aöf kamu yönetimi dersleri - iktisat tarihi - kuzey avrupa iktisadi gelişme - erken ortaçağ avrupasında kırsal yaşamKuzey Avrupa’nın doğal çevresinin iktisadi yapı ve gelişme üzerindeki etkisi ne olmuştur?
- Kuzey’in ovaları denize doğru oldukça yavaş akan nehirlerin de bulunduğu geniş alanları kapsar. Bu nehirlerin önemli bir kısmı gemiciliğe elverişli olduğundan ağır ve hacimli malların taşınabilmesi için önemli bir imkan sağlıyordu. Ayrıca Avrupa’da aşılmaz nitelikte dağların bulunmaması, daha çok düz ovaların yaygın olması kara ulaşımını kolaylaştırıyordu. Öte yandan, Kuzey Batı Avrupa’nın kıyıları ise girintili çıkıntılı olup, pek çok sayıda liman bulunmakta ve bu coğrafya denizciliği teşvik etmekteydi.
Nispeten bol yağmurlar yılın büyük bir bölümünde zengin bir yeşil bitki örtüsüne imkan verdiğinden tarım hayvanları arasında atlar ve sığırlar büyük bir yer tutuyordu. Yine aynı şekilde Kuzey’in nemli ovaları Akdeniz’in kıraç topraklarına göre çok daha fazla verimliydi.
Ortaçağ Avrupa toplumunun kimliği hangi etkenlerin sonucunda oluşmuştur?
- Ortaçağ’da Avrupa toplumu, her bölgede farklı ölçüde dağılmış olan üç etkiye tabiydi: İlk etki, karmaşık kültürü, kurumları ve gelenekleri ile Roma’nın etkisiydi. İkinci etki, Avrupa topraklarına yerleşen ve yerli halkla kaynaşan, ancak bazı karakteristik özelliklerini de koruyan Cermen istilacılarının etkileriydi. Üçüncü etki evrensel kilise kurumlarından kaynaklanıyordu.
Ortaçağ Avrupa’sının ekonomik dönemlerini belirleyen eğilimler nelerdir?
- İlk olarak 476 ile 1000 yılları arasındaki yaklaşık yarım binyıllık bir dönemi kapsayan sürede (Karanlık çağ ya da Erken Ortaçağ) Avrupa siyasi kargaşa ve ekonomik düşüş içindeydi. Yaklaşık 1000 yıllarından başlayarak 14. yüzyılın başlarına kadar (İleri Ortaçağ) yaygın ve hızlı bir ekonomik kalkınma görüldü. Daha sonra 14. ve 15. yüzyıllarda (Geç Ortaçağ) ekonomik bir kriz yaşandı.
Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra Avrupa yaklaşık 5 asır sürecek bir siyasi kargaşa döneminde hangi kurumları geliştirerek bu gelişmelere kaşı koydu?
- Avrupa 10. yüzyıla doğru feodalizm sayesinde kendini tehdit eden istilalara karşı bir savunma sistemi kurmayı başarmıştı. Bu sistemin dar bir alan içinde de olsa sağladığı istikrar ve düzen, ekonomik hayatın yeniden canlanması için elverişli bir ortam yaratmıştı.
Erken Ortaçağ Avrupa’sının kırsal hayatını belirleyen gelişmeler nelerdir?
- 10. yüzyılda Avrupa’nın pek çok kısmı malikane olarak bilinen küçük siyasi-ekonomik birimlere ayrılmıştı. Toprak boldu, fakat yeterli işgücünün ve güvenliğin mevcut olması halinde bir üretim faktörü olarak işe yaramaktaydı. Kuzeyin ağır ve nemli topraklarını sürmek için ilk önce Slavlar tarafından geliştirilen bıçaklı ağır saban 10. yüzyıla gelmeden Kuzey Avrupa’nın tamamında kullanılmaya başlandı. Açık tarla sistemi ile tarlaların büyük parçalar halinde düzenlenmesi hem ekilen toprakların çitleme masraflarında, hem de hayvan otlatmasında ölçek ekonomisinden yararlanmaya imkan veriyordu. Ortaçağ tarımının nihai bir özelliği de tüm tarımsal faaliyetin köy topluluğu tarafından sıkı bir şekilde kontrolünü ve ortaklaşa olarak yürütülmesini gerekli kılmasıydı. Sistem herhangi bir yeniliğe kapalıydı.
Feodal ilişkilerin sosyo-ekonomik yapısı nasıl belirlenmiştir?
- Serf hür fakat toprağa bağlı bir köylü idi. Serfin, malikane sahibine karşı en önemli yükümlülüğü, angarya idi. Bunun dışında serf çeşitli ayni ödemelerle de yükümlü kılınmıştı.
Erken Ortaçağda, ticaretin, sanayinin ve kentlerin gelişmesi ve bu alanlarda ortaya çıkan yeniliklerin niteliği nedir?
- Erken Ortaçağ’ın çeşitli dönemlerinde Akdeniz ticaretinin gerilediği iddiası özellikle Belçikalı tarihçi Henry Pirenne ve diğer bazı iktisat tarihçileri tarafından ileri sürülmüştür. Ancak bu iddia ve tezler genel olarak kabul görmemektedir. Ancak dönem boyunca Batı ve Doğu Avrupa ile Uzakdoğu arasındaki ticari mübadelenin Batı’da alım gücünü sağlayan altının azalması sonucu gerilediği bir gerçektir. Fakat bu değişmenin çapı tartışmalıdır. Batı’da, Doğu malları için mevcut efektif talep karşılanmış olmakla birlikte, imparatorluk Roma’sının 250′lerdeki zengin ticaretinin Ortaçağ’ın ilk yarısında kaybolduğu da bir gerçektir. Bu dönemde şehirlerde devamlılığı sağlayan unsur, surları ve Hıristiyan kilisesinin kurumlarıydı. Bu duvarlar, arkalarındaki insanlara güvenlik sağladı. Tüccar, mallarını depolayabileceği ve güvenlik içinde satışa arz edebileceği bir ortam olarak ondan yararlandı.
Batı’da Roma hakimiyetinin sona ermesinden çok daha önce büyük tarım işletmelerinde kendi atölyelerini kurma eğilimi başlamıştı. Bu dönemde uzak mesafeli ticaret pek çok şekilde sınırlanmıştı. Düşük değerli malların kazancı, uzak mesafelere taşımanın yüklediği maliyet ve riski karşılamıyordu. Bu yüzden bölgeler basit ve ucuz mallarda kendi kendine yeterli bir durumdaydı. Ortaçağ’da bu mahalli kendi kendine yeterlilik, malikane sınırları içinde benzer bir otonomiye yerini bıraktı.