Aöf sosyoloji dersleri - Simsel sosyolojisi - Weber sosyolojisi - Humanist sosyoloji okuluHer iki düşünür de eleştirel sosyolojiye hizmet etmişonu sistematik hale getirmişlerdir.Hümanist sosyolojiAlman Düşünce Okulunun yansımasıdır.Buradaki hümanizm insan üzerinde özne olarak odaklanmayı ifade eder.Hümanist sosyolojinin ilke edindiği sayıltılar şunlardır:
1.)Etkileşimcilik:Asıl önemli olan insanlar arasındaki etkileşimdir ama burada önemli olan insanların bilinç düzeylerindeki oluşan soyut toplum ve bunların öğelerinin yakalanmasıdır.Etkileşimde asıl önemli olan o soyut öğelerin birbiriyle olan etkileşimidir.Somutsoyutun körüklediği bir yansımadır.
2.)Antinatüralisttir.(Tarihsel ve tinsel yasaların doğal yasalarla belirlenemeyeceği düşüncesi)
3.)Toplumsal etkileşimin öznel doğası vardır.Hümanist sosyolojibilinçli öğeler olarak bireylerin karşılıklı katılımıbireylerin birbiriyle olan etkileşimini inceler.Yani kendi davranışları çerçevesinde diğerleriyle etkileşim halinde olan bireylerin hem etkileyip hem etkilendikleri varsayılır.Bu durum tarihsel süreçte bilinçte biriken değerlerle gerçekleşir.Bu bağlamda etkileşimbasit bir uyarıcıya mekanik bir tepkide bulunmak değildir.Çünkü buradaki etkileşimanlamlar düzeyindedir içselleştirilmiştir.
4.)Anlama gereksinimi.İlk üç sayıltının doğal sonucudur bu.
SIMMEL: (1858-1918)
Sistematik olmayışı onun temel bir kuramının olmamasına yol açmıştır.Kötü bir dönemde yaşamıştır.Vahşi kapitalizm hızla yükselmekte ve faşizmin ayak sesleri duyulmaktadır.Kantın doğal felsefesi üzerine doktora yaptı.Antisemitizmden hep şikayet etti.Yahudidir.Weberin tersine ekonomi ve politikada başarısızdır.SimmelWeber ve Tönnies Almanyada sosyolojiyi yerleştiren isimlerdir.Estetik üzerine çalışmıştır.31 kitap256 makalesi vardır.Bütün yaşamı Berlinde geçmiştir.Dolayısıyla sosyoloji kültürel düzeyi yüksek kentsel ilişki kalıpları üzerine kuruludur.Mekanik ve yüzyüze olmayan ilişkilerin kişilikleri ne şekilde etkilediği üzerinde durur.Modern kent insanınıkent yaşamının analitik kafalı ancak sinirli ve davranış bozukluğu gösteren bir tip olarak tanımlar.Simmelin çalışmaları bu tipin nasıl ortaya çıktığını anlamak ve yorumlamak üzerinedir.Çalışmalarında oldukça mikro düzeye iner.Burada makro sosyolojinin adeta sona erdiği görülür.19. yüzyılın sonuna kadar çoğu Alman akademisyen bilim ve kültürde bütüncül bir düşünce oluşturmuştur.Ancak Weber-Simmel döneminde bu düşünce kopmaya uğrar.
Sanatçı ve entelektüellerin genç nesli Prusya ortodoksluğuna karşı çıkmakta ve bir grup entelektüel ise gelenek ve aristokrasi yanlısıdır.Bu iki eğilim sürekli çatışma halindedir.Simmel de bu karşıtlığı yaşamaktadır.Berlindeki sosyalist gruplarla ilişki kurar ama bu katılığa karşı çok etkin olmamıştır.Simmel Alman idealizmindenComtedanSpencerın evrimci anlayışından Kant Hegel ve Schopenhourdan etkilendi.Kantın bilgi anlayışı olan edinilen bilginin öznede yorumlanarak dışavurumu düşüncesi onu oldukça etkiledi.En çok ise Dilthey ile uyuşur.Diltheyın tarihsel olayların arka planına bakarak yorumlanması gerektiği düşüncesine tam olarak katılır.Tarih ve toplum nasıl mümkündür sorusuna şöyle cevap verir:Tarih ve toplumdüşünmede ve yaratmada kullanılmış olan önermelerin (a-priori) analizinde temellenir.Burada olayın betimlenmesi değilonun arka planına geçerek anlaşılması gereklidir.Yani düşünceden hareket sözkonusudur.Bu noktada Kantın da ötesine geçer.Tarih ve toplumu bilginin nesnesi yapantoplumsal bireylerin üzerinde bağlayıcı olan sosyolojik önsellikler için arayışa girer.
Simmelarkadaşlarının tarihsel realizm kapanına düştüklerine inanır.Onlar tarihi olduğu andaki gibi yakalayıp anlayabileceklerini düşünür.Bu noktadaKant’ın emprisizm eleştirisi ile tarihsel gerçeklik eleştirisini birbiriyle örtüştürmeye çalışır.Ve Kantın bu noktada a-priori ifadelerini soyut bulur somutlaştırılması gerektiğini savunur.Bu önseller doğal dünyadaki gerekli olan en genel koşulları betimler. Halbuki burada en genel koşulların içinde o denli mikro düzeyli koşullar vardır kigenelin anlaşılması için onların anlaşılması gereklidir.
Tarihçiler uyum içindedir.Bireylerle deneyim niteliksel olarak doğayla deneyimden çok farklıdır.Toplumsal öğeler insanlar açısından birer objedir.Burada obje ve suje etkileşimi sözkonusudur.Bu bağlamda her an bir öznel yan söz konusudr.Dolayısıyla insanların oluşturduğu bilgi bütünlüğü doğal olandan farklıdır.
Birbirimizi sosyal bireyler olarak görmeden önce yapmamız gereken önselleri (önyargı) ele almaktır.Çünkü bütün kaygısı bilginin temellendiği biçimi açığa çıkarmaktır.Bunu yaparken şu soruları sorar: -Diğerleri hakkında ne bilebiliriz-Kendi doğrularımızdan ne derece emin olabiliriz? Yine geldiği noktadan hareket eden Simmelşunu ifade eder:Toplum bütünlüğünün bir gözleme ihtiyacı vardır.Çünkü toplumun kendisi bilinçli bireylerdir.Birey ve gruplar olarak kendi içlerinde şeyler olarak soyutlanmışlık göstermezler.Çünkü bu birimler ilişkisel düzeyde zaten vardır.Diğerini doğrudan veya bütünüyle bilemeyiz.Fakat bilme ancak öznellikler arası etkileşim araçsallığıyla mümkündür.Doalyısıyla sosyolojinin en temel ilkesibu öznellikler arası etkileşim sistemi bağlamında oluşan etkileşim formlarının içine girip onları anlamaktır.(Hegel etkisi)
Simmel Hegelden nesnelleştirme anlayışını almıştır.Özellikle obje ve suje arasındaki diyalektik ilişkide. Bireyler sosyalize oldukçasosyal ilişkilerin anlamını kavradıkça kendileri için özgün anlamı olan kültürelpolitikestetik objeleri yaratır.(yaniöznel kültürü)Ama etkileşim içinde yaratılanbir objektif kültürdürbu nesnelleşmiş kültürdür.Yani yaşam süreci içinde öznel bir yaşam yaratmıştır birey.Bu birikimlerin etkileşimiyle bir araya geldiğimizde bireyselin üstünde bir kültür yaratılır.İşte burada bireysel olanla onun üstündeki yaratılan sürekli çatışır.
Simmel Marxtan da etkilenmiştironun modelini reddetmez.Fakat Marxın gelişme ve değişme modelinin sadece üretim ilişkileri temelinde değil daha başka alanlarda da önemli olduğunu söyler.Simmele göre yaşam enerjisiyle yapılar arasındaki çatışma süreklidir.(Burada çok yüzeysel düzeyde diyalektik var.)Schopenhour etkisi var.Schopenhoura göre insan iradesi her birey içinde yaşayan itici güç niteliğinde bir enerji kaynağıdır.Bu güçöznellik anlayışının ve dışsal gerçekliğin kaynağıdır.Çünkü insan içsel potansiyeli ile enerjisini yeniden yaratmak güdüsüne sahiptir.Bu irade ancak içe bakışla incelenebilir.Sanat bu amaca en uygun olan araçtır.Sanat katıksız bir düşsel dünya yaratmaya olanak verir.Bu yaratma yeteneği yaşayan oluş dünyasıdır.Daha doğrusu bir iç tepidir.(impuls)Simmel bu düşünceyi kabul eder. Yaşam transandansı estetikte kendisini en açık bir biçimde dışa vurur der.
Psikoloji bireysel organizmanın iç tepilerini inceler ama bu enerji bir şekilde bir oluş olarak dışa yansır.Sosyoloji bu iç tepilerin gerçekleştirilmesini sağlayan ilişki biçimlerini inceler. Simmel bireylerin oldukça kompleksbir yapıda ve sistematik bir şekilde deneyimlerini somutlaştırdıklarını söyler.Simmelde toplum bir etkileşim gerçekliğidir.
Biret toplumsal bir varlık olduğundan soyut ve somut öndeğerlerle hareket eder.Soyut önseller her toplumda bulunur.Bireyler kendileri ve diğerlerine ilişkin belirli sayıltılar taşımadıkça toplumsal yaşamın mümkün olamayacağını söyler.Toplumsal yaşama temel olabilecek üç önsel üzerinde durur:
1.)Bireyler toplumun hem içinde hem dışındadır
2.)Bireyler etkileşim ağı içinde hem suje hem objedir
3.)Bireylerde kendini doyuma ulaştırma ve geliştirmetamamlama enerjisi halindedir.Yani bireyde hepbir benlik mücadelesi vardır.
Aynı zamanda toplum kendisini bütünleşmeye yöneltme itisi içindedir.Ama bireyin içsel bütünlüğü öznelliğiöznel bilincibu bilincin bütünlüğü toplumun içsel bütünlüğüyle genelde karşıttır.Simmel çatışmacıdırçatışmayı bu anlamda ele alır.
Organizmacı okulları reddetmiştir.Spencerın organizmacı anlayışını da. Çünkü Simmele göre toplum etkileşim halinde olan bireylerin ilişkisinden oluşur. Bu toplum toplumun sayısının üzerinde bir şeydir.Sendikadevletaile bu etkileşimin billurlaşmasısomutlaşmasıdır.Bu bağlamda yanıt aradığı sorun:insanlara ne oluyorinsanlar hangi kurallara göre davranıyor? sorusudur.Grup içinde birey Simmelin hareket noktası olduğuna göre o halde insan ilişkileri veya sosyalizasyon sosyolojinin temel konusudur.Özetle sosyolojitoplumun geometrisini inceler.Birey davranışları hareket noktasıdır.Çünkü birey toplum içinde sosyalleşir ve onunla belirlenir.Ancak birey-toplum gerginliği her zaman vardır.Çünkü birey toplumla ilişki halindedir.Kendisi için olduğu kadar toplum için de vardır.Dolayısıyla ne tam toplumsaldır ne de bireyseldir.Birey öznel bilinciyle sosyal bilinci aşmayı ister.Bu çerçevede çatışma kaçınılmazdır.Bu gerginlik yaşamın özüdür.
Toplumsal olguların nedenideğer yargılarıözlem ve çıkarlar çerçevesinde insanlar arasındaki ilgi ve ilişkiye bağlıdır.Bu ilgi ve ilişkinin niteliğiuyum ve ortaklaşa çalışma veya uyumsuzluk ve anlaşmazlık biçiminde koyar.Dolayısıyla çatışma bir çeşit toplumsal biçimdir.Ama çatışma çok farklı boyutlarda biçimlenir.Bu ilişkinin temelinde gereksinmenefretkıskançlıkistek ve özlemler gibi psikolojik nedenler yatar.Bu çatışma sürekli bir oluşum ve dönüşüme yol açar.
Simmel için birey ve toplum birbiri içine girmiş bütünlüklerdir.Biri yoksa diğeri de yoktur.Bireyler doyum sağladıkça ve dış objelerle ilişkiye girip onları etkiledikçeonlardan etkilendikçe benlik bilinci oluşur.