Avrupa Edebiyatı

Son güncelleme:
  • avrupa sanatı - avrupada sanat - avrupada sanatın tarihçesiOnyedinci yüzyılda yeni bir dönemi başlatan doğal ve toplumsal bilimlerdeki gelişmeyle karşılaştırıldığında, müzik dışındaki güzel sanatların tutucu kaldığı görülür. Çeşitli sanat biçemleri gelmiş gitmiş, ulusal sanat okulları parlamış sönmüş, dönem boyu zaten çok zengin ve çeşitli olan kültürel mirası daha da zenginleştirme eğilimi görülmüştü. Ne var ki böylesine güçlü ama geleneksel etkinliklerden, Newtoncu dünya görüşü gibi yepyeni bir anlayış doğmamıştır.

    Onyedinci yüzyılın sonlarında ve onsekizinci yüzyılın başlarında Fransız kültürünün saygınlığı doruğuna ulaştı. XIV. Louis'nin hükümetinin gücüne ve ululuğuna duyulan hayranlığa Fransız edebiyatına, Fransız biçemine ve beğenisine karşı duyulan aynı derecede, hatta daha büyük bir hayranlık eklendi. Sanat alanında yetkinliğin belli kuralları vardır, bunlar ortaya çıkarılabilir ve ortaya çıkarıldıktan sonra bu kuralların izlenmesi gerekir inancına dayanan Klasik akım, hem göze seslenen sanatlara hem de edebiyata egemen oldu.

    Bu kurallar, büyük sanatçıların ayaklarına vurulmuş parangalar değildi. Örneğin Londra'da mimar Christopher Wren (ölümü, 1723) ya da Fransa'nın üç büyük tiyatro yazarı, Pierre Corneille (ölümü, 1684), Moliere (ölümü, 1673) ve Jean Racine (ölümü, 1699) daha yeteneksiz ellere ağır bir yük olan doğruluk kurallarına büyük bir ustalıkla uydular.

    Onsekizinci yüzyılda Avrupa müziği, tarihinin en büyük dönemlerinden birine girdi. Yeni bulunmuş, yeni yetkinleştirilmiş müzik araçları ve müzik perdelerinin fiziksel-matematiksel çözümlemesi, müzikçilere yeni teknik diziler ve çeşitlilikler sağladı. Özümlenmesi gereken bunca yenilik çıkınca, "klasik" uyum ve kompozisyon kurallarının, bu tür kuralların bazen edebiyatta yaptıkları gibi köstekleyici etkileri olmadı. Tersine, dikkati baş edilebilir sayıda değişken üzerinde toplayarak yaratıcılığı kışkırttı.

    Johann Sebastian Bach'ın (ölümü, 1750) ve Wolfgang Amadeus Mozart'ın (ölümü, 1791) yapıtları, daha sonraki Avrupa müziği için bir ölçü yarattı. Bu ölçü, onbeşinci yüzyılda renklerin koyulaştırılmasıyla ve çizgilerle dile getirilen perspektifin bulunması sonucu Avrupa resminde yaratılan ölçü kadar uzun ömürlü olmamakla birlikte, onun kadar temel bir ölçü durumuna geldi.

    Edebiyat alanında klasik ülkü, onsekizinci yüzyılın ortalarından sonra ve özellikle Almanya'yla İngiltere'de yıpranmaya başladı. Ulusal geçmiş ve ortaçağ geçmişi üzerinde yapılan araştırmalarla, insan kalbi denen şeyden boşalan duyguların coşku verici akışı üzerine yapılan doyurucu incelemeler, birçok Almana ve bazı İngilizlere gerçek edebi büyüklüğe, ancak insanın içinde kendiliğinden doğan dürtülere kendini özgürce ortaya koyma olanağı verilerek ulaşılabileceğini inandırma yolunda birleştiler. Bu romantik bakış açısı, halkın ve ulusun dilini yüceltme yolundaki yeni bir değerle birleştirildi.

    Örneğin Johann Gottfried Herder (ölümü, 1803) Almanların ulusal ve edebi büyüklüğe Fransızcayı değil de, ancak Almancayı kullanarak ulaşabileceklerini öne sürdü. Edebiyatın ulusal kaynaklarına yönelen benzeri bir ilgi, Thomas Percy'nin (ölümü, 1811) Reliques of Ancient English Poetry adını taşıyan 1765′te yayımlanan kitabında, geleneksel İngiliz ve İskoç türkülerinin derlenip yayınlanmasına yol açtı.

    Bununla birlikte Avrupa'nın kültürel tarihinde, klasik biçimi bir romantik çağın izlediğini söyleyen geleneksel sınıflandırmaya gereğinden fazla önem vermek doğru olmaz. Her dönemde çok çeşitli beğeniler ve sanatkârca yaratıcılıklar görüldü. Örneğin İngiliz edebiyatı tarihinde John Milton (ölümü, 1674) büyük Hıristiyan destanı olan Paradise Lost yapıtını tam da William Wycherley (ölümü, 1716) açık saçık Restorasyon komedilerini ortaya koyarken yazdı. İncelediğimiz dönemin (1648-1789) sonlarına doğru, Robert Burns'un (ölümü, 1796) sanatçı yalınlığı, Dr. Samuel Johnson'un (ölümü, 1784) arada bir paragraf uzunluğunda tümcelerle karşılaşılan ağır düzyazılarının yazıldığı çağda, birlikte görüldü.

    Aynı biçimde, Luther'in Kitabı Mukaddes çevrisinin ve Shakespeare'in oyunlarının ülkelerinde modası hiçbir zaman geçmezken, eski Roma'nın ve Yunan'ın klasik edebiyatları, tüm eğitim görmüş kişileri, aynı bilgi kaynaklarıyla ve aynı duygularla donatabildi. Bu ortak bilgiler ve duygular, Yunan ve Latin klasiklerine gelişigüzel değinişlerin kolaylıkla ve hemen tanınacağını bilen yazarlarca ve oyuncularca kullanıldı.

    alıntı
0 0 0