Ailede Şiddet ve Saldırganlık - Aöf Sosyoloji Dersleri

Son güncelleme:
  • sosyal psikoloji - aile içi şiddet - kadınların dövülmesi - aile içi şiddet ölçeği - ailede dayak"Toplumumuzda "İtilmiş-Kakılmış" tiplemesiyle medya ve gösteri dünyasında da yerini bulan "kadınların dövülmesi" olgusu, aile içi şiddetin ve dolayısıyla saldırganlığın önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bunun diğer bir boyutu da çocukların dövülmesidir.

    Basın yayın organlarında, hemen her gün "kadın ve çocuklara dayak" haberlerine rastlanmaktadır. Dayak pek çok ailevi dramı (boşanma, intihar, ayrılma, evden kaçma ve hatta öldürme olayları gibi) beslemektedir. Konunun ancak polisiye vaka haline gelen kısmının bilinebilmesi nedeniyle gerçek boyutlarını kestirmek oldukça güç olmakla birlikte, uzmanlar aile içi şiddetin ürkütücü boyutlarda olduğunu belirtmektedirler. Üstelik bu şiddet sadece olayın olup bittiği anla sınırlı kalmayıp daha sonraki şiddet olaylarına kaynaklık edebilmektedir.

    On yıl kadar önce gazetelerde, bir Batı ülkesinde 14 üniversite öğrencisi arkadaşını öldürdükten sonra intihar eden ve eylemini, feministlerden nefretiyle haklılaştırmaya çalışan bir gencin, çocukken babası tarafından sürekli dövüldüğü ve çocuğun annesinin de aynı muameleye maruz kaldığı şeklinde haberler çıkmıştı. Buna benzer olaylar, ne yazıktır ki, pek de nadir değildir.

    Starus (1988), aile içi şiddetin çeşitli yönlerini saptamayı amaçlayan ve "Çatışma Taktikleri Ölçeği (Conflicts Tactics Scales)" denilen bir ölçek geliştirmiştir. Bununla 6000′den çok aile üyesiyle görüşen araştırmacılara göre, son bir yıl boyunca aile üyelerinin %16′sı şiddet olarak nitelenen bir davranışa maruz kaldıklarını beyan etmişlerdir; kadınların hedef olduğu şiddet oranı yaklaşık % 12′dir. Ailelerin istisnasız hepsi, son yıl boyunca en az bir kez çocuklarına vurmuş ve bunların % 11′inin aşırı olduğu sonucuna varılmıştır.

    Aile içi şiddet, belirli kültürel gruplara, sosyal sınıflara veya ortamlara özgü değildir. Araştırmacılar ailelerdeki şiddetin hemen her tür ailede görüldüğünü kaydetmektedirler. Ancak bazı değişkenler, şiddet olgularıyla bağlantılı görünmektedir: Stres yaratıcı olaylar (işini kaybetme, istenmeyen gebelik), sosyal soyutlanmanın eşlik ettiği fakirlik, aile üyelerinin çocukluk yaşantıları, vb.

    Dayak, dövülen kişilerde çaresizlik ve umutsuzluk, yalnızlık ve terkedilmişlik duygularına, depresyona, öz-saygı düzeyinin düşmesine ve gerçeklik duygusunun yitirilmesine vb. yol açabilmektedir. Şiddete maruz kalanlar tek tip değil, çok çeşitli duygusal veya davranışsal tepkiler göstermektedir.

    Öte yandan, aile içi şiddetin, büyüklerden küçüklere, nesilden nesile geçtiğini düşündüren somut bulgular bulunmaktadır ve bu olgunun açıklamasını yapmak üzere çeşitli yaklaşımlar geliştirilmektedir: Bandura'nın sosyal öğrenme teorisi;

    Bowlby'nin bağlılık teorisi (güven ihtiyacıyla çocuğun ana babasına bağlanması; şiddete maruz kalan çocuğun kaygılı bir bağlılık tarzı geliştirmesi, çatışma ve gücün hâkim olduğu bir dünya temsiline sahip olması); Patterson'ın aile dinamiği teorisi (Ana babanın tepkilerinde istikrar / düzen eksikliği, çocuğun uygun olmayan davranışlarına uygun olmayan yaptırımlar uygulamaları)."

    alıntı
0 0 0