Güneşi Sağıma, Ay'ı Soluma Verseler - Dini Bilgiler
Müşriklerin ileri gelenleri Ebû Tâlib'e „Ey Ebû Tâlib! Senin kardeşinin oğlu bizim ilâhlarımızı yeriyor, dinimizi karalıyor, bizleri akılsızlıkla, baba ve atalarımızı da sapkınlıkla kötülüyor. Ya sen onu sustur, bize çatmaktan vazgeçiririsin, ya da onunla aramızdan çıkarsın!" dediler. Ebû Tâlib onları yumuşak sözlerle, tatlılıkla başından savdı.
Peygamberimiz ise, halkı İslâm dinine davete hızla devam ediyordu. Bu hal üzerine tekrar Ebû Tâlib'in yanına geldiler. „Ey Ebû Tâlib! Sen aramızda yaşça, şerefçe, mevkice ileridesin. Biz senden kardeşinin oğlunu susturmasını istemiştik. Onu susturmadın. Andolsun ki; artık biz onun böyle baba ve atalarımıza dil uzatmasına, bizi akılsızlıkla kötülemesine, ilâhlarımızı yermesine katlanıp duracak değiliz! Yâ sen onu susturursun yahut iki taraftan birisi yok oluncaya kadar, onunla da, seninle de çarpışırız!" diyerek ayrıldılar. Kavminin münasebetini kesmesi ve kendine düşmanlık etmesi dayanılmaz bir hâl idi. Peygamberimiz yardımsız, himâyesiz bırakıp müşriklerin ona istediklerini yapmalarına da râzı olamıyordu.
En sonunda, peygamberimizi çağırdı ve ona „Ey kardeşimin oğlu! Kavminin ileri gelenleri yanıma geldiler. Senden bana şikâyetlendiler. Bana şöyle şöyle söylediler. Gel vazgeç, beni de, kendini de koru, kurtar. Güç yetiremeyeceğim bir işi bana yükleme!" dedi. Peygamberimiz amcasının himayeden vezgeçeceğini ve kendini müşriklere teslim edeceğini zannetti. „Amca! Vallâhi, bu işi bırakmak için güneşi sağıma, ay'ı da soluma koyacak olsalar, ben yine onu bırakmam!Yâ, Allâhü Teâlâ onu bütün cihana yayar, vazifem biter; ya da bu yolda ölür giderim!" deyip ağladı, sonra da kalkıp gitti. Ebû Tâlib Peygamberimiz'in arkasından „Gel, kardeşimin oğlu, gel!" diye seslendi. Peygamberimiz, dönüp gelince „Ey kardeşimin oğlu! Git, istediğini söyle! Vallâhi, ben seni hiçbir zaman hiçbir şey için asla teslim etmem." Dedi.