Takva: Dışını halk için süslediğin gibi, kalbini de Allâh için tezyin etmek, süslemektir.
Peygamber Efendimiz: „Takvaya sarılınız. Çünkü o, bütün hayırları içinde bulundurur" buyurmuştur.
Takvanın aslı, şirkten sakınmak, şirkten sonra günah ve kötülüklerden, sonra da şüphelilerden sakınmaktır. Bunlardan sonra da fuzûlî şeylerden sakınmaktır.
„Allâh'tan hakkıyla ittika ediniz." (Âl-i imran s., 102.) âyeti, Allâh'a itâat edip isyan etmemek, onu zikredip unutmamak, şükredip nankörlük etmemektir, diye tefsir edilmiştir.
Takva hakkında:
Sehl bin Abdullah (rh.): „Allâh'tan başka yardımcı, Resûlullâh'tan (s.a.v.) başka doğru yolu gösterici, takvadan başka azık, belâlara karşı sabırdan başka amel yoktur." demiştir.
Ebu'l-Huseyn ez-Zencânî (rh.): „Sermayesi takva olanın kazancını diller anlatmaktan aciz kalır." demiştir.
Cüneyd bin Muhammed: „Takva, kendisi için sevdiği insanlar için de sevmek değildir. Hakiki takva, kendisi için istendiğini başkaları için daha çok istemektir." demiştir.
Hocam Sırrı Sekatî'ye (rh.) bir gün bir arkadaşı gelip selâm verdi. Hocam da selâmını aldı. Fakat tebessüm etmiyordu ve kaşları da çatıktı. Bunun sebebini kendisine sordum, şöyle dedi:
„Müslüman bir kimse kardeşine selâm verip o da selâmını aldığı zaman yüz rahmet aralarında taksim olunur. Bunun doksanı kardeşine karşı tebessüm edenin, onu da diğerinindir, diye duymuştum. Ben doksan rahmetin hepsinin onun olmasını istediğim için böyle yaptım."