Bölücülük Ve Anti Emperyalizm

Son güncelleme: 22.04.2012 01:12
  • Bölücülük Nedir - Bölücülük Hakkında - Anti Emperyalizm - Anti Emperyalizm Konu Anlatım - Anti Emperyalizm Nedir

    Hangi bölücülük?

    Bölücülük kavramı, Türkiye'de milliyetçiliğin farklı tonları (devlet partisi CHP ve faşist parti MHP) tarafından, ülkenin ulusal sınırlarının bütünlüğüne, yani Türk egemen sınıfının çıkarlarını belirleyen siyasal sınırlara yönelik tehdit içeren faaliyetler bütünü anlamında bir suç olarak tanımlanır. Bu suçlama, sürecin doğal bir sonucu olarak, "Türkiye Türklerindir" anlayışına en güçlü şekilde muhalefet eden toplumsal güç konumundaki Kürt halkı için kullanılır. Kürt Özgürlük Hareketi, şu an için bağımsız bir Kürt devleti talebine sahip olmamasına rağmen, burjuvazisine çeşitli korkuları sebebiyle bu çerçeveyi hatırlatır. Hiç kuşku yok ki, Türk egemen sınıfının egemenlik sınırlarını daraltacağı için, burjuvazi açısından bölünme faydalı değildir.

    Burjuvazinin böyle endişeleri olması normal olsa da, sosyalistler için egemen sınıflarının belirlediği ulusal sınırların bölünmesi veya parçalanması değil, işçi sınıfının bölünmüşlüğü sorundur. Marks'ın tanımladığı üzere, kapitalizm bütün işçileri bir arada çalıştıran, işçi sınıfını kollektif olarak üreten ve ortak çıkarlara sahip olan bir sınıf olarak var ettiği için, işçi sınıfı kapitalizmin mezar kazıcısıdır. Bu sebeple toplumsal yapıyı değiştirebilme yetisine sahip tek sınıftır. Tam da bu yüzden, Marksistler, farklı uluslardan işçilerin, farklı cinsel yönelimleri olan işçilerin, erkek ve kadın işçilerin burjuvaziye karşı birlikte mücadele etmesini engelleyen fikirlere karşı çıkarlar. İşçi sınıfının çıkarlarını savunanlar, milliyetçilik, cinsiyetçilik, homofobi gibi, egemen sınıfın işçi sınıfının birliğini bölmeye çalışan tüm ideolojilerine karşı mücadele ederler.

    Dolayısıyla, bölücülük kavramı, farklı sınıflar için farklı anlamlar taşır. Bu sebeple, farklı ulusların gönüllü olmayan birlikteliğini savunmak, sosyalistlerin işi değildir. Böyle bir tavrın anti-emperyalist olduğu iddiası da gerçeklik taşımaz.


    Anti-emperyalizm ve milliyetçilik

    Sosyalistler, emperyalist hiyerarşinin tepesinde bulunan devletlerin, başka ülkelere "demokrasi götürmek", "teröre karşı önleyici savaş" açmak gibi bahanelerle yaptıkları tüm askeri müdahalelere karşı çıkarlar. Ancak antikapitalist olmadan, kendi egemen sınıfına karşı çıkmadan yapılan anti-emperyalizm, milliyetçilikten başka bir şey değildir. ABD'nin 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak'ta giriştiği, bir milyondan fazla insanın ölümüne sebep olan savaşlara karşı muhalefetin en ön saflarında sosyalistlerin yer almasının sebebi budur. Ancak sosyalistler, emperyalizme karşı direnişe destek verirlerken; ırkçıların başka uluslara karşı yürüttükleri soykırım politikalarına, farklı ulusların bir devletin sınırları altında zorla tutulmasına da karşı hareket ederler.

    Çünkü sosyalistler, belli bir ulusun işçilerinin çıkarlarının, diğer uluslardaki sınıf kardeşleriyle değil, kendi ulusunun burjuvazisiyle ortak olduğunu vurgulayan milliyetçiliğe karşı; bütün ulusların tam eşitliğini savunurlar. Başka ulusları zorla sınırları içerisinde tutan egemen ulusun devrimci işçileri, kendi egemen sınıflarıyla hiçbir ortak çıkarları olmadığını ezilen ulusların işçilerine kanıtlamak için, ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin haklarını savunurlar. Üstelik bunu yaparken, "emperyalizmin bölücü stratejileri" gibi sınıf temelinden yoksun analizlere girişmezler. Kararlı bir anti-emperyalist olduğu bilinen Bolşevik liderlerden Vladimir Lenin, konuyla ilgili olarak şöyle diyordu:

    "Nasıl ki, örneğin Latin ülkelerde olduğu gibi cumhuriyetçi sloganların halkın aldatılması ve malî soygun amacıyla burjuvazi tarafından kullanılması durumları, sosyal-demokratların cumhuriyetçiliklerinden vazgeçmeleri için bir neden olamazsa, aynı şekilde bir emperyalist devlete karşı ulusal kurtuluş savaşımından, bazı durumlarda bir başka "büyük" devlet tarafından. aynı ölçüde emperyalist amaçları için yararlanılması hali de, sosyal-demokratların, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını reddetmelerine neden olamaz."

    Miloseviçlerin yolu

    Rus Devrimi'nin önderlerinden Leon Troçki, 1912'de Balkanlar'daki savaşı bir gazeteci olarak izledi. Türkçe çevirisi Arba Yayınları'ndan çıkan "Balkan Savaşları" adlı kitap sadece imparatorlukların tarih sahnesinden çekilişini ve 1. Dünya Savaşı'nı yaratan koşulları değil, Balkanlar'daki etnik gerginliklerin tarihsel köklerinini de gösteriyor.

    Balkan savaşlarını bir savaş muhabiri olarak izleyen Troçki, şu tespiti yapmıştı:

    "(...) Balkan yarımadasının birliği iki yolla sağlanabilir: Ya yukardan, en güçlüsü hangisiyse o Balkan devletini daha zayıf olanları yok etme pahasına genişleterek, ki bu güçsüz ulusları ezen ve imha eden savaşları da içeren, monarşizmle militarizmi birleştiren bir yoldur; ya da aşağıdan, insanların kendiliklerinden birleşmeleriyle, ki bu devrimin yoludur, Balkan hanedanlıklarını yıkan ve bir Balkan federal cumhuriyetnin bayrağını açan yoldur."

    20. yüzyılın tüm tarihi, 1989'da stalinizmin çöküşünün ardından Balkanlar'da başlayan gerginlik ve etnik çatışmalar, Troçki'nin tespitini doğruluyor.

    Kendilerini böyle tanımladıkları için ırkçı Miloseviç'i "komünist", Sırp milliyetçisi Kusturica'yı "anti-emperyalist" ilan etmek şovenizmin bilindik bir taktiğidir. Zorunlu olarak "etnik temizliğe" yol açan bu politik hattı savunanlar, kendi ülkelerinde ezen ulusun milliyetçiliğini destekledikleri gibi, Balkanlar'da da güçlü olanın yanında tutum alırlar.

    Kaynak: Ozan Tekin & Volkan Akyıldırım
#22.04.2012 01:12 0 0 0