Giden ve dönmeyen, bilen ve asla bildiklerinden şaşmayan,
gözleri yaşlı içi boş gibi görünen ama
bir o kadar kalbi dolu bir adamsın sen.
Bildiğim ama bilmediğimi iddia ettiğim
sayısız sonsuzluk birimlerinden biri olsan da her ne kadar,
ben seni o bilinmezliğinin içindeki saf benliğinden tanıdım
yolların sonuna doğru giderken.
Bildiğim ama söylemediğim şeylerin hepsi seni anlatıyordu içimde.
Seni bu kadar sevmemin,
senden gidemememin,
yine de karşına çıkmaya bu kadar çekinmemin
ve sana bu kadar uzak kalmaya çalışmamın sonucunca
neler gördüğümü bir sorsan,
bir anlasan içimdeki bu yangını;
ölüm olurum gecenin en vakitsiz vaktinde
Sen içimde karanlıklardan krallık kuran,
yüreğimin en titrek anlarında içimi dolduran
ve içimde çığlar düşüren,
bir o kadar yaralayan ama
bir o kadar da yaralarımı sarmaya çalışan,
ne yaptığını, ne yapmaya çalıştığını
asla anlayamayacağım sevgilim, bırak beni.
Ben yalnızlığıma alışmışım
ve sana susamışlığım kadar da içine gömüldüğüm bu şehrin
her karışına adını yazmışım.
Bırak beni.
Ben burada öylece sessiz kalmaya çalışırken,
sen bir yandan acımasız çığlıklar atmaya çalışan,
bir yandan seven, bir yandan da nefret eden o adam
Sessizliğimi sorguladığın her anımda,
içimde bir şeylerin hep acıdığı,
içime düş kırıklarımın battığı,
yüreğimde o koca vapurların battığı sen.
Anlamaya çalıştığın her an
benim anlamsızlığımda boğulmaya çalışmanın da
anlamını çıkaramıyorum bir türlü.
Neden kendini beni anlamak uğruna bu kadar karanlığın içine attığını,
neden beni anlamak uğruna bu kadar canına kastını,
neden bu kadar üzüldüğünü
ve neden bu kadar yaraladığını anlayamadığım; sen
Kuru çöl geceleri gibi çatlak olan dudaklarımın
sana susadığını bildiğin halde bu kadar neden kaçtığını,
neden bu kadar ısrarla görünmezliğini
ve bu kadar acemi sevişlerini hiç anlayamadığım sen,
bir o yana bir bu yana savrulurken ellerimi tutmaya çalışan,
bir yandan da tuttuğunu zannettiğim anda
ellerimi bir boşluğa bırakan; neden?
Köpeklerin ısırmaları acıtmıyo ve sevdiğim her şey sıcaklığıyla yakıyor
Bir yandan da sen üşütüyorsun içimi;
yalnızlığım kadar gizemli olan adam
Nedenini ve anlamsızlığını çözemediğim o mayışmış bakışlım.
Şifreli konuşmalarının ve şifresiz susuşlarının,
gözlerimin içine bu kadar buğulu
ve bir o yandan hiçbir anahtarın açmadığı o soğuk bakışların.
Ki ne zaman anlamaya çalışsam beni daha da içe çeken,
daha da onulmaz halde yaralayan
ve neden bu kadar acı ile doldurduğunu anlamadığım
kalbimi bu kadar çok karartan ki;
fal karanlığında, sen; neden susuyorsun?
Sustuklarının ve bildiklerinin arkasına sığındığını gördüğümde
gözlerime inanamadığım, gözlerimi aydınlık bakışların yüzünden açamadığım,
sözcüklerimi hiçbir tümceye bağlayamadığım sen.
Uzun tümcelerimin ardından düzeltmelere çalıştığım
fakat cümlelerin içinden atamadığım o kelime; sen
Ne anlatmaya çalıştığımı ve neyi özlediğimi bilmediğim halde özlediğim,
seni ne kadar özlemem gerektiğini bilmediğim,
hiçbir ışığın aydınlatmayacağı o karanlık kalbim,
hepsi şimdi birer muamma kalacak.
Hiçbir anahtar bu sırrı açamayacak,
dudaklarım kilitli, gözlerim rüzgara küs kalacak
Sormadığım ve sormaya cesaret edemediğim
o birkaç kelimeden biriydi seni yaralayan
ve gidişinin sebebi olan bu tümce.
Karanlık sulardan geçecek ve bir daha asla geri dönmeyecek bu hisler.
Günün birinde sana ithaf edilmiş olan bu yazıyı okuduğunda kime yazıldığı,
kimi anlattığı,
kimden hesap sorduğu anlaşılmayacak olan bu yazıyı
belki bir başkasına yazıldığını zannederek ki,
büyük zahmet ederek okuyacaksın.
O zaman gözlerin mi buğulanır,
yoksa senin de kalbine benim gibi düş kırıklarımı batışır,
yoksa gözlerin kapanıp yaşlar mı boşalır bilemiyorum
ama, ben, hala.......neyse.......
Bildiğim ama söylemediğim şeylerin hepsi seni anlatıyordu içimde.
Seni bu kadar sevmemin,
senden gidemememin,
yine de karşına çıkmaya bu kadar çekinmemin
ve sana bu kadar uzak kalmaya çalışmamın sonucunca
neler gördüğümü bir sorsan,
bir anlasan içimdeki bu yangını;
ölüm olurum gecenin en vakitsiz vaktinde
yoksa senin de kalbine benim gibi düş kırıklarımı batışır,
yoksa gözlerin kapanıp yaşlar mı boşalır bilemiyorum
ama, ben, hala.......neyse.......
sözün sonu bir türlü gelememiş