İnsan her şeyi elinde tutamaz hiçbir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı acı dolu garip bir ayrılıktır her an
Mutlu aşkım yoktur.
Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşarım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardından tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerim için
Mutlu aşk yoktur.
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur
Bir tek aşk yoktur acıya gark etmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın yara
Bir tek aşk yok yaşayan göz yaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da...
Aragon..
Zaman mı geç kalıyor..Yoksa sen mi geç kalır oldun artık zamana...
Duymak istemezsin ama bitmişlik ve panik var duygularımda..
Ve beklemek...
Eskisi kadar kolay değil..
Eskisi kadar güçlü değilim ben..
Seninle buluşmamız ne kadar zor olsa da,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Beş dakika baş başa kalmamız suç olsa da
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Çağırsam bile gelme,yorulma ne olursun,
Sen üzülme,incinme,kırılma ne olursun,
Beni yanlış anlama,darılma ne olursun,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Bir gün bensiz kalsan da benimle yaşamanı,
Aşkımı değerini sır gibi taşımanı,
Nemli bakışlarınla resmimi okşamanı
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Senden tek dileğim var,özel imtiyaz değil,
Kulun başka bir kula ibadeti farz değil,
Haşa!Yaratan gibi beş vakit namaz değil,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum..
Bir hayatın başlangıcından,
Söze aldım seni canım.
Yaşamın ilk hevesinde,
Göze aldım seni canım...
Bebekliğin ilk doğuşunda,
Hayatın ilk yokuşunda,
Geleceğin göz doluşunda,
Selam ettim seni canım..
Çocukların çantasında,
Hayatın ilk adımında,
İlk okuma hevesinde,
Öğrenmenin rehberinde,
Mekteplerin kitabında,
Sevdim seni...
Seni canım...
Kalem defter sağ elimde,
Söz söyletmem dilimden,
Vatanımın alfabesinde,
Saydım seni...
Seni canım...
Evimizin karşısında,
Bakkalcının sokağında,
Çocukların misketinde,
Saldım seni..
Seni canım...
Büyüdüm senin sevginle,
Okudum seni aşkın her kelimesinde,
Dikildi karşıma el alem,
Vurmak istediler yüreğime,
Vurdurmadım yüreğimi, vurdum,
Can aldım uğruna,
Günahlandım sana,
Sana canım...
Suçluyum ilk cezamda,
Mahkemenin kapısında,
Hakimlerin karşısında,
Savcıların duruşunda,
Dilekcemde söz sahibi,
Yazdım seni..
Seni canım...
Öfkelendi gül topraktan,
Nefes vermedi yapraktan,
Can alıyor toprak sudan,
Suyla içtim seni,
Seni canım...
Büyüdüm senin sevginle,
Okudum seni aşkın her kelimesinde,
Dikildi karşıma el alem,
Vurmak istediler yüreğime,
Vurdurmadım yüreğimi, vurdum,
Can aldım uğruna,
Günahlandım sana,
Sana canım...
CANIMMMMMMM çok güzel bir şiir yüregini ÇOOOOOOK SEVİYORUMMM..
Senden önce uyandım ve seni şarkımızla uynadırıyorum AŞKIM
Ağlamışsın gözyaşın sileyim
Söyle derdin nedir ben bileyim
Eğer yalnızsan sırdaşın olayım
A yarim can yarim cananım ol
Al beni beni al yarim canlansın anılar
Sar beni beni sar yarim kopsun fırtınalar
Gül beni beni gül yarim dinsin gözdeki yaş
A yarim can yarim cananım ol
Ellerim ellerini atıyor
Gözlerim gözlerini soruyor
Yar sensiz günler geçmek bilmiyor
A yarim cn yarim cananım ol
Al beni beni al yarim canlansın anılar
Sar beni beni sar yarim kopsun fırtınalar
Gül beni beni gül yarim dinsin gözdeki yaş
A yarim can yarim cananım ol
Bugün.
Bir eksiklik var yanımda..
Tamamlamaya çalıştıkça eksilen,
Sol yanımdan sen..
Sağ yanımdan hayat.
Gözlerimden yaşam.
Ellerimden aşk..
Eksik bir şeyler var...
Eksikliğimden kalan..
Tamamlamak istediğim,
Tamamlanmayan,
Yaşama arzumda yaşanmayan,
Bir eksik var...
Her zamanki gibi başlıyorum hayata..
Yaşamaya sarılıyorum gerektiğince,
Sol yanımdan eksik sen..
Sağ yanımdan aşk..
Tamamlanamıyorum kendimden..
Kendimden eksik kalıyorum.
Seni sevmeye başladığım yerden...
Başlıyorum yeniden, yeni baştan..
Başım ağrıyor dünyanın dönmesinden..
Dönüyorum başa,
Yeniden seni sevmeye başlıyorum..
Sevmenin zor olduğunu biliyorum da.
Sol yanımda tamamlamaya çalışıyorum..
Solum devrimdir,
Davası sen..
Oysa seni seviyorum..
Seninle benden başlayan,
Bir şeyler eksik,
Bir yanımda sen var..
Diğer yanımda sen eksik...
Bugün.
Bir eksiklik var avucumda...
Dokununca hissedilmeyen bir duygu..
El değince elimden eksik kalan..
Oysa avucumdan yürek ısıtıyorum..
Yaşamanın mecburiyetini de biliyorum.
Ölümün mecburiyetini de.
Ve sevmenin bedelini de biliyorum..
Biliyorum...
Biliyorum da..
Bildiğime hakim olamıyorum.
Sol yanımda şahlanan..
Çocukluğumdan bir an.
Seni o anda sevdim.
Sol yanımdan..
Bugün.
Bir eksiklik var hayatımdan.
Yaşıyorum...
Yaşamıyorum gibi de değil..
Yaşamak sonsuz bir gerçek değil biliyorsun..
Sonu olan.
Ama sonu bilinmeyen bir gerçek..
Ben seni bu gerçeğin içinden seviyorum..
Bir gerçeğin gerçekliğinden.
Seni sevmek..
Bir şeyler eksik,
O da bu gerçeğin sonunu görmemek..
Bir gerçek daha var..
Ama o da eksik.
Ölüm...
Sonsuz tek gerçek ölüm.
Ben, ölüm içinde seni sevdim..
Ama ölümün sonsuz gerçeği de,
Ölümsüz değildir..
O gerçeğin de hükmü,
İnsanda değildir...
"Her bir gerçekte sevdim seni..
ama hiç bir gerçekte sana sahip olamadım"
(Yaşamda da, ölümde de, sahibimiz var biz kuluz)
Dün sen vardın yalnızlığımın gecesinde
Gökyüzünden yıldızlar yağdı
Avuçlarımda toplayamadım
Düşler kurdum salkım saçak
Göremedim içinde seni
Eski bir resim gibi, siyah beyaz
Yüzün soluk, kalp kıvrımı dudakların
Üzüm karası gözlerin, iri bakışların
Yılların çizgileri yansımış yüzüne
Kırık dökük yıpranmış kenarları resmin
Ellerimde tuttuğum
Kayıp giden zamandı belkide
Geri dönüşü olmayan bir yoldu
Koyulup ta geri dönemediğim
Neydi aradığım
Başım ellerimin arasında, beynimde bin bir düşünce
Kayıp zamanı geri döndürmek mi? Yoksa
Yitirdiklerimizi bulmak mı?
Hiçten yok oluşumuz mu? Hangisi sen söyle!
Dün sen vardın yalnızlığımın gecesinde
Bugünde yine sen olacaksın
Sessizce geleceksin o muhteşem gülüşünle
Dün yalandın, bugün gerçek
Hangisi sen söyle, yine sessiz gülüşünle ...
Eğer
O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,
hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın
O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,
Kızgın kumlarda uzun uzun yattıktan sonra bedeni denizin serinliğine bırakmak...
Sabahları kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak...
Bir doktor muayenehanesinin kapısından şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak...
Yaz sıcağında,bir öğle uykusunun mahmurluğunu buz gibi birdilim karpuzla atmak...
Bir bahçenin önünden geçerken duyduğunuz hanımeli kokusu...
Sabah uyanıp o gün tatil olduğunu hatırlamak...
"Artık bitti"derken sizi arayıvermesi...
Yaşlı ana babanızın hâlâ çaldığınız kapının arkasında ya da hattın öbür ucunda olması.
NE GÜZELDİR...
Fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesi...
Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları...
Evinizden,pişmekte olan etli biber dolmasi kokusunun yayılması...
Soğuktan titrerken elinize tutuşturulan bir bardak çay...
Meteliksiz bir gününüzde çoktandır giymediğiniz ceketinizin cebinden para çıkması...
Uzun, sıcak bir çınaraltı.
Sabahtan beri ayağınızı vuran ayakkabıları çıkardığınız an...
Sudan bir sebeple küstüğünüz arkadaşınızla barışmanız...
NE GÜZELDİR...
Dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi...
Ağrının dinmesi...
Yıllar sonra bir gün bir yerde, çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak...
Yağmurdan sonra, açan günes...
Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek...
Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak...
Tuttuğunuz takımın ezeli rakibini yenmesi...
NE GÜZELDİR...
Yıkanmış,ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarının koynunda uyumak...
Bir sandalın kenarına oturarak bacakları denize sallandırmak...
En sevdiğiniz yemeğin ilk lokmasını ağzınıza aldığınız an...
En önemlisi,nefes almak, konuşmak, duymak, yürümek, görmek,anlamak...
NE GÜZELDİR...
VE NE GÜZELDİR;
ARKADAŞLARINIZDAN, SEVDİKLERİNİZDEN SEVGİLİNİZDEN,
ALACAĞINIZ SICACIK BİR MERHABA,
MERHABAAAAAAAAAAAAAAAAA!!!
Uykusuzluğun kapısını kapattı gözlerim
Umutsuzluğu ise sandığa kilitledim.
Sesine dokunduğumda yüreğim çınladı;
Yankılarını yola çıkardım.
Yolun sonu gözlerin,
Yolun sonu ellerin,
U m u d u m . . .
Hayallerime sardım seni
Ninnilerim kundakta.
"Ya al beni, ya gideceğim!" diyen tenim
Küle dönmekte; GEL!
Uzat ellerini konuşsun parmakların
Gözlerin dokunsun yüreğime;
Sensiz çok
Issızım...
Uyurken seyrettiğim son hâlin ezberimde
Gözlerime çizmişim seni
Uzaklara dalıp gittiğin o sabah kahvaltısı
Hâlâ aklımda!
Gözünü diktiğin ufuklarda ben yoktum,
Orada sen de yoktun;
Biliyorum...
"Ben âşık olmam." dedim,
"Olursun!" dedin;
Oldum
Dilim, alışkın olmadığım cümleler kuruyor artık.
Senli oyunlar var sahnemde; sensiz
Rolünü üstlenmiş hayalin çıplak!
Sessizliğini bozamadı yazdığım replikler
Beyaz boyalı bir evde oynanıyor son sahne
Balkonu denize bakıyor
Aç kapıyı gel artık, insin son perde;
B e k l i y o r u m . . .
Sana uzanamayan elim hırçınlaştı;
Yüreğime vurdu.
Dilim pervasızlaştı;
Kalemime vurdu.
Çaresizlik sildi güneşin rengini, griye boyadı.
Rüyalarıma çağırdım seni;
Soğuk bakışın orada da içimi yaktı
Anlam veremediğim
Kızgınlığının küllerini savur artık!
Kırk yıllık yalnızlığım sen/delemeye başladı...
Köşe başını dönerken balıkçı kasabasında
Ucuz muydu hayatım, yoksa pahalı mı;
Hesabını yapmadım!
Yaşadım
C a n ı m d a n c a n k o p t u ğ u n d a!
Bedelini ödedim masanın;
Anladım!
Yüreğime su serpecek
Bir tek söz düşseydi dilinden keşkelerime
Ağla/mazdım
Acı/mazdım...
Bak bir ömür geçti üstünden;
Yokluğundan bir hayat doğurdum
K a y b e t t i ğ i m c a n d a n . . .
Sen hâlâ yok saymaktayken güneşin doğuşunu
İnkârlardayken sabah seherini
Geceler ab-ı hayat oldu bana düş bahçelerinde.
Arada bir başımı uzattığımda
Yüzüme inen tokatın rakı bardağındaki buz gibi
Sersemletti yüreğimi ama soğutmadı;
Coşan yüreğim yaşamadı seni!
Küllenmeyen ateşi söndürmeye niyetli satırlarımın
İçinde boğuldum.
Kurtarmam imkânsız artık aşkı bir başıma;
Göğsünde kapandı gözlerim
Konuşmayı beceremedin bari g e lmeyi dene!
Elinden gelirse, yüreğin yeterse
Sadece "Seni seviyorum!" de; dene