Türkü Sözlüğü C ve D

Son güncelleme:
  • Türkü Sözlüğü C Harfi İle Başlayanlar - Türkü Anlamları - Türkü Sözlüğü D İle Başlayanlar - C Harfinden Türkü Sözlüğü - Türkü Sözlerinin Anlamları

    Caba: Fazladan, üstelik, bir şey ödemeden alman şey .
    Cad: Darı ekmeği.
    Cah etmek: İtibar etmek.
    Cah: Makam, itibar.
    Cahallığ: Gençlik çağı.
    Caht: Bile bile inkar etme.
    Cam: Kadeh, bardak, şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi.
    Can ürekten: Candan yürekten, içtenlikle, severekten.
    Canal: Canan, sevgili.
    Canan: Gönülden sevilen, gönül verilmiş olan kadın.
    Canın: Canımın.
    Canpolat Dev: Bir masal yaratığı.
    Cansız at: Tabut, salaca.
    Car: Çarşaf, komşu, yardımcı, medet eden.
    Cayız: Caiz, olabilir, yakışık alan.
    Cazu: 1. Cadı, oyunbaz. 2. Çok güzel.
    Cecim: Cicim, örtü ya da perde olarak kullanılan ince kilim.
    Cefa: Büyük sıkıntı, üzgü.
    Cefakar: 1.Cefalı. 2.Cefa eden.
    Cehl: Cahillik, ilimden mahrum olmak, tecrübesizlik.
    Cellat amanı: Ölüm cezasına çarptırılmışlara, ölüm yargısının uygulanmasından önce, son isteği için tanınan süre.
    Cem olmak: Toplanmak.
    Cemal: Yüz güzelliği.
    Cemalınnan: Cemalinden, yüz güzelliğinden, yüzünün güzelliğinden.
    Ceran: Sevimli, uzun boylu.
    Cevahir: Cevherler , çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler. Çok kıymetli maden veya taşlar. Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar.
    Cevahir: Şah Abbas'ın soylu hizmetçisi.
    Cevli cevran eylemek: Dolaşmak.
    Cevr etmek: Eza, cefa, eziyet, zulüm, sitem etmek. Tarikat adamının ruhen ilerlemesine mani olan şey.
    Cevr: Eziyet.
    Ceyran: Ceylan.
    Cığa: Yeşil.
    Cığalı koşma: Cinaslı koşma, sorguculu koşma.
    Cığa tel: Erkek yabanördeğinin kuyruğunun üstündeki kıvrık yeşil tüyler ve yeşil kanat telekleri.
    Cinas: Çok anlamlı bir sözcüğün, her kezinde başka bir anlamını öngörerek yapılan bir söz oyunu sanatı. Değişik cinas biçimleri vardır. [Tam cinas, birleşik cinas (benzeşmeli cinas, farklı cinas), basit cinas, eksik cinas...] Eski Edebiyat'ın bu yaygın söz oyunu sanatından Halk Edebiyatı da nasiplenmiştir. Özellikle manilerde cinasa çok rastlanır.
    Cılga: İnce yol.
    Cidar: Duvar.
    Cim: Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup ''ebced'' hesabında üç sayısının karşılığıdır.
    Civan: Genç. Genç ve yakışıklı olan.
    Coşarsız: Coşarsınız.
    Cur'a: Yudum.
    Cuş eylemek: Coşmak, kaynamak.
    Cüda: Ayrılık, ayrılmış.
    Cünun: Değişik.
    Cürmümü: Suçumu.
0 0 0
  • Çağrışmak: Bir ağızdan bağırmak, yaygara etmek.
    Çal : Ala renk.
    Çalhandı : Çalkandı
    Çalhanmah : Çalkanmak.
    Çallı-çapraz: Çapraz çizgili bir şal deseni.
    Çalma: 1.Başa sarık gibi bağlanan düz ya da işlemeli kumaş. 2.Çember de denilen baş örtüsü, çetme.
    Çalmak: Doğmak, vurmak, atmak
    Çapraz: Eğik olarak birbiriyle kesişen.
    Çar anasır: Dört unsur , dört temel unsur .(Toprak-su-hava-güneş)
    Çar hisar: Dört kale burcu.
    Çar köşe: Dört köşe.
    Çar: Dört.
    Çarh: Çark, felek, gök, devreden, dönen.
    Çar-havuz: Büyük havuz.
    Çarh-ı devvar: Durmayıp dönen.
    Çarh-ı gerdun: Dönen çark. (Dönen dünya)
    Çarh-ı zaman: Dönen zaman, devir.
    Çar-pare: Dört parça, dört kısım.
    Çarpaz dağlamak: Çapraz dağlamak.
    Çarpaz: Çapraz.
    Çatmak: 1.Yetmek. 2.Üzücü olaylarla karşılaşmak, uğramak.
    Çekmişem: Çekmişim.
    Çeper: 1.Engel, çit, kamıştan yapılan çit . 2.Kırık dal ve yaprak kümesi.
    Çerağ: Mum, çıra.
    Çeri: Asker.
    Çetme: İşlemeli baş örtüsü, sırma işlemeli baş örtüsü, çalma.
    Çevre: Sırma işlemeli baş örtüsü, mendil.
    Çevrişir: Dönüşür.
    Çevrüşmek: 1 .Dönüşmek. 2.Devinmek dönmek.
    Çevrüşüpsen: Dönüşmüşsün, dönmüşsün.
    Çeyman: Kıl ya da yünden dokunma yamçı, kepenek.
    Çıham: Çıkayım.
    Çıhdım: Çıktım.
    Çıhıp: Çıkmış.
    Çıhmış: Çıkmış.
    Çıhsa: Çıksa.
    Çıra: Çerağ, kandil.
    Çırağ: Çerağ, kandil, mum, ışık.
    Çiçeğisen: Çiçeğisin.
    Çifte hal: Çifte ben.
    Çimennİ: Çimenli.
    Çimmek : Yıkanmak.
    Çin: 1.Çünkü, için. 2.0muz.
    Çit: Başörtüsü, yemeni.
    Çiyn : Omuz.
    Çoh: Çok.
    Çolp Suyu.
    Çövre: Çevre
    Çün: Çünkü.
    Çüt: Çift.
    Çüter çüter: Çifter çifter.
0 0 0
  • Dad: 1.Yakınma anlatan, vah, eyvah anlamında bir ünlem. 2. Ey, hey anlamında bir ünlem.
    Dağ salı: Dağ düzlüğü, dağ eteği.
    Dağ: Kızgın demirle vurulan özlük belirtici damga, işaret, nişan.
    Dağdağa: Çekişme, anlaşmazlık.
    Dağlanmak: 1 .Kızgın demirle damgalanmak. 2. Yanmak. 3.Sağaltma amacıyla vücudun yaralı ve sayrılıklı bölümlerinin kızgın demirle yakılması.
    Dağlı: Damgalı.
    Daha: Bundan sonra.
    Daim: Sürekli, her an, daima.
    Dal: Omuz, omuz başı.
    Dalam: Dalayım
    Dalda: Gölge.
    Daldalanmak: Gölgelenmek.
    Daldalık: Gölgelik.
    Dalgerdan: 1.Güzel göğüs. 2.Vücudun omuzla birlikte göğüsten yukarı bölümü, büst. Dalıptır: Dalmıştır, dalıyor.
    Dallanmak: Salınmak, sallanmak.
    Daluptur: Dalmıştır, dalıyor
    Dam: Tuzak.
    Dane: Tane, tohum, çekirdek.
    Dane-i kısmet: Kısmet tohumu.
    Danışmak: Konuşmak.
    Danıştırmak: Konuşturmak.
    Dar çekmek: İdam edilmek.
    Dar gün: Kara gün; sıkıntılı, zor, bunalımlı an.
    Dar I: Sıkıntı, bunalım .
    Dar II: Darağacı, ölüm hükümlülerini asmak İçin kurulan -kullanılan- sehpa.
    Dar: Ev, yer, dar ağacı.
    Dara çekilmek: Dağarcında idam edilmek, asılarak İdam edilmek.
    Dara çekmek: Darağacında idam etmek.
    Dara düşmek: Sıkıntıya düşmek, zorda kalmak, bunalmak.
    Daranmak: Taranmak.
    Dar-ı Mansur: Hallac-ı Mansur'un idamı.
    Darılıpsan: Darılmışsın.
    Darıyıp: Taramış.
    Dartmak: Tartmak.
    Daş: Taş.
    Daylak: Tüylü devenin erkeği.
    De ki: Sanki, tut ki.
    Değer: Dokunur.
    Değilem: Değilim
    Değilem: Değilim.
    Değişke: Varyant.
    Dehr: Dünya, zaman, devir.
    Dehr-i zulmet: Zulüm devri.
    Dem etmek: Sazla çalıp, söylemek.
    Dem: Soluk, nefes, ses.
    Deman: (Damen) etek.
    Demek: Söylemek.
    Demi devran: Dünya demi. (Devir zamanı)
    Demkeş: Devamlı öten bir güvercin cinsi, şarap içen
    Der: Der, söyler
    Dercetmek: Toplamak.
    Derde çatmak: Derde düşmek.
    Derdimend: (Derdmend) tasalı, kaygılı, dertli.
    Dergah: Tekke.
    Derilmek: Toplamak.
    Deriptir: Toplamıştır.
    Dermek: Toplamak.
    Dertli Emrah: Ercişli Emrah.
    Derun: İç taraf, dahil, kalp.
    Dest: El.
    Deste: Demet; sıra.
    Devran: Dünya, zaman.
    Devr-i cihan: Dönen dünya.
    Devşirmek: Toplamak, toparlamak.
    Deyer: Der ki, söyler ki.
    Deyişmek: Karşılıklı şiir söylemek.
    Dırığ: Esirgemek.
    Di: Söyle.
    Didar: Yüz, çehre.
    Didarın kıyamete kalması: Sevgiliyle kavuşmanın, sevgiliye kavuşmanın kıyamete kalması.
    Dide seli: Gözyaşı.
    Dide: Göz.
    Dilber: Güzel.
    Dilçevüren: Dilçeviren, söz gezdirici, dedikoducu.
    Dildar: Sevgilisinin gönlünü çelmiş.
    Dil-inen: Dil ile [dilinen=diliyle ]
    Dimek: Demek, söylemek
    Din uğrusu: Din hırsızı.
    Dinnemek: Dinlemek.
    Dinnemez: Dinlemez.
    Dir: Derlemek, toplamak, bir araya getirmek.
    Diskinmek: Korkudan sıçramak: uykudan sıçrayarak uyanmak.
    Diş: Düş, rüya.
    Divana: Divane.
    Diyek: Diyelim, söyleyelim.
    Diyeller: Derler, söylerler.
    Diyer: Der, söyler.
    Diyiş: Deyiş, şiir.
    Dodağ [dodah]: Dudak.
    Dodağınnan: Dudağından.
    Doğancı: Erciş'in Altındede (Zilan) bölgesindeki eski bir yerleşim alanı.
    Dolama: Çuha giysi, kat kat giysi.
    Dolu: 1.İçki. 2.Halk inancında Pir'in , Üçler'in, Erenler'in-Hakk katından aşıklık verilenlere sunduğu kutsal içkiyle dolu kadeh, kase.
    Donburcuh-dunburcuh: Tomurcuk.
    Doru: Bir at tonu. [Gövdesi kızıl, yelesi ve (çoğunlukla) ayakları kara olan at.]
    Dost: 1. Tanrı. 2. Sevgili
    Dostlar dostu: Zor durumda kalana yardım edici Hızır.
    Doymiyi: Doymuyor.
    Döndi: Döndü.
    Dönmenik: Dönmeyiz.
    Dört iklim: Dört yön; Doğu, batı, güney, kuzey yönlerindeki ülkeler.
    Dört kitap: Büyük dinlerce kutsal sayılan dört din kitabı. Kur'an, İncil, Tevrat, Zebur .
    Dört köşe: Dört yön. Doğu, batı, kuzey, güney yönleri, bu yönlerdeki ülkeler, yerler.
    Döş: Etek.
    Döşek: Yatak, minder.
    Döşürmek: Devşirmek, toplamak.
    Dözmek: Katlanmak, dayanmak.
    Dudu: (Tuti) Dudu kuşu, papağan.
    Dudu: Papağan türünden, taklit yapan bir kuş.
    Duman: Bulut, sis.
    Duram: Durayım.
    Durasan: Durasın.
    Durasız: Durasınız.
    Durmuşam: Durmuşum.
    Durmuyi: Durmuyor.
    Durna: Turna.
    Durupsan: Durmuşsun, duruyorsun, durmuşsan, duruyorsan.
    Dutar: Tutar.
    Dübeş: Tavla oyununda zarların iki beşi göstermesi.
    Dübür: İki yaşındaki erkek keçi.
    Dügü: Pirinç.
    Dühan: Tütün, duman. Kur'an-ı Kerim'in 44. suresinin adı.
    Dülbent: Yazma.
    Dür eyle: Uzak dur.
    Dür: İnci.
    Dür: Uzak, doğmak, bölüm. İlahi rahmetten kısmen veya tamamen yoksun olma
    Düş: Rüya.
    Düşdi: Başladı, koyuldu.
    Düşeliden: Düştüğünden beri, düştüğü an.
    Düşem: Düşeyim.
    Düşersiz: Düşersiniz.
    Düşgüni: Düşkünü.
    Düşim: Düşeyim.
    Düşmek: İnmek.
    Düşüpsen: Düşmüşsün, düştün.
    Düşüptür : Düşüyor, düşmededir.
    Düz: Kır, ova, çöl.
    Düzmek: Dizmek, sıralamak, süslemek.
    Düzülür: Dizilir, sıralanır.
0 0 0