Ülkemizde yaklaşık 35 bin Multipl Skleroz (MS) hastası olduğu tahmin ediliyor. Dünyada Kuzey Avrupa ve Amerikalılarda daha sık görülen MS, yetişkinlik döneminde kendini belli ediyor.
Acıbadem Maslak Hastanesinden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, hastalığın üçte ikisinin 20-40 yaş arasındaki genç kişilerde görüldüğünü, genetik yatkınlık olmakla birlikte, araştırmalarda hastalıktan sorumlu belirli bir genin bulunamadığını belirtiyor.
Toplumda MS olarak bilinen Multipl Skleroz hastalığı, merkezi sinir sisteminde görülüyor. Bu hastalıkta, merkezi sinir sisteminin sinir hücrelerinden çıkan ve akson olarak isimlendirilen uzantılarının ve bu uzantıların çevresini saran miyelin olarak isimlendirilen yapılar etkiliyor. Başta bağışıklık sistemi hücreleri olmak üzere hasar gören bu yapılar, hastalığı ortaya çıkarıyor. Acıbadem Maslak Hastanesinden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, hastalığın üçte ikisinin 20-40 yaş arasındaki genç kişilerde görüldüğünü, genetik yatkınlık olmakla birlikte, araştırmalarda hastalıktan sorumlu belirli bir genin bulunamadığını belirtiyor.
MS hastalığı hakkında merak edilen soruları yanıtlayan Prof. Dr. Ayşe Sağduyu Kocaman, şu bilgileri veriyor:
Hastalığın belli başlı belirtileri nelerdir?
Hastalık çok farklı ve kişiden kişiye değişken belirti ve bulgularla başlayabilir. Bu belirtiler hastalığın başlangıç dönemlerinde genellikle kendiliğinden de düzelebildiği için hastaların hekime başvurması ve tanı alması gecikebilir.
Bu hastalığı hazırlayan bazı koşullar ve tetikleyen durumlar var mıdır?
Bağışıklık sistemiyle ilişkili hastalıklara yatkınlığın hastalığı hazırlayan koşulların başında geldiği düşünülmektedir. Tetikleyici faktörler arasında çeşitli viral enfeksiyonlar, bazı canlı virüs aşılamaları, stres, travma gibi çevresel faktörler sayılabilir.
MS sıklığı yıllara göre artan bir hastalık mıdır?
MS e yakalanma riski yaşlandıkça azalmaktadır. Hastaların üçte ikisi 20-40 yaş arasında iken üçte biri 40 yaş üstü ya da 20 yaş altıdır. 55 yaşın üzerinde risk belirgin olarak azalmaktadır.
Hastalığın nedenleri nelerdir?
Hastalığın nedenleri ne yazık ki henüz aydınlatılabilmiş değildir. Özellikle son 20 yıl içinde bu konuda pek çok çalışma yapılmasına ve çeşitli ipuçları yakalanmasına rağmen hastalığa yol açan nedenleri henüz tam olarak anlayabilmiş değiliz. Bunun belki de önemli bir nedeni hastalığın her kişide farklı şekillerde ortaya çıkması, seyrinin ya da tedaviye yanıtların kişiden kişiye farklılıklar göstermesi yani MS in çok farklı yüzünün olmasıdır. Bu farklı yüzleri nedeniyle MS in tek bir hastalık olmadığı, farklı özelliklerde ama benzer ortak yönleri olan hastalıklar grubu olduğu düşünülmektedir. Bağışıklık sisteminin tüm hücrelerinin hastalığın ortaya çıkmasında payı olduğu düşünülecek olursa temelde MS bir bağışıklık sistemi hastalığı olarak görülebilir. Öte yandan hastalığın başlangıçtan beri ilerleyici seyir gösteren tipinde bağışıklı hücreleri yanı sıra daha farklı, bizim nöro-dejeneratif dediğimiz, merkezi sinir sistemini geri dönüşümsüz olarak yıkan, bozulmasına neden olan mekanizmalar devreye girmektedir. Bu nedenle MS in hem yangısal hem de yıkıcı bir hastalık olduğu kabul edilmektedir.
MS in tanısı nasıl konulur?
MS in tanısında hastada ortaya çıkan belirtileri çok iyi dinlemek, yani ayrıntılı öykü almak ve yine ayrıntılı bir nörolojik muayene yapmak en önemli kuraldır. MS konusunda deneyimli bir hekim ayrıntılı öykü ve muayene ile klinik olarak MS ön tanısını koyabilir. Tanıyı kesinleştirmede en önemli kural bu hastalıkla karışabilecek diğer hastalıkların dışlanmasıdır. Bu nedenle beyin ve omuriliğin manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Kimi olgularda kesin tanı için beyin omurilik sıvısının incelenmesi, kan testleri ve elektrofizyolojik çalışmalar gerekebilir.
Tedavisi mümkün müdür?
MS in kesin tedavisi henüz yok, ancak erken tanı ve tedavi ile hastalığı kontrol altına almak mümkündür. Özellikle ataklar ve düzelmelerle seyreden formunda atakları erken dönemde kontrol altına alınan hastaların uzun dönem klinik seyirlerinin belirgin olarak daha iyi olduğu klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.