aöf uluslararası ilişkiler dersleri - iktisadi kalkınma ve büyüme - azgelişmiş ülkelerde toplum yapısı - az gelişmiş ülkelerde kadının toplumdaki yeri - az gelişmiş ülkelerde eğitimAzgelişmiş ülkelerin sosyal nitelikli özellikleri arasında, geleneksel toplum yapısı, kadının sosyal yaşamdaki yeri, çocuk işçilerin fazlalığı, orta sınıfın yok denecek kadar cılız olması, yetersiz bir eğitim düzeni gibi göstergeler ele alınabilir.
Geleneksel Toplum Yapısı
Homojen bir nitelik göstermemesine rağmen çoğu azgelişmiş ülkede, geleneklere ve dinsel temele dayalı bir toplumsal yapı önemli bir özelliktir. Böyle toplumlarda akrabalık, soydaşlık, hemşehrilik, aynı cemaate bağlı olma gibi toplumsal ilişkilere sahip grupların büyük önemi vardır. Bu grupların arasında organik bağların bulunmaması, sosyal bütünleşmeyi engellemektedir.
Bilindiği gibi her şeyi, otoriteden (devletten) bekleyen kamucu anlayış, bireyciliği, bireyin girişim yetenek ve eğilimini körletir. Oysa günümüz gelişmiş ülkelerinin gelişme süreçlerinde “bireyciliğin” çok önemli bir işlevi olmuştur.
Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı toplum yapısı, gelişme sürecini başlatan modern teknik ve öbür dinamik güçlere karşı güçlü bir direniş göstermektedir. Bu direniş, gerek iktisadi gelişmeyi, gerekse kurumsal çağdaşlaşmayı olumsuz yönde etkilemekte ve ikili yapıların oluşmasına yol açmaktadır.
Bu arada ekonomik alandaki girişimlerde risklere katlanma, modern girişimcilik anlayışıyla yatırımlarda bulunma yerine, kısa dönemli ve spekülatif ekonomik faaliyet tercih edilmektedir. Toplumun, reaksiyonları rasyonel bir nitelik göstermemektedir.
Yukarıda değinilen toplumsal yapı özelliklerinin, sosyo-ekonomik bir süreç olan kalkınma üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı da açıktır.
Kadının Sosyal Yaşamdaki Yeri
Yasaların kadın-erkek eşitliğinden söz etmesine karşın, sosyo-ekonomik nedenlerle azgelişmiş ülke kadını, toplumda ikinci plana itilmiştir. Kadın kırsal kesimde çok ağır işleri yaparken, kentlerde belirli bir meslekte başarıya ulaşma olanakları sınırlıdır. Kısıtlı eğitim ve iş ortamında yaşayan kadın, ekonomik açıdan erkeğe bağımlı bir durumdadır.
Çocuk İşçilerin Fazlalığı
Gelir yetersizliği nedeniyle, eğitim çağındaki çocukların iş yaşamına girmesi, azgelişmiş ülkelerin bir başka sosyal özelliğidir. Gerek kırsal kesimde, gerekse kent kesiminde çocuk, ailenin yetersiz gelirine katkıda bulunmak zorunda bırakılmaktadır. Çalışma yaşamını düzenleyen yasaların yetersiz olması ve olumsuz ekonomik koşullar, azgelişmiş ülke çocuklarını eğitim ve sağlıklı gelişme açısından da etkilemektedir.
Orta Sınıfın Azınlıkta Kalması
Orta sınıf kavramını kesin çizgileriyle tanımlamak güçtür. Genellikle bir toplumda bağımsız çalışanlarla devlet memurları bu sınıfı oluşturur. Eğitim düzeyi ve mülk sahibi olma açısından durumu iyi olan bu kesim, gelişmiş ülkelerde toplam nüfusun yüzde 35-50′sini meydana getirir. Oysa bu oran azgelişmiş ülkelerde yüzde 510 arasındadır.
Orta sınıf, ülkenin siyasal ve ekonomik faaliyetlerinde etkin olmamakla birlikte, kamuoyu oluşturma açısından önemli bir yere sahiptir. Deneyimler onu göstermiştir ki, ekonomik gelişme ilerledikçe orta sınıf giderek yaygınlaşmaktadır. Toplumda bir denge unsuru olan orta sınıf, yapısal değişime en yatkın bir grup olarak dikkati çeker.
Eğitim Düzeni
Azgelişmiş ülkelerin sosyal nitelikli özellikleri arasında sayısal olarak en kolay ölçülebileni eğitim ile ilgili olanlardır. Eğitim düzeninin durumunu açıklamada en çok kullanılan göstergeler, eğitim-öğretim kurumlarının, öğretmenlerin, öğrencilerin, teknik elemanların sayısı, bunlara yapılan harcamalar ve bütün bunların nüfusa, milli hasılaya oranları ile okur-yazar olmayanların oranıdır.
Bu göstergelerden en çarpıcı olanı, okur-yazar olmayanların toplam nüfusa oranıdır. Bu oranın yüksek olması azgelişmiş toplumların en belirgin özelliğidir. Nitekim bugünün gelişmiş ülkelerinin 19. yüzyılda sahip oldukları okur-yazar olmayanların oranı, bugünün azgelişmiş ülkelerine kıyasla daha düşüktür. Ayrıca okur yazar olmayanların oranı, ülkenin nispeten geri kalmış yörelerinde ve nüfusun kadın kesiminde daha yüksektir. Bu durum da, eğitim sorununun ekonomik ve sosyal gelişmeyle sıkı sıkıya bağıntılı olduğunu göstermektedir.
Siyasal Özellikler
Azgelişmiş ülkeler; temelde azgelişmişlik sorununu çözümleyebilmek amacıyla çeşitli siyasal sistemler arayışı içinde olmuşlardır. Henüz kısa sayılabilecek bir geçmişte bağımsızlığını kazanan azgelişmiş çoğu ülke, etkisinde kaldığı ülkenin siyasal ve yönetim modelini aktarmaya çalışmıştır.
Belirli bir sosyo-ekonomik ve kültür ürünü olan batı demokrasisi, bunu benimseyen çoğu azgelişmiş ülkede tam anlamıyla başarılı olamamış ya sürekli istikrarsızlıklara ya da diktatörlüklere yol açmıştır. Batı demokrasisinin siyasal yapı ve mekanizmalarının, azgelişmişlik olgusunu çözümlemede ne derece başarılı olacağı pek açıklığa kavuşmamıştır.
Çoğulcu demokratik kurum ve düzenlemeleri benimseyen çoğu azgelişmiş ülkede, hala değişik siyasal mekanizmaların aranması, kimi zaman yazılı hukuk kurallarının -anayasal düzen- dahil hiçe sayılması sık görülen uygulamalardır. Bütün bunlar, insan haklarının olanca önemiyle öne çıktığı günümüz dünyasında bu ülkelerin sosyal, ekonomik ve kültürel koşullarını çağdaş bir demokratik düzenin gereklerine uydurmalarının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
Azgelişmiş ülkelerin siyasal yapıdaki temel sorunları, demokrasiyi mi kendi yapılarına uydurmaları; yoksa kendilerini mi demokratik düzene uydurmalarıdır?
Yönetsel Özellikler
Azgelişmiş ülkelerde devlet yönetiminin aşmak zorunda olduğu çok büyük engeller vardır. Devlet, bir yandan geleneksel yönetim işlevlerini yerine getirmeye çalışırken, öte yandan da iktisadi kalkınma ile ilgili sorunları çözümlemeye çabalamaktadır. Özellikle iktisadi kalkınma için uygun bir ortamın yaratılması, yönetimin en önemli görevidir. Bu alanda göze çarpan başlıca aksaklıklar, planlamanın etkin olmaması, geniş anlamıyla altyapının yaratılamaması, vergi sistemi ile bütçe uygulamasının başarısızlığıdır. Bu arada kamu yönetiminin çok ağır işlediği, tarafgir davrandığı, bürokrasiye boğulduğu, olayların arkasında kaldığı ve yöneticilerin yetkilerini kötüye kullandıkları gibi genel yönetimle ilgili bir çok aksaklıktan söz edilebilir.
Azgelişmiş ülkelerde kamu yönetiminin niteliği ve kapasitesi özellikle kalkınma politikası amaç ve yöntemlerinin hazırlanma ve uygulanmasında kritik unsurlar olarak görülürler. Azgelişmiş ülkelerdeki devlet yönetim mekanizmasının işleyişi üzerinde görgül araştırmalarda bulunan Myrdal’a göre, azgelişmiş ülkelerde devlet yönetiminin etkinliğini önleyen en önemli eksiklik, toplumsal disiplindir. Myrdal toplumsal disiplin kavramını, esas olarak, sorumlulukları üstlenme, yasaları tam anlamıyla uygulama ve onlara sıkı sıkıya uyma ile devlet memurlarının görevlerini eksiksiz yerine getirmeleri konularında toplumun iyi niyetli davranışları olarak özetliyor.
Böyle bir davranış eksikliği, harekete geçireceği bir dizi olumsuz faktör ve koşullarla birlikte, kamu yönetiminin niteliğini (kalitesini) önemli ölçüde bozmaktadır.
Bu olumsuz durumları Riggs ve Lewis’e dayanarak şöylece sıralayabiliriz:
- Devlet memurunun kamu hizmetinin gerektirdiği sorumluluk ve sadakat duygusunu yeterince taşımaması. Daha açık bir deyişle, memurun devlet bilincine yeterince sahip olmaması, hükümetin güttüğü amaçları benimseyip, onlara tam bir uyum sağlayamaması, topluma karşı taşıdığı yükümlülükleri savsaklaması ile partizanlık yapma ve rüşvet alma gibi yetkilerini kötüye kullanması.
- Memurlara ödenen maaşların genellikle düşük ve yetenekli memurların başarıları oranında yükselme olanaklarının kısıtlı olması.
- Yönetim organlarının faaliyetlerinde, ekonomik yaşamı düzenleyen temel hukuk kurallarına genellikle uymaması, yönetimin uygulamalarında tutarsızlıkların sıkça görülmesi. Bunun da ötesinde yönetimin çeşitli karar ve uygulamalarının kimi zaman yasa ve hukuk kurallarına ters düşmesi. Bu arada, merkezi kontrol mekanizmasının etkin olmaması nedeniyle keyfi kararların alınmasının alışkanlık haline gelmesi; yönetimin hukuk dışı davranışlarından zarar görenlerin dertlerini anlatacak, haklarını alacak bir makamı bulamamaları.
- Organizasyon yapısının ve yönetim uygulamasının siyasal, sosyal ve ekonomik gereklere uyum gösterememesi; aşırı merkeziyetçilik, yerel organlara yeterince yetki göçertilememesi; açık olmayan ve sürekli değişen yetki ve sorumluluk dağılımı, devlet kurum, organ ve kuruluşları arasında koordinasyon eksikliği, alt yönetim kademelerinin aşırı bir biçimde doldurulması, yönetim faaliyetlerinin yetersiz kontrolü gibi.
- İyi eğitilmiş ve yetişmiş kadroların ve eğitim olanaklarının yetersizliği; memuriyette uzmanlaşmanın çok az özendirilmesi.
Değinilen bu sorunlara -farklı ölçülerde de olsa-, hemen hemen tüm azgelişmiş ülkelerde rastlanabilir.
Azgelişmiş ülkelerin öncelikle sosyal ve siyasal özelliklerini sağlıklı bir biçimde belirleyebilmek için, ilgili toplumların çok iyi gözlenmeleri gerektiği unutulmamalıdır. Daha da önemlisi, belirlenecek özellikler, ancak bu gözlem sonuçlarının işlenmesiyle ortaya konulabilirler. Bu verilerin ayrıntılı bir biçimde değerlenerek, belli yargılara varılması ise, oldukça güçtür. Çünkü toplumsal yapılar, bir yandan öteden beri yoğruldukları kendi asli oluşum süreçlerini yansıtırlarken, öte yandan da sürekli olarak değişime uğrayarak dinamik bir sosyal yapılaşma içindedirler. Azgelişmiş ülkelerin siyasal yapıları ve bunların gelişme süreçleri de bir homojenlik göstermez. Bu nedenle, ilgili ülkeler için ortak sayılabilecek özellikleri belirlemek oldukça güçtür. Ayrıntıların farklılık göstermesi çok doğaldır. Bu konuda son olarak, toplumsal ve kurumsal yapının, azgelişmiş ülkelerin ekonomik ve teknik koşulları ile karşılıklı ve güçlü bir biçimde birbirini etkilediklerini belirtmeliyiz.