aöf uluslararası ilişkiler dersleri - iktisat ve ekonomi - iktisadi kalkınma ve büyüme - az gelişmiş ülkelerin siyasal özellikleri - azgelişmiş ülkelerin sağlık koşulları ve beslenmesiHızlı nüfus artışı, yetersiz ve yanlış beslenme, yetersiz ve eksik sağlık koşulları ile sağlıksız kentleşme ve barınma koşulları azgelişmiş ülkelere özgü tipik demografik göstergelerdir. Aşağıda bunlar açıklanacaktır.
Hızlı Nüfus Artışı
Azgelişmiş ülkelerin kuşkusuz en önemli özelliği, nüfusun gelişmiş ülkelere kıyasla hızla artmasıdır. Nüfus artışının en önemli kaynağı doğum artış oranının çok yüksek olmasıdır. Azgelişmiş ülkelerde doğum artış hızı, genellikle binde 40 civarındadır. Oysa aynı oran gelişmiş ülkelerde yaklaşık binde 10-15 gibi düşük bir düzeyde kalmaktadır.
Azgelişmiş ülkelerde önceleri yüksek olan ölüm oranları ile hala yüksekliğini koruyan bebek ve çocuk ölüm oranları karşısında, hijyen ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi sonucunda ölüm oranları azalmıştır. Doğum oranlarının da yüksek olması nedeniyle bu ülkelerde nüfus olanca hızıyla artmaktadır.
Azgelişmiş ülkelerde hızlı nüfus artışının temel nedeni doğum oranlarının çok yüksek düzeylere ulaşmış olmasıdır. Bu durum, azgelişmiş ülkelerde 0-15 yaşları arasındaki aktif olmayan nüfusun genişlemesine yol açmaktadır. Tümüyle tüketici sayılabilecek bu gruba, yaşlılık nedeniyle üretici olma özelliğini yitiren 60-65 yaş grubunu eklediğimizde, aktif olmayan nüfusu buluruz. Aktif olmayan nüfusun, aktif nüfusa oranı bize Bağımlılık Oranı’nı verir. Bu oran demografik analizlerde kullanılan önemli bir göstergedir. Azgelişmiş ülkelerin temel demografik özelliklerinden birisi, bağımlılık oranının yüksek olmasıdır. Başka bir deyişle azgelişmiş ülkelerde aktif nüfusun ekonomik yükü oldukça ağırdır.
Yetersiz Beslenme
Eskiden olduğu kadar günümüzde de beslenme yetersizliği azgelişmiş ülkelerin en önemli sorunlarından biri olma durumundadır. Bir toplumun beslenme düzeyi genellikle kişi başına düşen kalori miktarıyla ölçülür. Kişi başına düşen kalori miktarı 2500′ün altına düşen ülkelerde beslenme yetersizliği olduğu söylenir.
Ne var ki, bir ortalama değer olması nedeniyle günlük kalori tüketimine ilişkin rakamların da gerçek durumu yansıtıp yansıtmadığı tartışma götürür. Ayrıca kalorili besinlerin üretimi kadar tüketiminin de sağlıklı bir biçimde ölçülmesi de önemli bir sorundur. Bu konuda, -ölçülmesi zor da olsa- bölgenin iklimsel ve doğal koşulları çerçevesinde sağlıklı bir yaşam sürdürülmesine yetecek bir beslenmenin sağlanıp sağlanmadığını belirlemek gerekir.
Beslenme yetersizliğinin tek nedeni ya da göstergesi günlük kalori tüketiminin düşük olması değildir. 2500′ün üstünde de olsa, bu kalorinin tek bir besinden (tahıl ya da pirinç) sağlanması da, önemli bir beslenme bozukluğudur. Öte yandan çoğu azgelişmiş ülkede, besin değeri oranının yanlış olması daha büyük önem taşır. Bu ülkelerin beslenme alışkanlıklarında, karbonhidratlı besinlerin payının çok yüksek olmasına karşın, özellikle proteinli besinlerin payı oldukça düşüktür.
Dengeli beslenme için bir kişinin normal olarak günde 70 gr. protein tüketmesi, bunun da yarısının hayvansal kökenli olması gerekmektedir. Sağlıklı ve dengeli bir beslenmenin, belirli bir miktar proteinle sağlanacağı düşünülürse, azgelişmiş ülkelerin beslenme düzeyinin ölçülmesinde, günlük hayvansal protein miktarının kullanılması daha doğrudur. Nitekim ülkelerin kişi başına düşen gelirleri ile kişi başına günlük hayvansal protein miktarı arasında doğru yönlü bir ilişki vardır.
Yetersiz Sağlık Koşulları
Azgelişmiş ülkeler beslenme yanında sağlık düzeyi açısından da yetersiz bir görünümdedirler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle uluslararası kurumların yürüttüğü, salgın hastalıklara karşı alınan önlemler, azgelişmiş ülkelerde sağlık düzeyinde elde edilen en önemli başarıdır.
Sağlık koşullarının belirlenmesinde, nüfusa oranla münferit hastalıklardan ve salgınlardan ölenlerin sayısı; hastane, çeşitli sağlık tesisleri, tıbbi araştırma kurumları, yatak ve doktor sayısı ile kamunun sağlık harcamaları gibi göstergeler kullanılabilir.
Konuyla ilgili çeşitli istatistikler, azgelişmiş ülkelerde sözü edilen oranların çok yetersiz olması yanında ülke çapında dağılımının da çok dengesiz olduğunu göstermektedir. Sağlık koşulları ile beslenme yetersizliği nedeniyle, azgelişmiş ülkelerde ortalama ömrün de gelişmiş ülkelerin çok gerisinde kaldığı görülmektedir.
Sağlıksız Kentleşme ve Yetersiz Barınma Koşulları
Gelişmiş ülkelerde insanların içinde yaşadıkları yerler, “barınma” kavramını eskitmiş, sağlık koşullarının gereklerini aşmıştır. Rahat, güzel ve sevimli konutlar ileri toplum yaşamının giderek vazgeçilmez bir parçası olmaktadır.
Azgelişmiş ülkelerde ise konut, bir başını sokabilme sorunu olarak sürüp gitmektedir. Bu arada hızlı ve sağlıklı olmayan bir kentleşme süreci yaşanmaktadır. Aslında kentleşme yani nüfusun kentlerde yaşayan oranının giderek artması, görünüşte gelişmenin bir göstergesi sayılabilir. Ne var ki bunun, kentlerdeki dinamik gelişmenin sonucunda kentin kır nüfusunu çekmesiyle olması gerekir. Bu arada gerekli altyapının dengeli bir biçimde yaratılması da söz konusudur. Oysa azgelişmiş ülkelerde nispeten fazla olan kırsal nüfusun, kentin çekmesiyle değil kırın itmesiyle yeterli altyapıdan yoksun çarpık bir kentleşmeye yol açtığı söylenebilir. Bu durum hemen hemen büyük kent nüfusunun 2/3′ünü oluşturanların, kentin çevresini kuşatan gecekondu tipi barınaklarda yaşamalarına yol açmaktadır.
Dolayısıyla gelişmiş ülkelerle barınma konusunda yapılacak karşılaştırmalarda, oda başına düşen nüfus, tek başına pek anlamlı değildir. O arada konutun kalitesinin de gözlenmesine çalışılmalıdır. Her şeye rağmen, bir odalı bir barınakta ikiden fazla kişinin yaşadığı toplumlar için hem nitelik hem de nicelik açısından barınma koşullarının yeterliliğinden söz edilemeyeceği açıktır.