Mektup Yazısı - Mektup Kahraman Tazeoğlu - Kahraman Tazeoğlu Yazıları
"İntiharlardan ölümsüz, ihanetten ölümlü yüreğim, senzede acılarla küçüldü yine; bu gece, dün gece, gecelerce... Oysaki çocuk sesleriyle sakinleşen bir yaşamın kıyısındayken ve yankılarımda yakamozlar biriktirme telaşesindeyken başlamıştı her şey. O zamanlar, umudun kırık aynasından bakıyordum yarınlara. Her kırık parça, anımı karartıp, anılarımı kırmızıya boyuyordu. Gülüşlerim, neşeli baharları barındırıyordu içinde. Aşk, usanılası hayatların, tekil sevinciydi gönül lugatimde. Sevmek ve sevmemek arasında say ederken adınla nefes alabilen bir beden bulmuştum ayakucumda. Nöbetine orduları çağıran bu serüvende, çok figüran girdi yaşantımıza. Denklemine bir bilinmeyen ekleyecek kadar iyi tanıyorduk bu hayatı ve beklemeyecek kadar iyi biliyorduk, geçen yılların yalanlarını. Çok uzak mekanların beraberliğinde yol alıyorduk aşk'a.
Ama şehirlerarası büyüyen bu sevda, er geç vuslata erecek sanıyorduk. Ve ben, sana uzak yıldızlardan, en yakın parlaklıklar biriktiriyordum güncemde. Zaman geçtikçe kazınan, kazındıkça kapanan bir yaranın iki ucunda kanıyorduk ama kan kaybeden ve acil yaşlar döken hep ben oluyordum. Sana gelmenin adıydı 'gitmek' ve ben her gelişimde, vardiyası vurgun hiçliğime gidiyordum kendimden. Senin gemilerin yanaşacak rıhtım ararken maviliklere, ben seferler düzenliyordum; seyyah gençliğin, rıhtımsız, limansız ve gemisiz esirliğine. Oysa ben sana baharın aydınlığı kadar saklanmıştım ve sana yalansız yanışlarda susamıştım.
Beni benden ayıran, beni bana ayartan sevgili! Henüz karşına çıkmadan, karşı çıkmadan, kayıp gittin, kaybedip gittin. Küfür gibi kanayan bu yaradan yangınlar doğuyor. Alev alev sönüyor, cayır cayır susuyorum. Sana ait ne varsa yakıp yıksaydım keşke diyorum. Ne çare gücüm yetmiyor. En büyük sevgiler geçiyor yanımdan, bakamıyorum. 'kendini intihardır bu' diyorlar, diyenlere de bakamıyorum. Seni bilmeyenlerin bilmelerine 'sen' ekleyemem ki! Kapılarımın ilk açılışıyla kapandığını hangi kelime koynunda söyleyebilirim ki! Anlamını kaybeden cümleler arasında, silik bir bekleyişte tükeniyorum. Her tren, her otobüs gidiyor, ben kalıyorum. Ya da her tren, her otobüs ve her kırlangıç kalıyor ben kanmıyorum...
Şimdi sen, bunca cümlenin ardında neler var, her zamanki gibi bilme! Sadece, sadece beni bana ver artık ve peşinden sürükleme..."