa’ya mektubundan, Zaman,10.2.1998)

    Nihai hedeflerini de Papa II. Paul'un 2000 yılı mesajında şöyle bildiriyordu: "Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım."

    Müslümanlar cephesinde ise; “Dinlerarası diyaloğun kararlı bir destekçisi ve teşvikçisi”nin Sayın Fethullah Gülen olduğu, Hocaefendi’nin onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yayını “Küresel Barışa Doğru” kitabında bildirilmektedir. Yine aynı kitaba göre, Fethullah Hoca’nın, Papa II.Paul ile görüşmesinden önce bu diyaloğu daha önce başlatan üstadı Saidi Nursi’dir. Bediüzzaman Saidi Nursi’nin, bu konuda, Papa XII. Pier ile yazışma yaptığı, 1950’li yıllarda Fener semtinde ikamet etmesinin, Rum Patrik Atenagoras ile de yapılan diyaloğu kolaylaştırdığı aynı kitapta ifade edilmektedir. Dinlerarası diyaloğun lüzumu ile ilgili Hocaefendi’nin yayınlanmış pek çok makalesi ve kitabı var. (Mesela, “Hoşgörü ve Diyalog İklimi” kitabı tamamen bu konu ile ilgilidir.)

    Diyanet ve İlahiyat fakülteleri de diyaloga destek vermektedirler.

    23/24.10.2003 tarihleri arasında; ülkemizde, bölücü faaliyetlerde bulunduğu iddiası ile kapatma davası açılan Alman Konrad Adenauer vakfının, Armada otelinde düzenlediği, “Türkiye ve Avrupa’da Din, Devlet ve Toplum- Dinlerarası Barışçı bir Ortak Yaşam için Olanaklar ve Engeller” konulu konferansa katıldım.

    Bu toplantıda “Dinlerarası Diyalog” projesinin önde gelen temsilcilerinden Prof.Dr. Niyazi Öktem yaptığı konuşmada bu projeye kimlerin destek verdiğini şöyle dile getirdi:

    “80’li yıllarda başlattığımız “Dinlerarası Diyalog” projesinde hayli mesafe aldık. Bu konuda bize en büyük desteği Diyanet verdi. Sayın Başkanın gün boyu aramızda bulunması bunun en güzel ispatıdır. Sivil kuruluşlardan ise destek, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan geldi. Vakfın onursal başkası Fethullah Gülen Haca bize büyük destek verdi. Bütün bunların üstünde, Diyalog konusunun Türkiye’de ki mimarı, öncüsü Prof. Dr. Mehmet Aydın’dır. Her birine huzurunuzda teşekkür ediyorum.”

    Son zamanlardaki diyalog toplantılarında olduğu gibi, bu toplantıda da, “Yahudi temsilcileri” göremedim. Yahudiler uyanık. Baktılar bu işbirliğinde kendilerine bir fayda yok, parsayı Hıristiyanlar toplayacak, bunun için diyalog projesine mesafeliler.

    Siyasi cephede ise, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel ve bir kısım siyasiler diyaloğa tam destek vermişlerdir.

    Müslümanlardan, diyaloğa destek verenlerin, niyetlerini tam bilemediğimiz için, bir yorum getirmek sağlıklı olmaz. Zaten bu pek de önemli değil. Önemli olan diyaloğu başlatan, yönlendiren “Vatikan”ın niyeti ve gayesidir. Şimdi biraz da bunun üzerinde duralım.
#27.12.2012 01:48 0 0 0