aöf sosyoloji dersleri - sosyoloji tarihi - sosyolojinin çalışma konusu - sosyolojide toplumsal olguEMİLE DURKHEİM (1858-1917)
Sosyolojinin asıl kurucusu olarak kabul edilen E. Durkheim Fransa'da Epinal Alsace-Lorraine'da doğdu. 1882'de Ecole Normale Supeieure adlı ünlü okulu bitirdi. Akademik kariyerine başladıktan onra 1884 de Fransa'da Bordeaux Üniversitesinde sosyal bilimci unvanı ile atanan ilk kişi olarak ders vermeye başladı. 1902'de Sarbonne Üniversitesinde çalışmalarına devam etti ve aynı üniversitede Eğitim ve Sosyl Bilim Profesörlüğüne atandı. En önemli Eserleri arasında İşbölümü (1893) Sosyolojik Yöntemin Kuralları (1895), İntihar (1897) ve Dini Hayatın İlkel biçimleri (1912) yer almaktadır.
Durkheim sosyolojiyi bağımsız bir disiplin olarak kurma ve ona bilimsel bir statü kazandırma konusundaki önemli katkılanndan dolayı sosyoloji tarihi içinde önemli bir yere sahiptir. Durkheim'in temel amacı sosyolojinin çalışma nesnesini ve ona uygun çalışma yöntemlerini tespit etmektir. Bir bilim dalı olarak sosyolojinin çalışma konusunun ne olduğu ve bunun hangi yöntemle incelenmesi gerektiğine dair yaptığı katkılar, onu sosyolojinin en önemli kurucularından bir olarak kabul edilmesine neden olmuştur. Onun toplum bilimin yöntemi, toplumsal işbölümü, sanayileşme, intihar, din ve ahlak konuları üzerine yaptığı çalışmalar sosyolojinin gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir.
SOSYOLOJİK YÖNTEMİN KURALLARI
Durkheim'ın sosyolojik yaklaşım ve yöntemi önemli ölçüde pozitivist bir bilim anlayışını temsil etmektedir. Marx'ın aksine Durkheim, biyolojik benzeşmeye dayalı olarak parçaları arasında işlevsel karşılıklılık temelinde işbirliğinin var olduğu uyumcu bir toplum modeli ve buna uygun pozitivist bir yöntem benimser. Durkheim sosyolojik yöntemin kuralları çalışmasına, sosyolojinin çalışma nesnesinin ne olduğu sorusuyla başlar. Ona göre sosyolojinin çalışma konusu toplumsal olgulardır. Sosyolojik yöntemin kuralları çalışması, bu toplumsal olgunun ne olduğu, bu toplumsal olgulann gözlemine ilişkin kuralları, normal ile patolojik olanın ayrımına ilişkin kuralları, toplum tiplerinin belirlenmesine ilişkin kuralları, toplumsal olguların açıklanmasına ilişkin kuralları ve sosyolojik kanıtlamaya ilişkin kuralları içermektedir.
Toplumsal olgular bireyin bilinçleri dışında varolan, kendine özgü bağımsız bir gerçekliğe sahip ve kendilerini bireye zorla kabul ettiren olgulardır.
Durkhiem'e göre sosyolojinin çalışma konusu toplumsal olgulardır. Toplumsal olguyu diğer olgulardan (evrenin olgularından) ayıran temel olarak iki ayırıcı niteliği vardır:
Birincisi, toplumsal olgular bireylerin bilinçleri dışında var olur. Durkhiem toplumu bütün olarak analiz ettiği için, bireysel temelde, bireylerin bilinçleri temelinde analize karşı çıkmaktadır. Sosyolojik açıklama bireysel güçlerin dışında kolektif güçlerle ilgilidir. Çünkü ona göre toplumsal olgular bireylere indirgenemeyecek kolektif bir niteliğe (şile, din, mesleki örgütlenme) ve kendine özgü bağımsız bir gerçekliğe sahiptir ve bireylerin dışında vardır.
İkincisi, toplumsal olgular kendilerini bireylere zorla kabul ettirir. Kolektif nitelikleriyle bireylerin dışında var olan toplumsal olgular bireyler üzerinde baskıcı ve sınırlandırıcı bir güce de sahiplerdir. Örneğin, din toplumsal bir olgu olarak bireyin dışında kolektif bir niteliğe sahiptir. Mümin dinsel yaşamına ait sahip olduğu inanç ve uygulamaları kendi bilinci dışında hazır bulmuştur. Aynı şekilde bireyler aile kurumu içinde eş, koca, kardeş olarak çeşitli görevleri yerine getirirler. Bireyler bu roller aracılığıyla aile kurumunun işlevselliğini sağlamaktadır. Aile bireyin dışında var olan, insanların istemi dışında buyurucu ve kısıtlayıcı yönüyle bireye varlığını kabul ettiren toplumsal bir olgudur (gerçekliktir)
Durkheim toplumsal olguları maddi ve maddi nitelikte olmayan toplumsal olgular olarak iki şekilde sınıflandırır. Bu ayrım aynı zamanda temel gerçeklik düzeyini sınıflandırma biçimidir. Gerçekliğin düzeyini maddi toplumsal olgulardan başlatır. Maddi toplumsal olgular toplum, toplumun yapısal bileşenleri (kilise, devlet gibi) ve toplumun morfolojik (nüfus dağılımı, yerleşim düzeni) bileşenleridir. Maddi olmayan toplumsal olgular ise ahlak, kolektif bilinç, kolektif temsiller ve kolektif eğilimlerdir. Maddi olgular maddi olmayan toplumsal olguları etkilemektedir .
Toplumsal olguların gözlemine ilişkin kurallar: Durkhiem'e göre, toplumsal olguların gözlemlenmesine ilişkin en temel ilke onları nesnelermiş gibi ele alma gerekliliğidir. Bu ise üç kurala bağlıdır: Birincisi, bir toplumsal olguyu ele alırken ilk önce her türlü peşin hükümden sistematik olarak kopmak gerekmektedir. Örneğin, devlet, demokrasi, aile gibi olgular hakkında bazı fikir ve duygulara sahip olabiliriz. Aslında bu olgular hakkında karmaşık ve belirsiz bilgilere sahip olduğumuz için onları bir nesne gibi ele almamız gerekmektedir. Bu olguları bilimsel olarak ele almak için ilk fikirlerimizden ve ön yargılarımızdan kurtulmamız şarttır. İkincisi, bir sosyolog mutlaka ele aldığı toplumsal olguyu tanımlamak durumundadır. Durkheim, bunun yanı sıra bu tanıma uyan ve ilişkili olan bütün olgular gurubunun araştırmaya istisnasız dahil edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Örneğin, suç olgusunu anlamak istiyorsak ceza olgusunu da araştırma sürecine dahil etmemiz gerekmektedir. Üçüncüsü, Durkheim'e göre, toplumsal olguları araştırmaya girişirken bu olguları kendi tekil ve değişken görünümlerinden soyutlayarak incelenmeyi sağlayacak bir bakış açısı benimsenmelidir. Örneğin, aile konusu incelenmeye başlanırken onu farklı aile türleriyle karıştırmamak için nesnel bir ölçüt olarak ailenin hukukça düzenlenmiş yapısı veya miras hukuku referans alınabilir .
Normal ile patolojik olanın ayrımına ilişkin kurallar: Durkheim'e göre, sıralanan bu kurallara bağlı gözlem faaliyeti birbirinden birçok açıdan farklı iki olgu kategorisini bir araya getirmektedir. Birinci kategori makul olması gereken normal olguları, diğer kategori ise olması gerekenden tamamen farklı olan patolojik olguları içermektedir. Durkheim'da normallik genellik ölçütüne göre tanımlanmaktadır. Bir olgunun normal sayılmasının temel nedeni onun sıklığıdır. Örneğin, suçun patolojik bir olgu olduğu hemen kabul edilebilir. Ancak Durkheim'ın bakış açısıyla suç, her toplumda sıklıkla görüldüğü (yaygın) ve kaçınılmaz bir olgu olduğu için normal sayılmalıdır. Yine de Durkheim'a göre bu açıklamadan suçun ve suçlunun cezalandırılmayı hak etmediği sonucunun çıkarılmaması gerektiğini vurgular. Suçun ve cezanın bir toplum için normal bir olgu olarak ele alınması toplum üyeleri arasında toplumsal bağların güçlenmesine hizmet etmesinden kaynaklanmaktadır. Daha açık bir ifadeyle Durkheim'a göre belirli bir oranda seyreden suç normal, belirli bir oranın dışında seyreden suç ise patolojik (topluma zararlı) olarak kabul edilmelidir. Suç kolektif bilincin yasaklamış olduğu bir davranış olmakla birlikte toplum açısından pozitif işlevleri bulunmaktadır. Örneğin, suç toplumda hangi davranışların hoşgörü ile karşılanacağını hangi davranışların cezalandırılacağını belirler. Bu bakımdan ortalama oranda seyreden suç da ceza da her sağlıklı toplum için işlevseldir. Ancak, suç belirli bir toplum tipinde ortalama oranlardan saparsa anormaldir (patolojiktir) Sonuç itibarıyla Durkheim, toplumsal olgulann toplumun sürekliliğinin sağlanması açısından ne tür işlevlere sahip olabileceğini normal ve patolojik kategorik ayrımıyla ortaya koymaktadır.
Durkheim'e göre, bir toplumsal olgu ele alınırken peşin hükümlerden kopmalı ve olgu mutlaka tanımlanmalıdır.
Toplumsal olgular toplumun sürekliliğinin sağlanması açısından sahip oldukları işlevlere göre normal ve patolojik olgular olarak ikiye ayrılır.
Bir toplumsal olgunun nedenleri yine başka toplumsal olgularda aranmalı ve nedensel olarak açıklanmalıdır.
Toplumsal olgular topumun ihtiyaçlarının karşılanması açısından sahip oldukları işlevler açısından da araştırılmalıdır.
Toplum tiplerinin belirlenmesine ilişkin kurallar: Durkheim toplumları karmaşıklık derecesine göre sınıflandırmaktadır. Benzer olan toplumları belirli gruplara ayırmaktadır. Sınıflandırmaya tek parçalı toplumlardan başlar. Ona göre, tek parçalı (yalınç) toplum daha önce hiçbir parçalanmanın izini taşımayan, sadece var olan haliyle tek bir parça olan toplumdur. Örneğin, ilkel toplumlar (horde) hiçbir farklılaşmanın olmadığı toplumdur. Bu toplumdan (horde) sonra, içine birçok aileyi alan klan gelir. Durkheim, horde'lerin birleşmesiyle oluşan klanı tarihsel olarak bilinen en basit toplum olarak sınıflandırmaktadır. Diğer toplumların sınıflandırılmasında da aynı ilke (karmaşıklık ilkesi) ve yöntemi kullanır. Klanlarında özlerini değiştirmeden yan yana gelmesi çok parçalı toplumları meydana getirir (ör. Avustralya kabilleri). Çok parçalı toplumların birleşmesinden de daha üst ve farklılaşmış toplumlar meydana gelir. Siteleri bu toplumlara örnek olarak verebiliriz .
Toplumsal olguların açıklanmasına İlişkin kurallar: Durkheim'a göre, toplumsal bir olgunun açıklanmasının temel ilkesi şudur: Bir toplumsal olgunun nedeni ancak başka bir toplumsal olguda aranmalıdır. Onun toplumsal olguları açıklarken nedensel ve işlevsel olmak üzere dikkate aldığı iki farklı yöntem vardır. Bu yöntemlerden birincisinde; toplumsal olguların nedenleri yine başka toplumsal olgularda aranmalı ve nedensel olarak açıklanmalıdır. Diğer bir deyişle, bir toplumsal olguyu açıklamak onu zorunlu olarak ortaya çıkaran önceki olguyu ortaya çıkarmaya bağlıdır. Başka bir ifadeyle Durkheim toplumsal olguların nedenlerinin toplumsal ortamda aranması gerektiğini düşünmektedir. Yani sosyoloji bilimi açıklamak istediği olguların nedenini incelediği toplumun yapısında aramalıdır. Bu yaklaşım bir olgunun nedenini geçmişte arayan tarihsel açıklamanın karşısında yer almaktadır . Bir olgunun nedeni tespit edildikten sonra açıklanacak olgunun işlevi ve yararlılığı araştırılmalıdır. Yani ikinci yöntem olarak, toplumsal olgular topumun ihtiyaçlarının karşılanması açısından sahip oldukları işlevler açısından araştırılmalı ve toplum açısından işlevlerine bakılmalıdır. Buradan da anlaşılacağı üzere Durkheim işlevselci (fonksiyonalist) olarak adlandırılan bir toplum modeli benimsemiştir. Durkheim'ın işlevselci toplum modeli modern sosyolojinin gelişimini derinden etkilemiştir. Durkheim'ın işlevselci yaklaşımı özellikle modern sosyolojinin en önemli yaklaşımlarından biri olarak kabul gören yapısal işlevselciliğin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.
Sosyolojik kanıtlamaya ilişkin kurallar: Durkheim'a göre, bir olgunun başka bir olguya neden olduğunu kanıtlamanın tek yolu olayların aynı zamanda birlikte meydana gelip gelmediklerine bakmaktır. Ancak sosyolojik olguların incelenmesinde tam olarak deneyleme yöntemini kullanmak mümkün değildir. Bu nedenle, Durkheim'a göre, toplumsal olguların incelenmesinde birlikte değişim yönteminin kullanılması daha güvenlidir .