Fabl Örnekleri

Son güncelleme:
  • Fabl - Fabl Örnekleri Nelerdir - Fabl Örnekleri Hakkında - Fabl Hakkında

    BALIKLAR VE KAVAL ÇALAN ÇOBAN

    Anet kıza vurgunTirsis çoban
    Öyle yanık türküler söyler
    Öyle sesler çıkarırmış ki kavalından
    Mezarlarında ürperirmiş ölüler.
    Bir gün yine türküleri, kavalıyla
    Yürüyormuş bir dere boyunca.
    Kırlarda türlü çiçekler açmış
    Tatlı yeller esiyormuş çayırda.
    Tirsis çoban bir de bakmış
    Sevgilisi balık avlıyor oltasıyla.
    Ama şu sersem balıklara bak ki sen
    Tutulmuyorlar hiçbiri çoban kızına.
    İnsan, hayvan, yüreği taştan
    Her yaratığı duygulandıran çoban
    Balıkları da büyülerim sanmış,
    Ama aldanmış;
    Şöyle bir türkü döktürmüş onlara:
    — Ey bu akarsuların yurttaşları;
    Bırakın sizin o ünlü su perisi
    Bekleye dursun derin mağarasında da
    Bin kez daha güzelini gelin görün;
    Tutsağı olmaktan korkmayın bu güzelin.
    Onun zulmü bizleredir yalnız;
    Sizler güler yüzlü karşılanırsınız.
    Korkmayın, canınıza kıymak istemiyor ki,
    Billur gibi bir havuzda besleyecek sizi.
    Bir kaçınız bu arada can verirse de
    Ne mutlu ölene Anet'in ellerinde.
    Hiçbir etkisi olmamış bu söylevin.
    Sağır ve dilsizmiş hepsi dinleyenlerin.
    Tirsis çoban ne diller dökse nafile;
    Ya, demiş, demek tatlı söz kâr etmiyor size.
    Gitmiş upuzun bir ağ getirmiş
    Balıklar sürüyle dolmuş içine;
    Hepsini Anet'in ayakucuna sermiş.
    Ey krallar, koyun değil insan güdenler,
    Kimi zaman beyinsiz bir sürüye
    Akıl vermek için boşuna nefes tüketenler:
    Tatlılıkla getiremezsiniz onları yola.
    Laf anlamazlara başka türlü davranmak gerek
    Gücünüzü kullanıp ağlarınızı gererek.

    KULAKLARI KESİLEN KÖPEK

    — Ben ne yaptım, ne kusur işledim ki
    Kendi efendim budadı böyle beni?
    Şu maskara halime bakın:
    Ben böyle nasıl çıkarım
    Öteki köpeklerin karşısına?
    Ah hayvanların kralları,
    Daha doğrusu baş belaları,
    Size yapsalar ne derdiniz buna?
    Genç çoban köpeği Karabaş
    Böyle yakınıp duruyormuş.
    Herkes kılı kıpırdamadan seyretmiş
    Kulaklarının kesilmesini insafsızca.
    Karabaş çok şey yitirdiğini sanmış,
    Ama çok şey kazandığını görmüş zamanla.
    Dalaşmayı seven cinsten olduğu için
    Kim bilir kaç kez kırlardan
    Kulakları paramparça dönecekmiş eve.
    Kavgacı köpek yırttırır kulağı her zaman.
    Ne kadar az tutamak verirse o kadar iyi
    Başka azılıların dişlerine.
    Savunulacak bir tek yerin kaldı mı
    Saldırıya karşı beslerler orasını,
    Karabaşın boynundaki gibi bir gerdanlıkla.
    Dibinden kesik de oldu mu kulakların
    Kurt, kapacak yerini bulsun da kapsın.

    KEKLİKLE HOROZLAR

    Bir kekliği getirmiş adamın biri,
    Horozlarla bir kümese koymuş.
    Kekliği düşünün, hanım hanımcık;
    Bir de o edepsiz, o saygısız herifleri.
    Car car bağırıp çıngar çıkarmak
    Bütün marifetleri.
    Ama keklik sevinmiş önce
    Kümeste tavuk görmeyince:
    — Yaşadık, demiş; bunlar kadına düşkündür;
    Âşık oldular mı bana
    Kraliçe olduğum gündür.
    Gel gelelim azgın ibikliler
    Hiç de saygı göstermemişler
    Güzelim yabancı bayana.
    Bütün gün gagalayan gagalayana.
    Fena alınmış kınalı keklik,
    Bu ne biçim erkeklik, kadınseverlik!
    Ama bakmış işin rengi başka,
    Yalnız kendine değil bu kaba şaka;
    Horozun horoza ettiği bin yeter;
    Nerdeyse birbirlerini yiyecekler.
    — Demek âdetleri bövle, demiş;
    Bunlara kızmak değil acımak gerek.
    Tanrı herkesi bir örnek yaratmıyor ki
    Kimini horozca yaşatıyor,
    Kimini keklikçe.
    Elimde olsa durur muyum içlerinde?
    Gider doğru dürüst,
    Uslu akıllı erkekler bulurum kendime.
    Bırakıyor mu buraların zorbası?
    Tuzaklara düşürüyor bizi kör olası,
    Atıyor horozların içine,
    Kanatlarımızı da kesiyor üstelik.
    İbiklilerin bunda suçu ne?
    İnsanda bütün kötülük.
    ÖRÜMCEKLE KIRLANGIÇ

    — Ey Zeus, beyninden çıkartıverdiğin,
    Dltimaslı yarattığın Pallas Athena
    Kıskanıp Lidya'da dokuduğum kilimleri
    Örümceğe çevirdi bıraktı beni.
    Ne olur, bir kez de benim derdimi dinle.
    Bülbülün bacısı kırlangıç
    Yiyecek bırakmıyor bana hiç.
    Fırıl fırıl dönüp,
    Havadan, su üstünden süzülüverip
    Kapıyor sineklerimi ben kapmadan.
    Sineklere benim diyebilirim,
    Ağlarımı özene bezene
    Onlar için germişim;
    Dolacaklar sürüyle içine
    Bu kör olası kuş olmasa
    Böyle saygısızca yakınmış örümcek,
    Eskiden dokumacı, şimdi örücü Arahne:
    İstediği de ne?
    Bütün uçan böcekleri o avlayacak.
    Bülbülün kız kardeşi, inadına,
    Gösterip en ince marifetlerini
    Kapmadık sinek bırakmıyormuş havada,
    Hem kendisi, hem yavruları için,
    İnsafsız, amansız bir av sevinciyle
    Obur yavruları yuvada, ağızlan açık,
    Yarım yamalak seslerle ciyak ciyak,
    Sinek bekliyorlar çünkü ille de sinek.
    Bir deri bir kemik kalmış zavallı örümcek,
    Ve kendisi de gitmiş gürültüye:
    Kırlangıç bir saldırısında,
    Yürütmüş ağları mağları
    Örümceğin kendisiyle birlikte
    Zeus'un iki sofrası var her yerde:
    Birinde usta, uyanık, güçlü olanlar yer;
    Ötekinde küçükler artıkları bekler.


0 0 0