aöf sosyoloji dersleri - klasik sosyolojide temel yaklaşımlar - sosyoloji tarihi - kapitalist üretim sistemi - kapitalizm çelişkileriMarx ünlü başyapıtı Kapitalde kapitalizmin analizini yapar. Bu analizde Marx klasik iktisatçıları temel olarak iki açıdan eleştirmektedir.
Birincisi klasik iktisatçılar kapitalist ekonomide, ekonomiye konu olan olay ve olguların sadece görünen yönünü analiz etmişler-dir. Oysa ona göre, görüneni değil görünenin ardında yatan gerçek toplumsal ilişkilerin açığa çıkarılması gerekir. Bu anlamda Marx'ın kapitalizm analizi aynı zamanda klasik iktisadın eleştirisini içeren bir bakış açısına sahiptir.
İkincisi, klasik iktisatçılar ekonominin yasalarını evrensel görmektedir. Marx'a göre ise her ekonomik rejimin (üretim biçiminin) kendine özgü yasalan vardır. Bu anlamda kapitalist rejim kendine özgü işleyiş yasaları ile diğer sınıflı toplumlardan farklılaşmaktadır. Marx, Kapital adlı üç ciltlik eserinde kapitalist sistemin işleyiş biçimini, toplumsal yapısını ve tarihini ayrıntılı bir biçimde açıklamaktadır .
Marx'ın kapitalist üretim biçimi üzerine yaptığı araştırmasının başlangıç saptaması şudur: Kapitalizm diğer üretim biçimlerinden farklı olarak kendine özgü özel meta üretiminin en yüksek olduğu bir sistemdir. Diğer bir deyişle, her şeyin alınıp satıldığı ve her şeyin bir fiyatının olduğu bir sistemdir. Özel meta üretim sistemi olarak kapitalizmin özünü ise artı-değer (kâr) yaratma ve bu yaratılan artı değeri sürekli çoğaltmak oluşturmaktadır.
*Özel meta üretim sistemi olarak kapitalizmin özünü artı-değer (kâr) yaratma ve bu yaratılan artı-değeri sürekli çoğaltmak oluşturmaktadır.
*Özel meta üretim sistemi olarak kapitalizm sadece her şeyin alınıp satılmasıyla belirlenmez. Üretim araçlarının kapitalist özel mülkiyeti ve işgücünün metalaşması özel meta üretim sisteminin temel koşullarını oluşturmaktadır.
*işgücü yada iş yeteneğini bir insanın bedeninde, canlı kişiliğinde varolan ve üretim sürecinde harekete geçirdiği fiziksel ve ruhsak yetenekleridir.
*işgücünün metalaşması, emeğin de bir meta gibi alınıp satılır hâle gelmesidir.
*Basit meta üretiminde üretici hem üretim sürecinde kendi işgücünü kullanır hem de üretim araçlarının sahibidir.
*Kapitalist üretim süreci hem kullanım değeri üretme süreci hem de artı-değer üretme süreci olmak üzere ikili bir özelliğe sahiptir.
Meta ve meta üretimi: Maddi malların üretimi insan toplumlarının varoluş temelini oluşturur, insanlar kişisel ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak için ürettikleri mallar özünde bir kullanım değeridir.
Meta insan emeği tarafından üretilen, kullanım değerine ve değiş-tokuş edilebilme özelliğine (değişim değeri) sahip bir üründür.
Tüm metaların ortak yanı ise insan emeği tarafından üretiliyor olmalarıdır. Yani insan emeği tarafından yaratılan metanın hem kullanım hem de değişim değeri vardır.
Marx iki değişim türünden söz etmektedir.
Birinci tür değişimde, yani maldan mala giden değişim; ihtiyaç olan bir mala karşı sahip olunan başka bir mal verilir. Mala karşı mal verilen değişim türünde eşitlik ilkesi vardır. Diğer bir deyişle, bu süreçte herhangi bir fazla ya da kâr elde etme durumuna rastlanmaz.
İkinci tür değişimde, malın değişiminde para kullanılır ve bu değişim türü maldan geçen para olarak tanımlanmaktadır. Özel meta üretim sistemi olan kapitalizmin ayırıcı özelliği maldan geçen para değişimidir ve amaç değişim süreci sonucunda başlangıçta sahip olunandan daha fazlasına sahip olmaktır.
işgücünün metalaşması: Marx işgücü ya da iş yeteneğini bir insanın bedeninde, canlı kişiliğinde var olan ve üretim sürecinde harekete geçirdiği fiziksel ve ruhsal yeteneklerin tümü olarak ifade etmektedir. Kapitalist meta üretiminde, basit meta üretiminden farklı olarak; işgücünün kendisi de metaya dönüşür, işgücünün metalaşması, bir meta gibi onun da alınıp satılır hâle gelmesidir. Basit meta üretiminde üretici hem kendi işgücünü kullanmakta, hem de üretim araçlarının sahibi durumundadır. Bundan dolayı da ürettiği ürün kendisine aittir. Kapitalist meta üretiminde ise işçi mülksüzleştiği için üretim araçlarının sahipliğinden yoksundur ve kendi işgücünden başka satacak hiçbir şeyi yoktur. Bundan dolayı da işçinin ürettiği ürüne üretim araçlarına sahip kapitalist el koymaktadır.
Diğer bir deyişle, kapitalist meta üretim sisteminin temel koşullarından biri üretim araçlarının özel mülkiyetinin kapitalistlerin elinde olması, diğeri ise yaşamını sürdürmesi için işgücünü satmaktan başka çaresi olmayan özgür ücretli işçilerin olmasıdır.
Sonuç olarak, Marx'a göre kapitalist meta üretim sisteminde paranın sermayeye dönüşmesinin önkoşullardan biri işgücünün metalaşmasıdır. Çünkü metalaşan işgücü kapitalist meta üretim sisteminde değeri yaratmakta ve/veya değerin (kârın) kaynağını oluşturmaktadır. Marx artı-değer (kâr) olarak nitelediği katma değerin kapitalist üretim sürecinde maddi malları üreten işgücü üzerinden yaratıldığını savunmaktadır.
Kapitalist üretim süreci: Iş süreci tarihsel olarak insan yaşamının doğal bir koşulu olarak ihtiyaçların karşılanmasına hizmet eder. Insanlann çalışması sonucunda yaratılan ürünler temel olarak kullanım değeri üretme sürecidir. Marx kapitalist üretim sürecinde, artı-değerin yaratılma sürecini anlamak için emeğin ve üretim sürecinin çift yönlü özelliğine bakılması gerektiğini düşünmektedir, işgücü metanın hem kulanım değerini hem de değerini yaratıyor olmasından dolayı, kapitalist üretim süreci hem kullanım değeri üretme süreci hem de artı-değer üretme süreci olmak üzere ikili bir özelliğe sahiptir. Kapitalist üretim süreci işçilerin sömürülmesi yoluyla sürekli bir artı-değer yaratma üzerine kurulmuştur. Ayrıca, Marx'a göre kapitalist üretim sürecinde üretici tarafından yaratılan ürün, basit meta üretimindeki gibi üreticinin kendisine ait değil, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip olan kapitaliste aittir. Basit meta üretiminden farklı olarak, üretime yaratılan sermaye artı-değer aracılığıyla sürekli çoğalmak zorundadır. Sonuç olarak, kapitalist üretim süreci kulanım değeri ve artı-değer üretme süreçlerinden oluşmaktadır .
Metalaşan İşgücünün değeri (emeğin değeri): Mars'a göre metalaşan işgücünün değeri herhangi bir malın değeri gibi ölçülür, işgücünün değeri kendisinin ve ailesinin geçinmesi için gerekli mal ve hizmetlerin miktarına denk düşer. Üretim sürecinde fiziksel, ruhsal ve sinirsel enerjinin kullanma yeteneği (yani işgücü) insana bir kerelik verilmiş değildir. Bu işgücünün sürekli yenilenmesi yani yeniden üretilmesi gerekir. Örneğin, fabrikada çalışan bir işçi işgücünü yeniden üretebilmek için, yemek yemek, başını sokabilecek bir yere sahip olmak, uyumak, giyinmek ve bilgisini genişletmek zorundadır, işgücünün her gün kendini yenilemesi ve ertesi gün işe başlaması için ihtiyacı olan bu geçim araçlarını (gıda, konut, ev eşyası vb.) satın alması gerekir. Sonuç olarak işgücünün değeri, kendisinin ve ailesinin yeniden üretimi için gerekli olan geçimlik mal ve hizmetlerin (geçinim gereçleri) değeriyle belirlenir .
Artı-değer: işçi işgücünün değerini ücret biçiminde almaktadır, işçinin aldığı ücret üretim sürecinde harcadığı belli bir zamana denk düşmektedir. Örneğin işçi on saat çalışmasına rağmen aldığı ücret iş sürecinde harcadığı beş saate denk düşmektedir. Çalışma süresinin yarısını kendisi, diğer yarısını da patronu için harcamaktadır. Marx'a göre kapitalist, işçiyi sadece kendi işgücünün değerine denk düşen saatler içinde çalıştırmak üzere satın almamıştır, işçi kapitalist tarafından bir iş günü çalıştırılmak üzere satın alınmıştır. Marx iş süresini zorunlu iş sûresi ve ar-tı-iş süresi olarak tanımlamaktadır. Zorunlu iş süresi işçinin aldığı ücrete karşılık gelir. Ancak iş günü (süresi) devam eder ve işgücünün burada yarattığı değere kapitalist el koymaktadır. Diğer bir deyişle artı-iş süresi işgücünün yarattığı değerin kapitalist tarafından el konulan kısmını oluşturur. Artı-değer ise işçi tarafından artı-iş sürecinde (fazla çalışma) üretilen ve kapitalist tarafından el konulan değer miktarıdır. Sonuç olarak, işçinin ücret olarak aldığı değeri üretmek için gerekli çalışma süresine zorunlu çalışma denir. Bu sürenin dışında kalan çalışmaya fazla çalışma denir. Fazla çalışmada (artı-iş süresi) üretilen değere artı-değer denir. Yani zorunlu iş işgücünün değerine, artı-iş ise artı-değere karşılık gelmektedir. Bu kavramlar Marx tarafından bilimsel soyutlama yoluyla artı-değeri belirlemek için kullanılmaktadır. Ona göre, bu iş süreleri kapitalist iş gününde ayrı ayrı yer almazlar tersine iç içe geçmişlerdir. Ona göre, kapitalist üretim sürecinde sömürü oranı ise artı-değer ve işçiye ödenen ücret (sermaye) arasındaki ilişki tarafından belirlemektedir. Örneğin, bir kapitalist çalıştırdığı işçisine 1000 TL ücret ödüyor ve aynı süre içinde 1000 TL artı-değeri kendine mal ediyor ise sömürü oranı yüzde yüzdür. Marx'a göre, artı-değerin (sömürünün) artması için kapitalist tarafından iki yol iz-lenmektedir: Birinci yol çalışma süresini uzatmaktır, ikinci yol ise çalışma süresi değiştirilmeden emek verimliğinin artırılmasıdır. Emek verimliğinin artışında teknoloji önemli bir yer tutmaktadır. Emek verimliliğinin artışı kaçınılmaz olarak ken-di değerine denk düşen zorunlu çalışma süresinin azalmasına neden olur .
Kapitalizmin çelişkileri: Marx'ın çelişki kavramı bir toplumsal yapıyı içinden zayıflatan gerilim ve gerginlikleri ifade etmektedir. Plansız ve sürekli art-değeri çoğaltma temelinde örgütlenmiş bir ekonomide kapitalistler arası rekabet artar. Sistemin içsel çelişkilerinden biri olan toplam kâr hadlerinin düşme eğilimi süreç içinde ortaya çıkacaktır. Kârların düşme eğilimi kapitalist sistemin belli aralıklarla ekonomik krizlere girmesine neden olmaktadır. Kârların düşme eğilimi, ücretlerin düşmesine, ücretlerin düşmesi ise alım gücünün zayıflamasına neden olur. Ekonominin kendi içindeki gerilim ve gerginlikleri (çelişkisi) kapitalizmin sürekli krizler yaratan bir sistem olmasına neden olur. Bu kapitalizmin "sisteme dair çelişkisini'" oluşturmaktadır. Kapitalizmin diğer çelişkisi ise "toplumsal çelişkileridir" Sınıf çatışması toplumsal bir çelişkidir ve kapitalizmin içinden gelişir. Bu çelişkinin gelişmesi kapitalizmin sisteme dair çelişkisiyle (ekonomik krizler) ilişkilidir. Diğer bir deyişle kapitalizmin nesnel koşullarının yarattığı krizler ve kriz analizi sınıf mücadelesinin taraflarını ve yönünü etkilemektedir.
Zorunlu iş süresi işçinin aldığı ücrete karşılık gelir. Artı-iş süresi işgücünün yarattığı değerin kapitalist tarafından el konulan kısmını oluşturur. Artı-değer ise işçi tarafından artı-iş sürecinde (fazla çalışma) üretilen ve kapitalist tarafından el konulan değer miktarıdır.