Ortaçağ Avrupasında Sanayi

Son güncelleme: 03.11.2011 15:56
  • aöf kamu yönetimi dersleri - iktisat tarihi konu özeti - ortaçağ avrupasında üretim - ortaçağda tarım toplumu - ortaçağ avrupasında imalat sanayiOrtaçağ toplumu esas olarak tarıma dayalıydı. Ancak, sanayinin ekonomiye katkısı da önemliydi. Daha önce gördüğümüz gibi imalat faaliyetleri Erken Ortaçağ’da malikanelerde toplanmıştı ve genellikle temel mesleği çiftçilik olan kişilerce ek gelir kaynağı olarak yürütülüyordu. Ortaçağ’da en geniş ve yaygın sanayi kolu, dokumacılıktı. Kumaş, Avrupa’da her ülkede, her bölgede ve hatta her evde imal ediliyordu. Fakat 11. yüzyıldan itibaren bazı bölgeler bu alanda ihtisaslaşmaya başlamıştı. Bu bölgelerin başında Kuzey Fransa ile bugünkü Belçika’da yer alan Flandra ve çevresi geliyordu. Diğer önemli bölgeler Kuzey İtalya ve Toskana, Kuzey ve Güney İngiltere ve Güney Fransa idi. Yün en önemli hammadde, yünlü kumaş en önemli mamul üründü. Değişik bölgelerde üretilen kumaşlar arasındaki tip ve kalite farkları, Avrupa içinde geniş bir ticarete yol açmaktaydı. Yün yanında keten de başta Fransa ve Doğu Avrupa olmak üzere pek çok bölgede üretiliyordu. İpek ve pamuk üretimi ise İtalya ile Müslüman İspanya’sında toplanmıştı.

    Dokuma endüstrisine göre daha küçük, fakat ekonomik açıdan daha önemli bir sanayi kolu da metalürji ve onunla ilgili yan faaliyetlerdi. Geleneksel sınıflamaya göre demir çağı M. Ö. 1200 yılları civarında da başlamıştı. Fakat İlkçağ’da demir araç ve eşyalar sınırlı ve pahalıydı. Demir küçük bir yönetici sınıfın talep ettiği silah ve süs eşyaları için kullanılıyordu. Bakır ve bronz bile daha bol olmalarına rağmen sıradan insanların hayatında nadiren görülmekteydi.

    Ortaçağ’da nispi olarak ucuzlayan demir, silah ve zırhlara ek olarak artan ölçüde çeşitli araçların yapımında da kullanılmaya başlandı. Demirin bollaşarak ucuzlamasının nedeni, Kuzey Avrupa’da demir cevheri ve özellikle de odun kömürü kaynaklarının daha zengin olmasıydı. Ancak teknolojik değişmeler de söz konusuydu. Özellikle körüklerin ve çekiçlerin çalıştırılmasında su gücünden yararlanılmaya başlanması önemliydi. Ayrıca, 14. yüzyıla doğru hava tazyikli modern ocakların ilk örnekleri ortaya çıktı. Teknolojik gelişmeyi teşvik edici bir faktör, metalürji sanayiinde ve hammaddeyi sağlayan madenlerde Roma İmparatorluğu dönemindeki köle emeği yerine hür işgücünün kullanılmasıydı.

    Diğer bir önemli sanayi kolu dericilikti. Semerlerde, koşum takımlarında olduğu kadar mobilyada, elbiselerde ve körük gibi sınai araçlarda deri kullanılıyordu. Ortaçağ’da önemli yer tutan bir diğer sanayi dalı ağaç işçiliğiydi. Ağaç Ortaçağ’da hem süsleme, hem de pratik amaçlarla çok çeşitli kullanımlara sahipti.

    1000 yıllarından sonra Avrupa’da sanayinin ölçeğinde ve organizasyonunda önemli iki değişme ortaya çıktı. 10. ve 12. yüzyıllar arasında bu faaliyetler malikanelerden yeni gelişen şehir merkezlerine kaydı. Üç yüz yıldan fazla süren bu dönemde madencilik ve taşocakçılığı gibi işin gereği icabı kırsal niteliğini devam ettiren bazı dallar dışında sanayi, büyük ölçüde şehirlere özgü bir iktisadi faaliyet haline geldi.

    Öte yandan şehirlerde toplanan imalat faaliyetleri, artan ölçüde bu işleri tek geçim kaynağı olarak benimseyen ihtisaslaşmış kişilerce yapılmaya başlandı. Belirli bir sınai faaliyet alanında ihtisaslaşmış bu ustalar, daha geniş bir pazar için üretmeye başladılar. Özellikle dokuma sanayiinde üretim artık uzak pazarlar için yapılıyordu. Pek çok durumda bu değişme, sanatkar ve tüketici arasına tüccarın girmesini gerektirdi. Mesela dokuma sanayiinde tüccar, hem üretici ile alıcı, hem de hammadde yetiştiricisi ile ipliğin ve nihai malın üreticisi arasına girerek üretim sürecinde önemli rol oynamaya başladı. Bu gelişmeler bir dizi ticari kurum ve düzenlemenin ortaya çıkmasına yol açtı. Periyodik fuarlar ve düzenli pazarlar kuruldu. Giderek bunların da yerlerini sürekli işleyen şehir ticaret merkezleri aldı.

    İkinci önemli değişme sanayinin ölçeğiyle alakalıydı. 10. ve 11. yüzyıllardan itibaren 14. yüzyıla kadar üretim hacmi genişledi. On ve 11. yüzyıllar süresince Avrupa’da nüfus arttı. Aynı zamanda kişi başına mal talebi de muhtemelen yükseldi. Tarımda daha geniş toprakların etkin olarak işlenmesiyle kazanılan servetler, tüketim malları talebini arttırdı. Büyük bir bölümü feodal sınıfların ellerinde toplanan bu servet, kaliteli ve lüks mallara yöneldi. Talep artışı 10 ve 11. yüzyıllardan itibaren 14. yüzyıla kadar üretim hacminde genişlemeye yol açtı. Bu konuda bazı bölgesel sanayiler ve kısa süreler dışında istatistiki bilgimiz bulunmamaktadır. Genel değişimin oranı ve bunun bölgelerarasında gösterdiği farklılıklar hakkındaki bilgilerimiz, daha çok nüfus tahminleri ve talebin niteliği gibi dolaylı verilere dayanmaktadır. Ancak üretimin nüfustan daha hızlı büyüdüğü hemen hemen kesindir.

    Üretimdeki bu artışa rağmen sınaî üretim birimleri Ortaçağ dönemi boyunca küçük kaldı. 16. yüzyıl öncesinde fabrikaya benzer büyük üretim biriminin çok uzak bir benzeri bile söz konusu değildi. Yalnızca madenlerde Ortaçağ standartlarına göre çok sayıda işçi çalışıyordu. Diğer bütün alanlarda sınai üretim birimleri küçük atölyelerdi. Bu küçük üretim birimlerinin hakimiyeti, yatırım sermayesinin azlığından kaynaklanıyordu. Ancak, sanayiye karşı genel tutumun ve lonca olarak bilinen esnaf organizasyonlarının etkisi de önemli bir neden teşkil ediyordu.

    İmalat sanayiinin yapısında ne gibi değişiklikler meydana gelmiştir?

    Ortaçağ’da ideal sınai üretici kalfa ve çırakların yardımıyla üretim yapan ustalardı. Malın kalitesi loncalar tarafından denetleniyordu. Ustanın kullanacağı hammaddeden fazlasını biriktirmesi yasaktı. O herkesin gözü önünde çalışırdı. Ürettiği mala adil bir fiyat koyması ve mütevazı bir hayat sürmesi beklenirdi. Gerçek uygulama her zaman bu ideale uygun düşmemekle birlikte Ortaçağ esnafı, genel olarak geçimlik bir düzeyde yaşıyor ve çok az sermayeye sahip bulunuyordu.

    Şehirlerde imalat faaliyetlerini yürüten esnaf, loncalarda örgütlenmişti. Bunlar aynı meslek dalında faaliyet gösteren esnafı bir araya getiriyordu. 12. ve 13. yüzyıllarda bütün şehirlerde ve büyük kasabalarda loncalar gelişmişti. Orijinleri konusunda farklı görüşler ileri sürülmekle birlikte bir arada yaşayan, aynı inançları paylaşan, aynı pazarda alışveriş yapan, aynı tüccarla muhatap olan insanların karşılıklı yardım ve destek için biraraya gelmeleri tabiiydi. Bu nedenle loncaların, dinî ve yardımseverlik amaçlarıyla ekonomik fonksiyonları arasında bir ayırım yapmak oldukça güçtür.

    Esnaf loncalarının da aynen tüccar birliklerinde olduğu gibi şehir ticareti üzerinde tekelci uygulamalardan kaynaklandığı iddia edilmiştir. Bu modeli ileri süren Gross’a göre, hür ve bağımsız olan esnafın menfaatlerini korumak ve çalışma standartlarını sürdürmek için birleşmesiyle loncalar teşekkül etmişti. Ancak esnaf, küçük kasabalarda hür ve bağımsız olmakla birlikte sayılan, ihtisaslaşmış meslek dallarında bir araya gelmelerine imkan vermeyecek kadar azdı. Sayılarının çok olduğu büyük şehirlerde ise esnaf, bağımsız olmaktan uzaktı. Uzak pazarlar için üretim yapan bu esnaf, tüccar sermayedarın denetimi altındaydı. Pek çok esnaf loncası böyle şartlar altında doğmuştu. Bu yüzden loncaların tüccar kapitalistlerin ekonomik ve siyasi güçlerine karşı başarılı bir tepki olarak ortaya çıktığını düşünmek daha makul olacaktır.

    Esnaf loncaları, işin kalitesini garanti altına alması, tüketiciye adil fiyatlarla malların ulaşmasını sağlaması ve mütevazı esnafı toplumun değerli bir üyesi haline getirmesi itibarıyla istikrarlı şehir toplumunun ana müesseselerinden biri olarak idealize edilmiştir. Gerçekten lonca düzenlemeleri, sanatın icra edileceği şartlarla ve tüketicinin menfaatlerinin korunmasıyla alakalı pek çok kural içermekteydi. Bu düzenlemeler, geçimini sürdürmeyi amaçlayan esnaf ile şehir toplumu arasında bir uyuşmayı temsil ediyordu. Kalitenin korunması için gün ışığında çalışılması, yeterince mesleği öğrenmeyen kişiye usta olma imkanının verilmemesi, mal standartlarına kesin olarak uyulması hep bu amaçlara hizmet ediyordu.

    Esnaf loncaları tekelci uygulamalarıyla teknik gelişmeye ve etkin iş organizasyonuna engel olmakla suçlanmıştır. Hatta bu yüzden teknik ve sınai gelişmenin 18. yüzyılın sonlarına ve 19. yüzyılın başlarına kadar geciktiği bile ileri sürülmüştür. Ancak bu etkileri fazla abartmamak gerekir. Bir kere loncaların tekelci özellikleri sınırlıydı. Bir mesleğe bu tekelci imkanları bağışlayan mahalli otoritelerin bu imtiyazın şartlarını belirleme yetkileri vardı. Ayrıca lonca üyeliği gerekli şartları yerine getiren herkese açıktı. Öte yandan Ortaçağ’ın sonlarında şehirli esnaf iktisadi açıdan zayıf durumdaydı. Bu yüzden üretimi sınırlayarak fiyatları yükseltecek güçten yoksundu. Esnafın tekelci gücünü iktisadi amaçlan uğrunda kullandığına dair çok az kanıt vardır. Ayrıca loncaların tekelci davranışları kırsal kesimdeki esnafa başvurularak kırılabiliyordu. Loncalar büyük işletmelerin kurulmasına engel olmakla da suçlanmıştır. Lonca düzenlemelerinin kalfa ve çırak sayısını sınırladığı doğrudur. Ancak, büyük sınai teşebbüslerin yokluğunun ana nedeninin bu olduğu şüphelidir; asıl önemli neden sermaye yetersizliğidir.


    alıntı
#03.11.2011 15:56 0 0 0